Can DÜNDAR


ARTI GERÇEK- İstifa doğru yerde kullanılırsa itibarlı bir müessesedir.

Onurlu bir itirazın, yastıkta huzurlu başın reçetesidir; suç ortaklığını önler.

Türk hükümetinin Corona krizini nasıl kötü yönettiği ortada… Kararların geciktiği, kayıpların gizlendiği, aylardır yazılıyor, söyleniyor.

Hükümetin umuru değil. Hadi onlar mukaddesatçı; “mukadderat” deyip geçecekler, ya onlara tavsiyelerde bulunmakla görevli, anlı şanlı Bilim Kurulu üyeleri… Onlara aylardır sesleniyoruz:

“Belki doğru tavsiye veriyorsunuz ama görüyorsunuz, uymuyorlar. Durum felakete gidiyor; izliyorsunuz. Madem hükümeti etkileme gücünüz yok, hiç değilse bu suça ortak olmayın” diyoruz.

Yapmıyorlar. Bırakmıyorlar. İçerden sürekli huzursuz olduklarına, istifaya kalkıştıklarına dair haberler geliyor. Ama ya bir şekilde ikna ediliyorlar, ya elde edilen, vaat edilen konfora kıyamıyorlar.

Dedik ki, “Çok ağır bir sorumluluğun altına giriyorsunuz, sonunda bunun faturası size çıkacak.”

Tınmadılar. Sonunda Erdoğan çıktı, ne dedi: “Tedbirlerin birinci derece sorumlusu Bilim Kurulu’dur.” 

Gel de “oh olsun” deme şimdi… Suskunluklarının bedeliydi bu; hak ettiler.

Yine içerden homurtu sesleri geliyor. Tanıdıkları gazetecileri arayıp, “Valla bizim sorumluluğumuz yok; sorumluluk Kabine’dedir” diyerek başlarına gelecekten sıyrılmaya çalışıyorlar.

Çok geç.

İstifayla koruyamadıkları onurlarını korumaz bu mırıltılar…

Erdoğan, nasıl depremin sorumluluğunu CHP zihniyetine yıktıysa, nasıl Gezi’nin faturasını Soros’a kestiyse, nasıl ekonomik yıkımdan damadını sorumlu tuttuysa, Corona felaketini de Bilim Kurulu’nun omzuna yıkıp sıyrılacak. Onlar da “Bunca yıllık kariyerimizi böyle bitirmeseydik keşke” diye dövünecekler; ama fayda etmeyecek. Yazık, çok yazık...