Türkiye, dünyada en fazla siyasetçi, gazeteci, yazar, hak savunucularını yargılayan, hapse atan ülkelerden birisi. Yargı bağımsız olmayınca hükümeti eleştiren herkes yargı tehdidiyle karşı karşıya kalabiliyor. Siyasetçiler parti faaliyetleri, milletvekilleri yaptıkları açıklamalar, gazeteciler yazdıkları yazı ve haberler, insan hakları savunucuları çalışmaları nedeniyle cezaevine atılıyor. İfade özgürlüğünün neredeyse tümüyle ortadan kaldırıldığı Türkiye’de, demokrasi ancak direnenlerin mücadelesinde hayat buluyor.

Cezaevine girseler de demokrasi mücadelesinden vazgeçmeyen isimlerle bu mücadelelerini konuştuk. Tutuklu bulunan siyasetçiler, gazeteciler ve insan hakları savunucularının Türkiye gündemine dair görüşlerini, cezaevlerine dair sözlerini “İçeriden Söyleşiler” başlıklı dosyamızda aktaracağız. Pandemi nedeniyle avukat görüşlerinin sınırlı olduğu, mektupların geç ulaştığı koşullarda, yanıtların bize ulaşması da epey zaman alıyor. Bu nedenle söyleşileri elimize ulaştıkça yayımlayacağız.


Derya OKATAN


ARTI GERÇEK- 4 yıldır cezaevinde bulunan HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, “İçeriden Söyleşiler” başlıklı dizimiz kapsamında sorularımızı yanıtladı.

Kocaeli Kandıra F Tipi Cezaevi’nde bulunan Yüksekdağ, kendisinin yaklaşık 15 ay önce tutuklandığı, bu Eylül ayında da 20 kişinin tutuklandığı 6-8 Ekim Kobane olayları soruşturması için “Tarihi bir yargılama süreci olacağı kesin. Ama bizim değil, iktidarın yargılandığı bir süreç olacak” diyor.

“Kobane, Sivas katliamından sonra, paramiliter unsurların ve provokasyon taktiklerinin kullanıldığı en büyük kontr-devlet katliamıdır” diyen Yüksekdağ, o dönem bazı yerlerde barışçıl eylemlere polis tarafından ateş açılırken, bazı yerlerde karakol kapılarının kilitlendiğine dikkat çekiyor. Yüksekdağ, bu operasyonu “suçunu bilmenin ve üste çıkmanın hırçınlığıyla saldırıyorlar” diye yorumluyor. Yargı sistemini “post hukuk” olarak tarif eden Yüksekdağ, “çöküşten önceki son düzlükte muhalefetin inisiyatif göstermesi gerektiğine” işaret ediyor.

Yüksekdağ, “Asıl sorun rejimin kendisi ile birlikte ülkeyi çıkmaza sürüklemesi, baskı ve şiddet politikalarıyla bütün toplum karşısında yıkıcı ve fazla zararlı hale gelmesidir” diyor.

HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın 27 Kasım 2020 tarihli bir mektup aracılığıyla sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

‘KAPANMAYA DIŞARIDA İHTİYAÇ VARKEN HAPİSTEKİLER CENDEREYE ALINIYOR’

Tecrit koşullarının pandemi ile birlikte ağırlaştığını biliyoruz. Siz tutuklular üzerindeki etkisi ne oldu pandeminin? Hem sizin koşullarınız hakkında bilgi almak hem de dışarıya dair gözlem ve değerlendirmelerinizi almak isterim. Türkiye’de pandemi yönetimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet, zaten var olan tecrit katlandı bizim açımızdan. Bazen “COVID-19 iktidarın hayallerindeki cezaevleri için arayıp da bulamadığı nimet oldu” diyorum. Hakların, yaşamsal ihtiyaçların hemen hepsi askıda. Ayda iki kez kapalı görüş yapıyoruz, o da iki kişiyle sınırlı. Yakın zamana kadar avukatlarımızla bile kapalı görüş alanında telefonla görüşüyorduk. Bir süredir cam bölmeli, temassız, “yeni normale” uygun avukat görüşü yapabiliyoruz. Aslında birçok temel ihtiyaç konusunda, tedbiri elden bırakmadan, pandemi şartlarına göre düzenleme yapılabilir ama tercihen yapmıyorlar.

