Bülent Şık, Bianet’te ‘Öğrencilere beslenme desteği sağlamak: Bir kamusal program önerisi’ başlıklı bir yazı kaleme aldı. Öğrencilerin okul ve derslik sorununu çözecek, ülke genelinde çift devre eğitime son verecek ve okullarda en az bir öğün iyi yemek çıkarılabilmesini sağlayacak bir kamu politikası oluşturmak gerektiğini belirten Şık, “Bir ülkenin geleceği için hangisi önemli: Şirketlere hak etmedikleri hizmetler için hazineden para aktarmak mı, çocukların sağlıklı beslenmesini sağlamak mı?’ diye sordu.

Öğrenci beslenme programı ekonomik bir yük olarak görülmemesi gerektiğini belirten Şık, kaleme aldığı yazı şöyle:

Millî Eğitim İstatistikleri-Örgün Eğitim 2021-2022 yılı verilerine göre, Türkiye'de geçen yıl okul öncesi eğitim, ilköğretim ve ortaöğretim düzeyinde 19 milyon 155 bin 571 öğrenci örgün eğitim aldı. Öğrencilerden 15 milyon 839 bin 140'ının resmî, 1 milyon 578 bin 233'ünün özel, 1 milyon 738 bin 198'inin ise açık öğretim kurumlarında eğitim gördüğü belirtiliyor.

Örgün eğitimde 2021-2022 eğitim öğretim yılında 56 bin 200'ü resmî okul, 14 bin 179'u özel okul ve 4'ü açık öğretim okulu olmak üzere toplam 70 bin 383 okul hizmet verdi.

Özel okullarda okuyan öğrencilere ailelerden alınan paralarla yemek desteği sunuluyor.

Resmî okullarda okuyan öğrencilere ise herhangi bir beslenme desteği yok.

Öğrencilerin okul ve derslik sorununu çözecek, ülke genelinde çift devre eğitime son verecek ve okullarda en az bir öğün iyi yemek çıkarılabilmesini sağlayacak bir kamu politikası oluşturmak gerekiyor.

Çocuklara en az bir öğün beslenme desteği sağlamak gerekiyor.

Bunu hem kısa vadede hem de uzun vadede nasıl yapacağımıza kafa yormalıyız.

Bu yazıda okullarda sağlıklı beslenme desteği nasıl sağlanır sorusuna bazı öneriler üzerinden yanıt vermeye çalışacağım.

KANTİNLER KAPATILMALI

Okullardaki öğrenci kantinlerinin özel işletme statüsünden çıkarılıp birer mutfak birimine dönüştürülmesi gerekiyor.

Mevcut haliyle kantinlerin öğrencilerin sağlıklı beslenmesine olan katkısı son derece sınırlı. Aksine besin öğesi içeriği zayıf, obezite sorununa yol açan çeşitli gıdaların sunulduğu birer mekân olarak sağlığa zararlı yönleri olduğunu düşünüyorum.

Ülkemiz çocuklarında obezite sorunu bir çığ gibi büyüyor. Çocukların sağlıklı bir gıda çevresi içinde yaşamıyor olması bu sorunun en önemli nedenlerinden biri. Kantinler de bu sağlıksız gıda çevresinin bir parçası.

Gıda çevresi çocuğu saran ve gıdalarla temas ettiği ortamdır. Bir çocuk evden çıktığı anda, örneğin okula yürüyerek giderken bakkalda, markette, büfede, ilan ve reklam panolarında, sınıfta, kantinde, yemekhanede karşı karşıya geldiği her türlü gıda ürününden oluşan çevredir. Kısaca çocuğun gıdalarla temas ettiği, onları gördüğü, deneyimlediği çevredir. Bu çevreye elbette ki hane içini, mutfağı da katmak gerekir.

Bu çevre sağlıklı yiyeceklerle ne kadar doluysa obezite gibi ciddi halk sağlığı sorunlarının toplumda görülme sıklığının da o ölçüde azalacağını düşünebiliriz.

