Türkiye, dünyada en fazla siyasetçi, gazeteci, yazar, hak savunucularını yargılayan, hapse atan ülkelerden birisi. Yargı bağımsız olmayınca hükümeti eleştiren herkes yargı tehdidiyle karşı karşıya kalabiliyor. Siyasetçiler parti faaliyetleri, milletvekilleri yaptıkları açıklamalar, gazeteciler yazdıkları yazı ve haberler, insan hakları savunucuları çalışmaları nedeniyle cezaevine atılıyor. İfade özgürlüğünün neredeyse tümüyle ortadan kaldırıldığı Türkiye’de, demokrasi ancak direnenlerin mücadelesinde hayat buluyor. 

Cezaevine girseler de demokrasi mücadelesinden vazgeçmeyen isimlerle bu mücadelelerini konuştuk. Tutuklu bulunan siyasetçiler, gazeteciler ve insan hakları savunucularının Türkiye gündemine dair görüşlerini, cezaevlerine dair sözlerini “İçeriden Söyleşiler” başlıklı dosyamızda aktaracağız.

Pandemi nedeniyle avukat görüşlerinin sınırlı olduğu, mektupların geç ulaştığı koşullarda tutuklularla söyleşi yapmak hayli zor oldu. Bu nedenle söyleşileri elimize ulaştıkça yayımlayacağız. 


Derya OKATAN


ARTI GERÇEK- Aralarında HDP eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da bulunduğu HDP milletvekilleriyle birlikte 4 Kasım 2016 tarihinde gözaltına alınıp tutuklanan eski Hakkari milletvekili Abdullah Zeydan, onurlu ve ahlaklı, özgür bir yaşamı isteyenlerin her şeyi göze alacağını belirterek, “Cezaevleri, böylesi erdemli insanlara hep bir adım mesafededir” diyor. 

Kendilerini “siyasi rehine” olarak tanımlayan Zeydan, özgürlüklerine kavuşmalarını da siyasi gelişmelere bağlıyor.  Mevcut iktidarla barışın, huzurun, demokrasinin olmayacağını ifade eden Zeydan, “Kürtler artık sorunların çözümünü başkasından beklemek, başkasından istemek yerine bizzat kendileri kendi sorunlarını ve tüm sorunları çözecek şekilde iktidarın bir parçası olmayı hedefliyorlar” diyor.

4 yıldır Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP eski Hakkari Milletvekili Abdullah Zeydan’ın Artı Gerçek’in sorularına verdiği yanıtlar şöyle: 

Cezaevinde pandemi sürecini nasıl geçiriyorsunuz? Koşullarınızdan bahseder misiniz? Cezaevinde salgına karşı yeterli önlemler alınıyor mu?

Zaten zor olan koşullar pandemiyle birlikte daha da ağırlaştı. Burada salgının içeriye girmemesi için bir gayret olduğunu görüyoruz. Ama tüm tedbirlerin yeterli olduğunu söyleyemeyiz. Özellikle beslenme konusunda maddi imkânları olamayıp kantinden ek gıda, meyve ve sebze alamayan tutsakların ki neredeyse çoğu bu durumda, yeterli düzeyde beslenebildiklerini söylemek mümkün değil. Gerçi son bir ayda ısrarlı başvurularımız sonucunda yemek ve meyve-sebze konusunda küçük de olsa iyileştirmeler yapıldığını görüyoruz.

‘SOHBET HAKKI HÂLÂ ENGELLENİYOR’

Cezaevinde günleriniz genel olarak nasıl geçiyor, neler yapıyorsunuz?

Genelde okuyoruz. Haftada bir gün spor yapıyor, ara sıra bağlama çalıyoruz. Neredeyse tüm cezaevlerinden her hafta onlarca mektup alıyoruz. Hepsine büyük bir mutlulukla, tek tek cevap yazıyoruz. Yeni Yaşam ve Evrensel gazetelerini uzun zamandır alamıyoruz. Cumhuriyet, BirGün, Karar gazetelerini ve Halk TV’den kısıtlı da olsa gündemi takip etmeye çalışıyoruz. Diğer tutsaklarla görüşme ve ortak faaliyete çıkma taleplerimiz halen reddediliyor. Anayasa Mahkemesine kadar taşıdık bu hukuksuzluğu. Umarım olumlu bir sonuç alırız.

‘GÖRÜŞLERDE KİŞİ SINIRLAMASI KALDIRILMALI’

Aile ve avukat görüşlerinde sorun yaşıyor musunuz?

Aile görüşleri ayda iki kez, iki kişiyle sınırlı ve kapalı görüş şeklinde. Halbuki gerekli tedbirler alınarak kişi sınırlaması olmadan, en azından eş ve çocuklarla açık görüş şartları sağlanabilir. Fakat insani, vicdani, ahlaki değerlerden o kadar çok uzaklaşmış bir yönetim anlayışı var ki, olumu bir duruş beklemek mümkün değil.