Asılkapanmaya dışarıda ihtiyaç varken ve ısrarla bu yapılmazken, hapistekilerin cendereye alınması gerçekçi ve iyi niyetli değil. Mahpuslar aylardır haftada 2 saat spora bile çıkamazken, kendi aralarındaki tüm iletişim, sohbet, faaliyet olanakları ortadan kaldırılmışken, virüs serbestçe dolaşıyor.

Biz virüs taşıma ihtimali olmayan arkadaşlarımızı göremiyoruz ama virüs taşıma ihtimali olan personelle sürekli yüz yüzeyiz. Evet, ‘tedbir alınmıyor, bu ihtimale dikkat gösterilmiyor’ diyemem ama temeldeki mantık ve sistem yanlış. Virüs almış başını giderken hapishanelerde kaç kat kapatma uygularsan uygula sorun çözemezsin, hak yediğinle kalırsın. Gerçi hak yemek mevcut iktidarın normali ama mahpusların ve toplumun, haklarını altın tepside onlara ikram etmeyeceğini de hesaba katmaları gerek.

Pandemi sürecinin genel olarak kötü yönetildiği çok net. Gerçeği yansıtmayan rakam ve tablolarla uzun süre görüntüyü kurtarma, sahte başarı hikâyesi yazmada ısrar ettiler. Şimdi de zorunluluğu defalarca kanıtlanan bilimsel tedbirleri almamak için inat ediyorlar. Neredeyse bir yıl olacak, bu memlekette 14 gün tam kapanma uygulanmadı. Göz göre göre hastalığa, ölümlere yol verildi. Şimdi bilim insanları dört haftalık tam kapanma istiyor; mutlaka buna riayet edilmeli. Ama iktidar, her gün can vererek çalışan sağlıkçılarla, meslek örgütleri ile kavga etmekle, onları hain ilan etmekle meşgul. Ama bilmeliler ki, bugünler gelip geçince ölüme sebebiyetin hesabını vermek zor olur.

‘6-8 EKİM TARİHİ BİR YARGILAMA OLACAK, AMA İKTİDAR İÇİN’

6-8 Ekim Kobane olaylarıyla ilgili sizin de tutuklu olduğunuz soruşturmaya yeni isimler dahil edildi ve tutuklu sayısı 22’ye çıktı. Olaylar nasıl başladı, nasıl bu noktaya geldi, bir de sizden dinleyebilir miyiz?

Kobane soruşturması tam bir “yavuz hırsız” hikâyesi. Mahkemelerde anlattık, daha da anlatacağız. Tarihi bir yargılama süreci olacağı kesin. Ama bizim değil, iktidarın yargılandığı bir süreç olacak. Onların suçlarını itiraf etmelerini bekleyemeyiz, bizler her yönüyle teşhir ve deşifre edeceğiz. Kobane olaylarını başlatanlar, “düştü düşecek” diyerek halkın sinir uçlarıyla oynayanlardır. Sokaklara provokatörleri, özel harp elamanlarını salanlardır. Biz devletin kozmik odasının önünden geçemeyeceğimize göre, karanlık ve çamur perdesi ile gizlemeye uğraştıkları katliamın faillerini bilen iktidardır. Onlarca canını yitiren de çamur atma taktiğiyle fail ilan edilen de bizleriz. 

‘KARAKOL KAPILARI KİLİTLENDİ’

Kobane, Sivas katliamından sonra, paramiliter unsurların ve provokasyon taktiklerinin kullanıldığı en büyük kontr-devlet katliamıdır. Aynı zamanda mevcut iktidarın 'FETÖ’yle kurduğu kıyıcı-yıkıcı ittifakın şahikasıdır. Şimdi bu organize suç ortaklığının konuşulmasını istemiyorlar. O süreçte kimi yerlerde bir taraftan halkın silahsız, barışçıl eylemleri polis tarafından taranırken, kimi yerlerde sokaklar katliam timlerine terk edilip, acil çağrılara bile çıkan polis olmasın diye karakol kapıları kilitleniyordu. Bunu iktidardakiler bilmiyor mu? Elbette bunu ve daha fazlasını gayet iyi biliyorlar. Zaten suçunu bilmenin ve üste çıkmanın hırçınlığıyla saldırıyorlar. Canından can giden, onlarca hayat yitiren biziz. Ve bunu unutmama, unutturmama adına hesap soracaklar da bizleriz.

