Kemal BOZKURT


Tam şu anda; birine yeni parti kur diye cesaret verilirken diğerine kurduğun partiden vazgeç deniyor. İyi ama ya insanlar, onlar da her zaman liderleri mi takip eder?

Belli ki iktidar ortakları böyle düşünmek istiyor ancak bunun böyle olmadığını kendileri de görüyor. Görmemeleri, seçmenlerinin artık onları takip etmediğini mümkün mü? Son anketlerde MHP yüzde 7 civarı Akp ise 30-35 bandında çıkıyor.

İktidarın, seçmenlerini bir araya toplasın diye alınan Ayasofya’yı camiye çevirme kararı dahi birleşmeyi değil aksine ayrışmayı keskinleştirmişken, kararı destekleyenlerden rasyonel olanların; 'Namaz kılacak cami mi yoktu, ki kilise camiye çevrildi. Böylece kendimizden gayrı olanlara yaşam, ibadet hakkını vermediğimizi kendi elimizle tartışmaya açarken parti/ittifak içinde özgürlükler, fikirler ne olur?' tartışması alevlendi. İktidarın içindeki bir grubun ‘atak zamanı!’ olduğunu düşünerek: ‘Ayasofya’dan çıktık yola Hilafete varacağız sonra!’ stratejisiyle ‘Atı alan Üsküdar’ı geçti diye bu sefer iktidarın diğer kanatlarına baskı kurarak hızla yola koyulurken bir hafta sonrasında: çok yorulduk, geri çekiliyoruz diyerek yolculuğunu şimdilik tamamlamış görünüyor. ‘Hele bir nefeslenelim!’ dönemi başladı diğer kanatlar gibi onlar için de. Hilafet için mücadele veren ve İstanbul Sözleşmesi’ne karşı politikalarda 'atanmamış temsilci' olan Abdurrahman Dilipak ise yorulmamış olarak, dava mahkemeleri yollarında yorulacak sanırım ‘bir başına’. Dilipak yürümek istese de artık yol yürüyemeyen iktidar, ”Madem yürüyemiyorum sen de yürüme!” diye iyiden iyiye muhalefete yönelmiş durumda. Muharrem İnce’nin parti kurma söylentileri de böyle bir anda gündeme geldi. Seçim gecesi ortadan kaybolan Muharrem İnce, belli ki yeni seçim yaklaşırken yine ortaya çıkmış durumda. Ortaya çıkan İnce hangi aşamada yine ortadan kaybolur? Hızlı ve canlılığıyla cumhurbaşkanlılığı seçim propagandası yapan Muharrem İnce gerçekten de çabuk nefessiz kalmıştı. Soluklandığı ilk anda da kendisine aday gösterenlere, oy verenlere tıpkı seçim gecesi yaptığını yapıyor.

Ben bütün parti seçmelerinin istisnasız hepsinin ister beğendin ister beğenmeyin istediğiniz kategoriye soluk bir tercihi, aklının olduğunu düşünürüm. Bunu beğenmek beğenmek ayrı bir konu ama herkesin kendince bir değerlendirmesi olur…

‘Sol büyürken, sağ ise küçülürken bölünür.’ diye düşünüyor olmanın en çarpıcı örneklerini görüyoruz bir kez daha. AKP’nin üçe bölünmesi elbette onun yükseliş zamanına işaret etmiyor. Şimdi CHP’nin bölünmeye çalışılması da onun düşüşüne işaret etmiyor. ( CHP, sol mu değil mi tartışması bu yazının konusu değil.)

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır’ dediği bir yerde İstanbul’u kazanmış CHP’ye karşı insan neden parti kurar? İnce ve Kılıçdaroğlu kıyaslaması yapsam, hızlı tavşan ve kaplumbağa, kıyaslama yapmazsam, yumuşak atın tekmesi pek olur diyebilirim sanırım. Gerçekten de linç girişimine karşı dahi olgun ve sakin tepki veren biri olarak 'Neden bunu yaptığınızı biliyorum, yolumdan asla dönmeyceğim.' diyen Kılıçdaroğlu, yolundan dönmemiş, seçimler biraz da böyle kazanılmıştı. O yolun hâlâ sürdüğünü esas olarak söyleyebilir miyiz? Ben öyle düşünüyorum. Solun-sosyalistlerin sık eleştirdiği politikaları olsa da onun sağdan oy almaya çalışan, hatta bunu taktik olarak değil sindirmiş olarak sürüdüren bir CHP yönetiminin sağda etkili olması iktidar açısından gerçekten de tehlikeli olduğu görülüyor. Elbette sağcılaşmak tehlikesi ( Ne sağcılaşması, sağcı da diyebilirsiniz.) CHP'nin seçmenleri ve kendi yönetiminin konusu. Benim gbilerinse dışarıdan söylecekleri ne kadar etkili olur ise o kadar etkili. İktidar açısından oyu yüzde 30'lara dayanmış CHP'ye karşı durum: O halde solunu alıp küçültmek lazım! İyi ama Muharram İnce ne sol ne Kemalistler nezdinde önemli bir figür mü? Bunun için seçim kaybetse bile, zor anlarda “şöyle durdu, böyle durdu” denilebilecek birisi mi? En önemlisi, seçim sonrası ortadan kaybolup, birden bire ortaya çıkan birisi ne kadar etkili olur? İnsanın süreğen bir çizgisinin olup olmadığına bakmaz mı insalar? “O zor günlerde neredeydin?” denmez mi? O zor günler de kimileri ortadan kaybolunca, halk kaybolmayan yeni liderlerini çıkarmadı mı? Yaşananlar, yaşanmamış gibi olur mu? Yaşanmamış gibi olacaksa “neden yaşadık?” denmez mi? İktidarın bile İstanbul Sözleşmesi’ni inkar edemeyeceği bir yere getiren toplumsal muhalafet, kendi sözünü unutan muhaliflere ne der?

Emine Ülker Tarhan’ın partisini hatırlayan var mı mesela?

Meral Akşener ise son anketlerde yüzde 12’lere kadar çıkmış durumda. Neden 'eve' geri çağrıldığı da böylece üzerine uzun uzadıya yazılmasına gerek bırakmıyor. Siyasette hep böyle olur; başarısız olsanız “Gördünüz mü bu yüzden attık!” , başarılı olursanız da ‘’Geri dön!’ denir. Böylece kasa hep durduk yere başarılı sayılır. Fakat, artık başarılı sayılma zamanı değil. Başarılıysanız, başarılı olduğunuzun görüldüğü zamanlar. 

Ancak  bir şey bitince biter. Zaten durum da böyle olduğu için bu son hamleleri görüyoruz. Aksi takdirde, hep kendi yoluna bakan iktidar neden uzun zamandır muhalefetin yollarına baksın ki?

Sayılan zamanlar…

Seçime doğru doğru geri sayılan zamanlar…