Türkiye, ikinci karantina dönemine tüm zamanların en yüksek işsizliği ve giderek artan hayat pahalılığı ile girerken, ekonomideki sıkışma iktidarı hem iktisadi hem siyasi anlamda bir U dönüşüne mecbur bıraktı.

Türkiye'nin sıcak gündemini değerlendiren İstanbul Teknik Üniversitesi'nden Ekonomi Profesörü Öner Günçavdı, bu dönüşümün ne siyasi ne de ekonomik anlamda bir demokratikleşme getirmeyeceğini ifade etti.

Günçavdı, “Önce siyasetin normalleşmesi lazım. Bu da başkanlık rejimiyle mümkün değil, demokratik yeni bir sistemle mümkün” dedi.

Sözcü gazetesinde yer alan değerlendirmelerinde Günçavdı, soruları şöyle yanıtladı:

- Ekonomi yönetiminin değişimi ile birlikte atılan adımları nasıl görüyorsunuz?

Merkez Bankası Başkanı söylemleriyle uluslararası sermaye çevrelerinin duymak istediklerini dile getiriyor ama mevcut yapısal sorunların giderilebilmesinde bir çaba da hükümet tarafından ortaya konulamıyor. Yılın kazasız belasız çıkartılması amaçlanıyor. Bu karardan, sadece siyasi hayatın geleceği için değil, aynı zamanda yapısal ekonomik sorunlarımızın giderilmesinde gerekli olumlu ortamı temin edecek bir demokrasi çıkmaz.

Faizle sadece kurdaki dalgalanmaları terbiye edebiliriz, o da kısa dönemde. Orta ve uzun vadede Türkiye'nin problemlerini yok edemez. Bu dönüşüm öncelikle siyasi alanda yapılacak radikal adımlarla mümkündür.

- Peki, ne tür bir dönüşüm gerekiyor?

Ekonominin yönünü, büyüme modelini değiştirecek politikalar öncelikle siyasetten geçiyor. Siyasetin normalleşmesi lazım. Bu da başkanlık rejimiyle mümkün değil; daha çoğulcu, demokratik ve güçlendirilmiş kuvvetler ayrılığını dikkate alan yeni bir sistemle mümkün. Ancak o zaman önemli sorunlara çözüm getirilebilir. Bu reformlar konuşulmayacaksa, ne faiz kararı ne de bu kararların arkasından ortaya konulacak diğer reformların bir anlamı vardır.

BÜYÜMENİN KAYNAĞINI DEĞİŞTİRMEK GEREKİYOR

- Mevcut büyüme modelinin devamlılığı sağlanabilir mi?

Bugüne kadar iç talep ve tüketime dayalı büyümeyi tercih eden bir siyasi otorite için faiz politikası çok önemli. Bu yeni mali ortamda faizler tekrar düşük seyredemeyeceği için, artık büyümenin kaynağını değiştirmek gerekiyor. Verimliliği artırıcı, kaynak kullanımında etkinliği esas alan bir modele geçmek, bu modele işlerlik kazandıracak ekonomik yapıyı oluşturmak gerekiyor. Ancak bu modelin ihtiyaç duyduğu ortam şu andakinden çok farklı.

YOKSULLUĞUN ARTMASI KAÇINILMAZ

- Faizlerdeki yükseliş uluslararası sermayeye getiri sağlarken, içeriye nasıl yansıyacak?

Mevcut büyüme modelinin sınırları içinde kalındığında, faizlerdeki artış sadece uluslararası sermayeye güven sağlayıp, Türkiye'ye gelmelerini teşvik eder. Sermaye eksikliği çeken ve bu nedenle aşırı borçlanmış olan üretici kesimlerin finansal maliyetlerini ise artırır. Hane halkı borçlarının maliyeti de artarken, yeterli gelir artışları sağlanamadığı için gelir dağılımında bozulma ve yoksulluğun artması kaçınılmaz. Dahası yeterli büyüyemeyen bir ekonomide bu sorunları gidermek çok daha uzun süre alacak ve çok daha fazla kaynağa ihtiyaç olacak. Zaten durgunluk sarmalındaki ekonomimiz daha fazla işsizlikle karşılaşacak.