‘MEMLEKETTE POST HUKUK DÖNEMİ YAŞANIYOR’

Operasyonun HDP’yi zayıflatmaya yönelik olduğu değerlendirmesi yapılıyor. HDP’yi zayıflatmak için neden 6 yıl önceki olaylar seçildi?

4, hatta 5 yıldır zorlaya zorlaya, çamur atma ve iftira dışında bir suçlama dosyası oluşturmaya çalışıyorlardı. Ama iler tutar tek bir dayanak olmadığı için başaramadılar. 5 yıl önceki MYK’ya açılan soruşturma takipsizlikle sonuçlanmıştı bu yüzden. Ama şu anda suçlamak, hapsetmek için hukukun, usulün, aklın zerresine dahi ihtiyaç duymadıkları için bütün dizginleri koyverdiler. Memlekette “post hukuk” dönemi yaşanıyor. Kitap, hayat, hakikat, hepsi geçersiz. Bu suçlamayı 6 yıl sonra gündeme getirerek HDP‘yi zayıflatamazlar, aksine halkın hafızasını tazelerler. O hafızada da haklılığa duyulan güven vardır. Vicdansızlığa olan öfke vardır. Bugün HDP‘yi suçlayacak, güya “can evinden vuracak” hiçbir şey bulamayanlar, böyle dönüp dönüp geçmişi eşeliyor. Ama bizim geçmişimiz de bugünümüz de halka ve hakka ayandır. Bu tür özel savaş operasyonları asıl sırtlarından kirli, kanlı ittifak gömleğini çıkaramayanları zayıflatır.

‘ÖNLERİNE KURBAN ATARAK ŞERLERİNDEN KURTULAMAZLAR’

Operasyonun ardından HDP’ye yönelik güçlü bir dayanışma söz konusu oldu. Muhalefet parti liderleri açıklamalarda bulundu ya da geçmiş olsun dileklerini iletti. Dayanışmayı nasıl buldunuz?

Geçmiş süreçlere göre daha ileri bir tutum olduğunu söyleyebilirim. Devam eden bir saldırganlık ve operasyondan söz ettiğimize göre bundan sonrası daha önemli. Herkes ne yaparsa kendisi için yapacak aynı zamanda. Muhalefetin genelinde sergilenen tavır, girişilen operasyonlar ortada. Kimse kendisini ilah sananların önüne kurban atarak onların şerrinden kurtulamaz. Ama dayanışmayı daim kılarak, akıl, hukuk, ahlak müşterekinde buluşarak, siyasetin ve sosyal dokunun çürütülmesine engel olabilir.

‘HALKIMIZ İÇİN MESAFELER DARALSIN İSTERİZ’

Muhalefet partilerinin HDP’ye karşı “mesafeli” tavrı herkesin malumu. Bu tavırda bir değişiklik bekliyor musunuz?

Bu bizim değil mesafe koyanların sorunu. Biz kimseden hayrına bir yakınlık beklememeyi, ilkelerimizden ve deneyimlerimizden öğrendik. Yıllardır yaralarımızı sara sara, yalanlarla, yasaklarla, vicdansızlıklarla çarpışa çarpışa yürüyoruz. HDP, tarihi bir sosyal hakikattir. Bunu anlayıp anlamlı bir ilişki kurmayandan, zaten günübirlik ne bekleyebiliriz ki…

