Mazlum ÇETİNKAYA


Bu yüzden bazı insanlar avuçlarına güneşi açarlar, dualarını güneşe ederler, parmaklarına işledikleri ayetlerle.

Güneş’e dua ediyorlar ayetli parmaklarıyla, tanrıya gördükleri zulmü anlatıyorlar; sevdiklerini beklerken, çocuklarını beklerken, kadınları beklerken avuçlarını güneşe açıyorlar, avuçlarını ışığa…

İşte bütün bunlar içindir Tanrı Güneş, işte bütün bunlar için güneş doğuyor, biz bütün bu olanları görelim diye…

Demokrasi ölü bir dağ doğuruyor dünyada. Ölü dağlar da fare…

Güneş kendisini, zulüm yapılana da, yapana da veriyor,  yeryüzüne, yeryüzünün karanlık her yerine aydınlık getiriyor…

Güneş yeryüzünün en adaletli varlığı, eşitliğin, sıcaklığın dünyaya yansıyan biçimi…

Avucuna güneşi alanlar, duasına, sesine, kimliğine, kimsesizliğine de güneşi  alıyorlar…

Çoğumuz küçük acılarla kendimizden geçiyoruz, görmüyoruz.

Büyük acılar içinde yaşayanları duymuyoruz.

Sincar Dağı’na günlerce vuran Laleş Vadisi’ndaki büyük acıların çığlığını duymadık…

Bu kutsal vadiden Şengal’e oradan Roboski’ye insan ve katır sesleri arasında bir uzun coğrafyanın kaderini çiziliyor…

3 Ağustos 2014 tarihi, hatırlar mısınız?

Bir tek canı kalmış bir kadın anlatıyordu; “Şehabî Köyü’nde yaşıyorduk. Bir çocuğum 3 yaşında, diğeri ise henüz 7 aylıktı. Eşimi bizden ayırdılar. Başını kestiklerini duydum. Bizi, (kadınları) bir araca koyup götürdüler. Çocuklarım kaldı, arkamdan ağlıyorlardı fakat hiçbir şey yapamıyordum…”

Duymuyoruz…

Duymadık işte!

Şengal’in çığlığı bu, işte Laleş Vadisi’nin zulümden süzülüp gelen ama kulaklarımıza vurmayan sesdi bu.

Bir kısmı kurtarılsa da 3000 Ezidi kadın halen kayıp. Her türlü şiddeti gören, köle pazarlarında satılan bu kadınlar, “İslam adıyla” pazarlarda satıldı!

IŞİD  dedik, işitmedi kimse!

IŞİD dedik, işitmedi dünya, Melek Tavus’un çocuklarını…

Çocukluğum, evimizde duvarda asılı Melek Tavus şimdi gözlerimdeki cennet ve cehennemin çırpınışı, annemin bir dağa avuç açıp haykırışı gibi sözün çocukları Ezidiler.

“Üç topuğu ak” üç dağının halkı… Gece Karacadağ, biraz hasret Haseki yüzlü Abdülaziz Dağı,  sonrası ölüm toplayan Sincar, yani kalbimizin kuytuluğunda sesi duyulmayan Şengal…

74. ferman yani,

Bir Ezidi kızının dağlarda öldürülen aşkı yani…

Bir gün mezarları başında, “Ey ölü kişi! Gelecektir üzerine Münker ve Nekir melekleri! Sana soracaklar: Hangi dindensin? Sen, de ki ben Ezidi’yim” diyecek bir kişiyi bile bulamamak…

İşte Şengal’in Güneş’e avuç açan duası, kutsal duası…

Ağıtlarına devam eden Edulê bakın ne der: " Delal kalk! Boyum posum incedir. Senin için büküldü, alnım aktır, sana açıktır. Kaşlarım incedir, kirpiklerim karadır, gözüm belektir ve senin için sürmelidir... Ben bu dünyada hiç kimseye layık değilim, ben ne Rumlara, ne de Araplara layığım. Ben şarklı Evdi’nin kına bıyıklı oğluna layığım. Alevler içindeki Şengal’ımın mezarlarına, karanlık türbelerine layığım.

Delal: ben senden sonra kalmacağım. Artık kimseye Yemen kavhesi pişirmeyeceğim. Paşanın cemaatinde gezdirmeyeceğim. Boyumu posumu hiç kimse için süslemeyeceğim. Senden sonra bahtım kara olacak, hiçbir dilek ve muratta bulunmayacağım. Hiçbir beşiğin önünde oturup sallamayacağım. Dağların üzerine çıkıp ağıt yakacağım, kanlı gözyaşı dökeceğim, göğsümü hiç kimseye göstermeyeceğim. Delal, sen babamın evinin misafirisin" .

Dağlara çıkıp diyeceğim Delal, bütün çobanların kavallarıyla diyeceğim, der Dewreşe Ewdi hikâyesi*…

Kanlı fincanlar, Kürt atları, damarları kopmuş bir halkın atları, ağıtlar, ince ve uzun kenarlı ağıtlar bir ustura gibi keser yüzümü annemin dualı elleri, şekerli mendiller, tavus kuşunun kanadındaki umut…

Yani aşk, yani ihanet, yani kavga, duamızın kenarına işlenmiş mendiller gibi kadınlar…

Şengal’im, meşesi kutsal Ezidi palamutu ağaçlar, gövdemize bir İslam’ı diken karanlık suratlı adamlar, bizim tanrımız her gün doğuyor, her gün sabah doğarken elimizi öpüyor, biz onu avuçlarımızda, boynumuzda, gözlerimizde, kalbimizde, acılarımızda, yaramızda her gün konuk ediyoruz.

Ey karanlık suratlı adamlar,

Çocuk cellatları siz söyleyin bana,

Hangi tanrı kalbinizin üstünü her sabah açar?

Hangi tanrı üç dağın arasında menekşe olup susar, su olup sonra aynı yatağa akar?

Siz söyleyin zalim dünyalılar, siz söyleyin şimdi Şengal’in suyu hangi dereye akar?


*Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) sanatçılarından Delil Dilaner'in söylediği Dewreşe Evdi parçasının hikâyesi.