Bu bakış açısının olağan sonucu çocuk sağlığına zarar veren yiyecek ve içeceklere erişimi azaltmak ya da bu tip yiyecek ve içeceklere üretim izni vermemektir. Bu konular hakkında bianet'te çok yazı (1, 2, 3, 4) yazdığım için detaylara girmeyeceğim.

Net olan konu şudur: Mevcut haliyle okul kantinlerinin öğrencilerin (özellikle de beslenme yetersizliği çeken öğrencilerin) beslenmesine katkısı yoktur, satılan ve servis edilen yiyeceklerin niteliği itibariyle beslenme açısından önemi de çok tartışmalıdır.

Dolayısıyla kantin olarak işletilen mekânlar fiziki büyüklüğü elverişli ise yemekhane ya da mutfağa dönüştürülmelidir.

YEMEKHANELER KURULMALI

Bu iş için gerekli donanım ve personel için bütçe oluşturulması gerekiyor elbette. Ama bianet'te iki gündür yazdığım yazılarla (1, 2) bu iş için ayrılacak bütçenin kolayca temin edilebileceğini örneklemeye çalıştım. Bu yapılabilir; dahası, mutlaka yapılması gereken işlerden biridir. Bir toplumun birinci önceliği çocukların sağlıklı büyümesini sağlayacak koşulları oluşturmaktır.

Yemekhane kurulması iki açıdan ele alınabilir. Biri öğrenci sayısının fazla olduğu okullarda yemekhane kurulması, diğeri ise bu hizmetin İl Milli Eğitim Müdürlükleri bünyesinde sağlanmasıdır.

Yeterli öğrenci sayısına ve fiziki imkâna sahip olan okullarda yemekhane birimi oluşturulabilir. Daha önce bir yemekhaneye sahip, altyapısı uygun okullarda da yemekhaneler tekrar işler duruma getirilebilir.

Öğrenci sayısının az ya da bir yemekhane kuracak fiziki imkânların yetersiz olduğu okullarda İl ve İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri bünyesinde yemekhane birimi oluşturulmalıdır. Oluşturulacak yemekhaneler, il ya da ilçedeki okulların sayısı ve öğrenci sayısı dikkate alınarak birden fazla olabilir. Bu yemekhanelerde hazırlanan yiyecekler okullara servis edilebilir.

Gerek okul bünyesinde, gerekse Milli Eğitim İl Müdürlükleri Bünyesinde kurulacak yemekhanelerde yeterli sayıda gıda mühendisi, diyetisyen, aşçı ve servis personeli görevlendirilmelidir.

Kurulacak yemekhaneler kamu kurumu niteliğinde olmalı, yapılacak iş hizmet alımı şeklinde organize edilmemelidir. Kamusal hayat kurumlarla nefes alır çünkü...

MENÜ SEÇİMİ

Hazırlanacak yiyeceklerin ille de sulu yemek olması gerekmiyor. Aksine hazırlaması, taşıması ve servisi kolay, besin öğeleri açısından zengin ve olabildiğince çeşitlilik içeren bir besin desteği sunmak amaçlanmalı.

Örneğin bir sandviç, ayran, fındık ve meyveden oluşan bir öğün sunulabilir. Temel amaç beslenme desteği sunmak olmalı.

Bu çerçevede en önemli şey çocuklarda yetersiz beslenmeye bağlı, örneğin bodurluk gibi sağlık sorunlarını da izleyebilmek. Bu konuda aile sağlığı merkezleri ile okulların birlikte çalışması sağlanabilir. Yetersiz beslenen öğrenciler belirlenerek ilave beslenme desteği uygun yöntemlerle aile sağlığı merkezleri üzerinden ailelere ulaştırılabilir.

BESLENME VE GIDA GÜVENLİĞİ EĞİTİMİ

İlkokul, ortaokul ve liselere "sağlıklı beslenme" ve "gıda güvenliği" dersleri konulmalı. Gıda mühendisleri ile beslenme ve diyet uzmanları bu dersleri verebilir.

Okullarda öğrenci velilerine yönelik olarak sağlıklı beslenme ve gıda güvenliği konularında düzenli eğitim ve mutfak atölyeleri yapılabilir. Böylece halkın sağlıklı beslenme bilgisi arttırılabilir. Sağlıklı beslenme bireysel bilgi ve becerilerimizin artışı ile de yakından ilgilidir.