Hâlâ başta iktidar güçleri ve iktidar tarafından yönetilen muhalefet söylemi, “HDP bir yana, ona oy veren milyonlar bir yana” tekerlemesiyle günü kurtarmaya çalışıyor. Bu onur kırıcı, faydacı ve acımasız yaklaşımın halkların bağrında nasıl derin izler bıraktığının farkında değiller. Ya da herkesin kibri bize! Oysa bilinçli tercih yapmayı yakıştıramadıkları, “kafalayabileceklerini” sandıkları HDP’den kopuk bir  kütle yerine koydukları halk, onlardan daha akıllı ve tutarlı. HDP’ye mesafe bu tertemiz halk gerçekliğiyle de arasına mesafe koyuyor. Bu mevzuda hiç razı değiliz ama yine de halkımız içi memleketin faydası için mesafeler daralsın isteriz. Ama ne olursa olsun, HDP kendisini var eden halkların ve haklılıkların gücüyle kendi yolunda gitmeyi, menzile varmayı bilir.

‘ÇÖKÜŞTEN ÖNCEKİ SON DÜZLÜK’

Bir erken seçim bekliyor musunuz, bekliyorsanız bir tarih öngörünüz var mı?

Erken seçimin nesnel şartları çoktan oluşmasına, hatta güçlenen ekonomik ve siyasal çöküş riskine karşı zorunlu hale gelmesine rağmen, iktidar bu seçeneğe yanaşmıyor. AKP-MHP-derin devlet güçleri ve Erdoğan bu şartlarda yönetmede ısrar ettikçe, ülke açısından durum daha da feci hale gelecek. Çöküşten önceki son düzlükte, en azından toparlanma olasılığı varken inisiyatif gösterilmesi çok önemli. İktidar olağanüstü şartları ve sorumlulukları üstüne alınıp seçime gitmiyor diye muhalefetin Erdoğan ve Bahçeli’nin keyfini bekleme lüksü yok. HDP’nin “hükümet-Erdoğan istifa etsin, seçime gidilsin” çağrısı bu açıdan çok önemli ve ortaklaşılması gereken bir çağrı. Tek tek bakanlara istifa çağrısı yapmak durumu değiştirmiyor. Aksine son dönemde görüldüğü gibi bakan feda edip ömürlerini uzatıyorlar. Asıl muhalefetin ve toplumun demokratik talep ve hareketinin basıncıyla erken seçime gidilebilir.

‘REJİM KENDİSİYLE BİRLİKTE ÜLKEYİ ÇIKMAZA SÜRÜKLÜYOR’

Meclis’ten emekçilerin, ezilenlerin haklarını tırpanlayan yasalar çıkarken, iktidarın emekçiler lehine hiçbir uygulamasına tanık olamıyoruz. Haklarını isteyen işçi ve emekçiler ise karşılarında kolluk kuvvetlerini buluyor. Son olarak Soma ve Ermenekli madencilerin yürüyüşü engellendi. Çeşitli toplumsal kesimler bu yoğun baskı ortamına rağmen bulduğu çatlaklardan akmaya çalışıyor. Ama hep önleri kesiliyor. Ne dersiniz, yakın zamanda bu çatlaklar büyür mü?

İktidar kendi gemisini yürütmenin tek yolunun baskı yasaları ve politikaları olduğuna inandığı için
bundan vazgeçmiyor. Son dönemde gündeme getirilen ekonomi ve hukuk reformu tartışmaları da iç
ve dış sermayenin ihtiyaçlarına endeksli. Sermayeye ucuz ve güvencesiz işgücü güvencesi verirken,
Somalı, Ermenekli madencinin canının yongası tazminatına el koyan gaddar bir sistem büyük oranda
kurumsallaştı zaten. Sermayeye sınırsız özgürlük, halka ve emekçilere baskı, yasak, azgın sömürü, iflas
çarkı daha acımasızca dönecek.

