Can DÜNDAR


ARTI GERÇEK - Bazı politikacılar siyaseten ölüdür. Hayatta mı değil mi bilmezsiniz. Konuşur dinlemezsiniz. Sahneden çekilir fark etmezsiniz.

Bazıları da gömülmeye çalışıldıkça filizlenir, susturulmak istendikçe daha güçlü ses verir. Selahattin Demirtaş öyle bir lider.

Son dönem Türkiye siyasetinde pek karşılaşmadığımız, görmeye hasret kaldığımız bir karizması var. Sempatik, espritüel, hazırcevap, ama asıl önemlisi sapasağlam bir siyasal duruşu var. Kararlı ve cesur... Üstelik yazıya, müziğe, resme yeteneği var. Bütün bu özellikleriyle yıllardır Kürt nüfusuna sıkışmaktan yakınan bir hareketi Türkiye’ye açtı, geniş kitlelere ulaştı.

Ama çare aradığı hukuksuzluk, karşı çıktığı despotluk, sonunda kendi kapısını da çaldı. Sabaha karşı evi basılarak hapsedildi. O günden beri sussun diye, unutulsun diye, sadece ömür boyu hapse değil, yalnızlığa da mahkûm edilsin diye ne mümkünse yapılıyor. O ise, inadına, tweet oluyor, öykü oluyor, roman oluyor, çizgi oluyor, türkü oluyor, karikatür oluyor, mesaj oluyor, demeç oluyor, çıkıyor dışarı… Hatırlatıyor kendini, konuşturuyor kendinden… Üsttekilere korku, alttakilere umut veriyor veriyor.

Bülent Arınç’ın onun cezaevinde yazdığı “Devran” kitabını tavsiye etmesi, bence önemli bir çıkıştı. Bunun Erdoğan’ın yaptırdığı bir zemin yoklama olduğunu iddia edenlere katılmıyorum. Nitekim Cumhurbaşkanı, Arınç’ı fitnecilikle, Demirtaş’ı teröristlikle suçlayarak malum tavrını sürdürdüğünü ortaya koydu. Bu vesileyle Demirtaş’ın satırlarının, AKP’lilerin bile yüreğine dokunabilme gücü olduğunu bir kez daha gördük. Erdoğan’ı en çok korkutan da bu olsa gerek…

Neyle suçlarsa suçlasın, ne kadar hapsederse etsin, her yaptığı suçlama, hapiste geçen her gün, Demirtaş’ı daha  da büyütüyor. Bu “Devran”ın döneceği çok daha iyi anlaşılıyor.