OKULLARDA MUTFAK LABORATUVARLARI KURULMALI

Sağlıklı beslenme sadece yemek yeme ile ilgili değildir. Beslenme bir öğrenme ve uygulama süreci de içerir.

Gıdalarla nasıl ilişki kurduğumuz sağlıklı beslenmenin bir parçasıdır. Örneğin lise seviyesindeki okullarda mutfakta yiyecek hazırlama ve pişirmeye yönelik uygulamalar yapılabilmesini sağlayacak bir laboratuvar oluşturulabilir. Böyle bir laboratuvarda kimyadan, fiziğe, ekolojiden, sosyolojiye ve tarihe değin pek çok konu işlenebilir.

Gıdalarla kurduğumuz ilişki yeryüzüyle, ekosistemlerle, ülkeler ve başka toplumlarla, bitkiler ve hayvanlarla kurduğumuz ilişkilerle ilgilidir. Elbette böyle bir eğitimin içeriğini oluşturmak gerekiyor ama uzun vadede yapılabilir bir şey bu.

HALKIN BESLENME REHBERİ YAZILMALI

Çok sayıda beslenme kitabı ve rehberi var. Bu rehberler genel olarak temel beslenme konularına yer veriyor. Örneğin Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan ve çok kıymetli bilgiler içeren rehber kitap gibi. Ancak halka beslenme ile ilgili konuları aktarmak amacıyla yazılmış, ciddi bir emek ürünü bu tip kitapların ne kadar okunduğu, içinde yer alan çeşitli bilgilerin ne ölçüde anlaşılabildiği meselesini atlamamak gerekiyor.

Akademik ve teknik bir dil anlaşılırlığın önünde ciddi bir engel olarak duruyor ne yazık ki, özellikle de konulara vakıf olmayan kişiler için...

Çok daha kısa, yalın, halkın pazarda, evde, mutfakta gıdayla nasıl bir ilişki kurduğuna odaklanan; hangi gıdaları yemeli, hangilerinden kaçınmalı sorusuna genişçe yer veren; yiyecek hazırlama ve saklama ilkelerini anlatan; yerel üreticilerle ilişkilenmenin ve ekolojik bir bakışla gıda üretim-tüketim sürecini ele almanın önemini vurgulayan bir rehbere çok ihtiyaç var.

BUNLAR HANGİ BÜTÇEYLE YAPILACAK?

Bütçe yoksa bile bütçede bu program ile ilgili bir kalem oluşturmak gerekiyor. Bunu tartışmak bile bence gereksiz. Ama soranlar oluyor, bu iş için para nereden bulunacak diye, o soruları soranlara yanıtım aşağıda.

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı'na (TEPAV) göre hükümet, havalimanı projelerine 7,3 milyar, otoyol ve köprü projelerine 32,1 milyar, şehir hastanelerine 78,2 milyar, Akkuyu Nükleer Santrali için ise 35 milyar dolarlık gelir garantisi sağlamış durumda.

Kamu özel iş birliği projelerine verilen gelir garantilerinin bütçede oluşturduğu toplam yük ise yaklaşık 153 milyar dolar.

Gelir garantisi kullanmadığımız hizmetler, yani üzerinden geçmediğimiz köprüler, tedavi olmadığımız hastaneler, binmediğimiz uçaklar için şirketlere ödenen para demek. Hazineden yandaş şirketlere dağıtılan para demek...

Yine bir soru ile bitireyim.

Bir ülkenin geleceği için hangisi önemli: Şirketlere hak etmedikleri hizmetler için hazineden para aktarmak mı, çocukların sağlıklı beslenmesini sağlamak mı?

Öğrenci beslenme programı ekonomik bir yük olarak görülmemeli. Çocukların sağlıklı bir beslenme rejimine kavuşması sağlıklı büyümeleri demektir ve bu, uzun vadede sağlık harcamalarını çok ciddi şekilde düşürecektir. Tıbbi literatürde sık kullanılan özdeyişlerden biriyle söylemek gerekirse: "Bir gram önlem, bir kilo tedaviye bedeldir."