Bu atmosferde ve bugünü aratacağı net olan yakın gelecekte halkın ve emekçilerin harekete geçmesi, tercihten öte hayati bir refleks. Yürüyüşleri, grevleri, meşru hak arayışlarını bastırmaya çalışacaklardır. Ama hesaba katmadıkları gerçek şu: Basınç ne kadar sert olursa, onun yaratacağı çatlak ve patlamaların şiddeti de büyük olur. Az buçuk demokratik hakların olduğu memleketlerde, özellikle de olağanüstü şartların geliştiği durumlarda (corona süreci buna örnek olabilir) “düdüklü tencere taktiği” kullanılıyor çoğu zaman. Tencere patlamadan gazını alma taktiği yani. Ama faşizmlerde bu tür “kontrolü saldırı” yöntemine ihtiyaç duyulmuyor. Dümdüz ve kesintisiz saldırı, yasak, zulüm böyle rejimlerin yapısal normali. Tam da bu nedenle hikâyeleri daha kötü sonuçlanıyor. Sadece hak arama temelli meşru halk ve emek hareketi dalgalarına değil, darbelere, kaosa, çürümeye, büyük savaşlara yol açıyorlar.

Bugün Türkiye’de yaşam şartlarına dayanamayacak hale gelen işçi ve emekçiler, irili ufaklı yollar açarak ilerleyecektir elbette. Asıl sorun rejimin kendisi ile birlikte ülkeyi çıkmaza sürüklemesi, baskı ve şiddet politikalarıyla bütün toplum karşısında yıkıcı ve fazla zararlı hale gelmesidir.

‘ŞİİR KİTABI ORTAK DUYGUMUZ GİBİ OLDU’

Kitabınıza gelirsek… Nasıl değerlendirmeler alıyorsunuz? Sizin yerinize HDP’li kadınlar imza günleridüzenledi. Kadınların bu sahiplenişi neler hissettirdi?

Yarattığı etki olumluydu. Kitabı alan, okuyan, değerlendirmelerini, eleştirilerini ileten herkes sağ olsun, var olsun. Artık söz benden çıktığı için, sözümün ulaştığı insanların algısı ve beğenisi daha önemli. Ama özellikle parti örgütlerimizin, halkımızın güçlü sahiplenmesi benim için çok anlamlı ve kıymetli. Şiir kitabı biraz da ortak sözümüz, duygumuz gibi oldu.

Kadınlar daha özel sahiplendiler elbette, benim için manevi anlamı tahmin edeceğinizden fazla. Şiiri bile yazılır; o derece :)) Birbirimizin eli ve yüreği olmaktan daha değerli kaç şey var ki hayatta? İmza günlerini organize eden, etkinliklere katılan, yerime kitap imzalayan, şiir okuyan bütün kadınlara ve hepimizin siyasi iradesini temsil eden eş başkanımız Sayın Pervin Buldan’a, vekillerimize, Kadın Meclisi üyelerimize en içten şükranlarımı, sevgilerimi, saygılarımı iletiyorum yeniden. Kolektif ruhla kadın üretimini geliştirmeye devam edeceğiz.

Yaklaşık 4 yıldır kadınlarla birlikte F tipi cezaevindesiniz. Cezaevinde kadınların ilişkilerini biraz anlatır mısınız?

Zorlukları, mahrumiyeti bir yana güzel ve ayrıcalıklı deneyimler biriktirdik. Zor zamanların, mekânların dostluğu, yoldaşlığı daha farklı ve anlamlı oluyor. Son zamanlarda ağırlaştırılmış tecrit ortamında birbirimizle etkileşimin, karşılıklı güç ve değer katmanın yollarını bulmakla uğraşıyoruz. Bu da ortak maceramızdaki başka bir dönemeç. Yine yürüyüp geçeceğiz, buna eminim.

‘SİYASİ DENEYİM KAPSAMLI BİR KİTAP’

Daha önceki bir röportajınızda elinizde başka bir iş olduğunu ve şiir kitabının herkes için sürpriz olduğunu söylemiştiniz. O iş bir roman mıdır? Çalışmanın detaylarını paylaşabilir misiniz?

Hayır, roman çalışmam yok, hiç gündeme almadım. Elimdeki çalışma siyasi deneyim kapsamlı bir kitap çalışmasıydı. Orta vadede muhtemel format değişikliği ile birlikte gündemimde olur yine. Kitap haberi
vermek için henüz erken. Bugünlerde pandemi engellerine takılmazsak, başladığım birkaç gazeteye düzenli makale çalışmalarını sürdüreceğim.