Alevi Bektaşi Kültürünü Tanıtma Derneği (ABKTD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) düzenlediği “Aleviler: Din, Beden, Cinsiyet; Neşeden Kedere” Sempozyumu’nun ikinci gününde  “Yaratılış Mitolojisinde, Neşede, Kederde Beden; Sual Edilen Ten” konusunda sunumlar yapıldı.

İzmir Kültürpark Fuar Alanı’ndaki İsmet İnönü Sanat Merkezi’nde yapılan oturumu Aylime Aslı Demir kolaylaştırdı. Dernekler, "Başta LGBTİ+lar olmak üzere herkesin cenaze hizmetlerini yürütmeye talibiz" açıklamasının da yapıldığı oturumda Dr. Cemal Salman, Dr. Dilek Kızıldağ ve Doç. Dr. Hişyar Özsoy konuştu.

Dernekler, "Başta LGBTİ+lar olmak üzere herkesin cenaze hizmetlerini yürütmeye talibiz" açıklamasında da bulundu.

MİTOLOJİK ÖRNEKLER

‘Mitik Mekanda Kadın Anlatıları’ konu başlığında sunum yapan Dr. Cemal Salman, “Alevilikte temel bir yaratılış anlatısı var. Miraçla bağlantılı kırklar anlatısı temel metinlerdir. Dünyada ilk topluluklarda temel mitolojik anlatıları var. Geniş bir mitoloji hanesi var. Kadın anlatıları doğal nesne veya oluşla başlıyor. Bereketle, toprakla özdeşletiren anlatılar oluyor. Kadın varoluşun sembolü oluyor. Kadının tanrıça konumu giderek yavaşlıyor ve tanrı anlatımlarına dönüyoruz. Tanrıçalar ismen yer değiştiriyor ama tamamen ortadan kalkmıyor. Anlatılar bu sefer iyi ve kötü kadın rolüne bürünüyor” dedi. Salman, devamla farklı inançlardaki mitolojik anlatımlara örneklerle değindi.

AĞITLAR VE YAS

‘Kadın, Ölüm, Yas, Ağıt: Koçgiri Örneği’ başlıklı konuda sunum yapan Dr. Dilek Kızıldağ, ağıtlar ve yas yerlerinin Koçgirili kadınların sanatlarını icra edebilecekleri alanlar olduğuna işaret ederek, “Koçgiri farklı aşiretlerin bulunduğu bir Kürt-Alevi yerleşim alanıdır. Büyük bir kıyımdan geçmiş topluluk. Acı ve yas ile andığımız çok karakteristik özelliği olarak ağıtlara yansıyor. İzleri çok büyük. Bu ezgiler doğaçlama ve sözlü şiir gibi. Genellikle kadınlar tarafından yakılıyor. Mezar kaldırma, inanç ritüelleri kadının kendisini en iyi ifade ettiği alanlar oluyor. Mezar kaldırmada büyük bir heyecan vardı ve müthiş bir hazırlık yapılırdı. Ölen kişi üzerinden duygu durumlarını aktarıyorlar. Mezarlarda ağıt yakmak kadınlara terkedilmiş bir alan. Ağıt icra edilirken bu gidişatı kadın belirliyor ve kimi zamanlar kadın-erkek atışmalı olabiliyor. Çoğunlukla Kürtçe söyleniyor. Bir kadının bıraktığını diğer kadın alarak ezgi halinde söylüyor. O anda üretilen bir doğaçlama oluyor ve koro şeklinde de okunabiliyor” diye aktardı.

KOÇGİRİLİ KADINLAR

Kadınlara ait ağıtların bir zaman sonra erkeklerin eliyle anonimleştiği belirlemesinde bulunan Kızıldağ şöyle şöyle devam etti: “Ölenin ağzından ona karşı yapılan haksızlıklar, pişmanlıklar dile getiriliyor. Amaç ağlamayı çoğaltmak ve coşturmak oluyor. Bu şair kadınlar cenazelerde aranan kişiler oluyor. Bir yas yerinin makbul sayılması oradaki ağıt ve ağlama ile ifade ediliyor. Bu alanlar Koçgiri kadınlarının bir nevi sanatlarını icra etme ortamları oluyor. Ağıtların zamanla türkü formuna geçip dolaşması erkekler tarafından oluyor. Kadın tarafından yazılan eserlerin sahipleri unutulup gidiyor. Zamanla anonimleşiyor. Kadınların tek alanları yaslar olduğu için bu eserlerini yayma ortamları yok. Birde kadınlar mahlas kullanmıyor. Bu ağıtların büyük bir bölümü 1. Dünya savaşı dönemine geliyor. Ağıtlara konu olan sadece bireysel ağıtların dışında zulüm karşısında yakılan ağıtlar günümüze kadar ulaşıyor. Tarihi anlatan birer belge oluyor.”

DEVLETİN KÜRTLERE YAKLAŞIMI

HDP Milletvekili Hişyar Özsoy ise Kürtlerin cenazelerine yönelik devletin şiddet pratiklerine dikkati çekerek, “Cenazesi bulunmayan birçok insanın durumunu tezime aldım. O tezin kendisi sembolik bir mezar gibiydi. Cenazesi bulunmayan onlarca, yüzlercesini oraya yerleştirdik. İnsan ölülerini koyacağını bir mekanı olmalı. Son 6-7 yıldır vicdanları kanatan olayları yaşandı. Ekin Van, Hacı Lokman, Aysel Tuğluk’un annesinin cenazelerine yapılanları gördük. Mezarlıklardan cenazeler çalınarak kanalizasyonlara gömüldü.  Aileler ile birlikte cenazeleri arıyoruz. Herkesin mezarına saldırılarılar gerçekleşiyor. İnsan gibi yaşamayanlar insan gibi olamıyor” ifadelerini kullandı.

ÖLENLER VE GERİDE KALANLAR

Devletin ölüler ve yaşayanlar arasına sert bir çizgi çizerek toplumsal hafızayı hedef aldığını belirten Özsoy, “İnsan ölüsünü gömebilen demektir.  Ölülerimize bir değer biçiyoruz. Bu bir yere ait olma ve kimlik meselesidir. Türk ve Müslüman olmayanın ülke topraklarına gömülme hakkı yok. Devlet öldürdüğü cansız bedenden ne ister? Devlet, ölüler ile yaşayanlar arasına çok sert bir sınır koymak istiyor. Devlet, öldürme tekelini kendi elinde tutuyor. Devlet, ölümü öldürmeye çalışıyor ve öldürdüklerini mutlak bir hiçliğe kavuşturmak istiyor. Kürt sorunu çözülene kadar mesele bir çatışma meselesi olmaya devam edecek. Ölülere ve mezarlara saldırı yeni bir ölüm rejimidir. Kendine karşıt herkesin cenazesini kriminalize ederek şeytanlaştırıyor. Devlet sadece biyolojik olarak öldürmüyor, sembolik ve politik olarak da öldürmek istiyor. Son 30 yılda mezardan mahrum bırakılan Kürtlerin sayısı 10 binler ile ifade ediliyor. Ne ölüler tam ölebiliyor nede yaşayanlar tam yaşayabiliyor” şeklinde konuştu. (MA)