Avukat arkadaşlarımız böylesi zor ve ağır bir süreçte bile salgın riskine rağmen büyük fedakârlıklarla hep yanımızda oldular, emekleri asla unutulmaz. Pandemi süreciyle birlikte buradaki avukat görüşmeleri hükümlü görüşme şartlarıyla sınırlandırılmıştı. Mesai saatleri dışında ve hafta sonları görüşme izni yoktu, yaklaşık yedi aydır. Bu uygulama, 2 Ekim itibariyle kalktı, eski hale dönüldü. 

‘İĞNE UCU KADAR UTANMIYORLAR’

Pandemi Türkiye’de var olan ekonomik ve sosyal sorunları derinleştirdi. Türkiye’de pandemi sürecinin yönetilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

İktidarın Türkiye'yi artık yönetemediği çok açık. Sağlıktan adalete, ekonomiden eğitime, tarımdan sanayiye, dış politikadan çevreye tüm alanlardaki kurumlar birer enkaza dönmüş durumda. Sabahtan akşama kadar tek yaptıkları şey yalan söylemek. Bıkmadan ve yüzleri hiç kızarmadan sadece yalan söylüyorlar. 

Daha ilk günden, tüm pandemi boyunca en büyük fedakârlığı üyelerinin yaptığı Türk Tabipleri Birliğini böylesi kritik bir sürece dahil etmeyen Sağlık Bakanlığının, süreci doğru yönetebilmesi beklenemezdi. Bilimi, mesleki tecrübeyi, ortak bilim aklını, şeffaflığı, gerçek verileri bir tarafa iterek diğer tüm politikalardaki gibi "acaba buradan bizlere rant ve oy getirecek bir şeyler çıkar mı" diye sadece kendi çıkarlarına odaklanan bir anlayışın bu süreci doğru yönettiği söylenebilir mi? Maalesef bu süreç halkımızın zaten zor olan yaşamını daha da zorlaştırdı. Toplumun büyük bir kesimi yoksulluğa mahkûm edildi. İnsanlar umutsuzluktan ve çaresizlikten intihar ediyorlar. Ve bundan dolayı iğne ucu kadar utanan bir iktidar yok.

‘CEZAEVLERİ ERDEMLİ İNSANLARA BİR ADIM MESAFEDEDİR’

Yaklaşık dört yıldır cezaevindesiniz. İlk gözaltına alınırken bu kadar uzun kalacağınızı tahmin etmiş miydiniz? Mahpusluğun sizdeki etkileri neler oldu?

Bizler siyasi rehineleriz. Ne kadar süreceği siyasi gelişmelerle ilgilidir. Hileyle “evet” çıktığını herkesin bildiği 16 Nisan 2017 referandumunda, hile yapılamayacak farkta “hayır” çıksaydı bizleri içeride tutamazlardı. AKP, MHP, Perinçek, Ağar ittifakı sandıkla gitmeden bizler, halkımız ve tüm muhalifler üzerindeki zulüm devam edecektir. Halkımız da bunun farkında ve ilk seçimde bu iktidarı gönderecektir.

Hiç kimse cezaevine girmek istemez. Fakat onurlu ve ahlaklı, özgür bir yaşamı isteyenler her şeyi göze alırlar. Ve cezaevleri, böylesi erdemli insanlara hep bir adım mesafededir. Zindan sürecinde öğrenmeye devam ediyorum. Ayrıca zindan süreçleri bir arınma, yenilenme, eksiklerden ders çıkarma süreçleridir.

CEZAEVİNDE GEÇEN BİR SAATLİK TAHLİYE SÜRECİ

Hakkınızda tahliye kararı verilip birkaç saat sonra yeniden tutuklama kararı verildi. O saatleri nasıl yaşadınız, biraz anlatır mısınız?

Akşam saat sekiz gibi Selahattin Başkan’ın kardeşi, Avukat Aygül Hanım kendisiyle görüşmeye geldi. Selahattin Başkan 15 dakika sonra gelip benim tahliye edildiğimi söyledi. İnfaz koruma memurlarına tahliye yazısının cezaevine ulaşıp ulaşmadığını sorduk. Ulaşmadığı cevabını alınca, tahliye edilmemem için uğraşıldığını anladık. Saat dokuz gibi Aygül Hanım tekrar Selahattin Başkan ile görüşmeye geldi, tekrar tutuklandığımı öğrendik. Yani tahliye edildiğimi saat sekizde, tekrar tutuklandığımı saat dokuzda öğrendim.

‘HIRSIZI KUYUMCU TERAZİSİNE KOYSANIZ BİR GRAM UTANMA DUYGUSU BULAMAZSINIZ’

Vekilliklerin düşürülmesi, milletvekillerinin tutuklanması, kayyım atamaları vs, tüm bunlar tercihleri, iradesi yok sayılan Kürt halkını nasıl etkiliyor? 

Birileri, size ait bir şeyi gelip zorla elinizden alıyorsa bunun adı gasp ve hırsızlık olur. Halkın iradesi açıkça çalınmıştır. Burada utanç duyması gerekenler hırsızlardır. Fakat adı üstünde, hırsızı kuyumcu terazisine koysanız bir gram utanma duygusu bulamazsınız. Kürt halkı elbette üzülüyor, öfkeleniyor ve gerektiğinde de son yerel seçimlerde görüldüğü gibi bu gaspı yapanlara büyük bedeller de ödetiyor. Ve bu adaletsizliğin çok sürdürülemeyeceğini de biliyor. Demokratik siyaseti, değerleri ısrarla savunmaya devam ediyor. Evet, büyük bir zulümle karşı karşıyayız. Fakat Kürt halkı her anlamda güçlü olduğunu, haklı taleplerine kavuşmaya her zamankinden daha yakın olduğunu da görüyor. 

‘HALKLA İÇ İÇE OLMAK MUTLAKA BAŞARIYI GETİRECEKTİR’

Partiniz, 1 Haziran’da başlattığı Demokratik Mücadele Programını tamamladı. Şimdi de anti-faşist bloku oluşturma mücadelesi başlatacağını açıkladı. Partinizin bu faaliyetlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Eş Genel Başkanlarımız, milletvekillerimiz, parti yöneticilerimiz, il ve ilçe örgütlerimiz ağır baskılara rağmen zulme boyun eğmeden çalışmalarını sürdürüyorlar. Medya ambargosuna rağmen bu emeklerin halkımızda büyük karşılık bulduğu kesin. Bizler barış, demokrasi, birlikte, onurlu ve özgür bir yaşam mücadelesi yürütüyoruz. Türkiye halklarına anlatacak ve karşılık bulacak çok sözümüz var. Zaten büyük bir çöküş yaşayan faşizmin korktuğu da budur. Hukuksuzluğu, adaletsizliği, zulmü kurumsallaştırmaya çalışan iktidara karşı, usanmadan halkla iç içe olmak; sivil toplum kuruluşları, ev, iş yeri, köy ziyaretlerini hiç ara vermeden sürdürmek, halkın önerilerini, eleştirilerini, taleplerini dinlemek ve bunlardan yararlanarak planlamalar yapmak mutlak başarıyı getirecektir.

‘HDP TÜM KESİMLERİ ORTAK İYİDE VE ORTAK ÇIKARDA BULUŞTURABİLİR’

Kürt sorununun çözümüne dair ufukta bir adım görülmüyor ama barışa dair hâlâ umutlu musunuz?

Savaştan, çatışmadan çıkarı olanlardan barış beklenmez. Mevcut iktidarla barışın, huzurun, demokrasinin olmayacağı açıktır. İktidarın Kürt’e de Türk’e de acıdan, yoksulluktan başka verdiği, vereceği bir şey yoktur. Kürtler artık sorunların çözümünü başkasından beklemek, başkasından istemek yerine bizzat kendileri kendi sorunlarını ve tüm sorunları çözecek şekilde iktidarın bir parçası olmayı hedefliyorlar. 

Yüzde bir oy alan partiler iktidarı hedefliyor, iktidar ortağı olabiliyorlar. İktidarın politikalarına yön verebiliyorlar. Yüzde on beşlere varan oyuyla dürüst, ehil kadroları; özgürlükçü, çoğulcu, demokratik, kucaklayıcı programlarıyla iktidarda olmayı en fazla hak eden HDP niye bunu hedeflemesin?

HDP, Türkiye'deki demokrasi sorununun temelini oluşturan Kürt sorunu ve diğer tüm sorunları çözebilecek yetkin kadrolara sahiptir. HDP uzun yıllardır sahip olduğu çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı yapısının tecrübesiyle ve sabırla, aklı selimle tüm muhalefeti, toplumsal kesimleri çoğulcu, özgürlükçü, eşitlikçi, demokratik her kesimi, kimliği, inancı kapsayan kucaklayan bir anayasa etrafında, "ortak iyide ve ortak çıkarda" buluşturabilecek, bunun yollarını olgunlukla örecek, açacak kapasiteye ve güce de sahiptir. Türkiye toplumunun ihtiyacı da budur. 

Son yıllarda neredeyse toplumun tüm kesimlerinin maruz kaldığı zulüm, insanlardaki empati duygusunu geliştirdi. Kürtlerin uğradığı zulmü şimdi daha iyi anlayabiliyorlar. Onlarca yıllık önyargılar kırılmaya başlandı. Toplumun büyük çoğunluğu yüzyıllara varan inkârın, asimilasyonun son bulması ve artık birlikte, onurlu ve özgürce yaşamanın yollarının aranması gerektiğine inanıyor. Demokrasi taraftarı herkesin bu talebi görmesi ve ona göre demokratik ortak cumhuriyeti huzurlu, mutlu, özgür, onurlu bir yaşamı Türkiye halklarına armağan etmeleri gerekir. Tüm bunları gerçekleştirebilecek yüreği iyilik sevgi dolu on milyonlar var. Barışı, kardeşliği, kucaklaşmayı hep birlikte gerçekleştireceğiz. Dolayısıyla her zamankinden daha umutlu ve dirençliyiz.