Türkiye'de emekli gerçeği - 7

Türkiye'de emekli gerçeği - 7
Emekliler, Türkiye’nin imzaladığı ve taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin tanıdığı sendika haklarını kullanmakta kararlılar.

Türkiye’de Emekli Gerçeği yazı serisine devam ediyorum. Önceki iki yazıda, Türkiye’nin ilk emekli sendikası DİSK’e bağlı Tüm Emekliler Sendikası (DİSK EMEKLİ-SEN) hakkında kurulmasından 12 yıl sonra verilen kapatma kararı dosyasının, iç hukuk yollarının tükenmesinden sonra 18 Haziran 2008 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gönderilmesini ve sonrasında yaşananları yazmıştım. 

Dosyayı kesin kaydına alan mahkeme, 2011 yılında devletin dosyaya dair savunması ile sendikanın hükümetin savunmasına karşılık görüşlerini aldıktan sonra, 10 Nisan 2018 tarihinde çelişkilerle dolu bir karar verdi. Zorlama karar oluşturma yöntemi ile AİHM Büyük Dairesine veya Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'ne itiraz başvurusu yapılmasının yolunu kapatmak için, olmayan gerekçeyi varmış gibi göstererek dosyayı usulden reddeden alt komite, esasa ilişkin değerlendirme yapmaktan da kaçınmadı. Ne yazık ki karar, hukukçu olsun olmasın okuyan herkesi, "Yoksa ben, devletin AİHM’e gönderdiği açıklamaları mı okuyorum?" şaşkınlığına düşürecek kadar çelişkilerle doluydu.  

Şimdi öncelikle bu çelişkilerle dolu kararı, dayandığı iki temel nokta üzerinden kısaca değerlendirmeye çalışacağım: 

1. İç hukukta emeklilerin sendika kurmasına engel olunsa bile, dernek, vakıf veya benzeri örgütlenme haklarının ve bu örgütlenme yöntemi ile de amaçlarına ulaşabileceklerine dair kabul. 

Dernek,vakıf ve benzeri örgütlenmelerin sendikal örgütlenmenin yerini alamayacağı ve aynı amaca hizmet etmediği gayet açıktır. Nitekim Sosyal Haklar Avrupa Komitesi de, Polonya Devleti hakkında verdiği ve 30/09/2006 tarihli kararlar dergisi cilt 17/1 sayfa 378’de yayınlanan kararında, Avrupa Sosyal Şartı bağlamında "çalışan" teriminin anlamını açıklamaktadır. Bu kavramın sadece faal olanları değil, aynı zamanda çalışmadan kaynaklanan hakları olanları da kapsadığını belirtmektedir. 

Örgütlenme hakkına bağlı olarak emekli kişileri, ev çalışanları ve işsizleri çalışmakta olanlardan ayrı bir hukuki düzene sokmak şart ile bağdaşmaz. Polonya Hükümetinin sunduğu raporda, her grubun ayrı örgütlenme hakkı olduğu belirtilerek; Polonya İşsizler Derneği, İşsizlerin Haklarını Savunma Hareketi, İşsizler ve Kendi Hesabına Çalışan Kişilere Yardım Vakfı, Polonya Emekliler, Yardım Alanlar ve Özürlüler Derneği ve İçişleri Bakanlığı Emekliler ve Yardım Alanlar Derneği örnek olarak sayılmaktadır. 

Sosyal Haklar Avrupa Komitesi'nin hazırladığı rapora göre, emekli kişilere, ev çalışanlarına ve işsizlere bağımsız sendika kurma hakkı tanınmaması hiçbir haklı gerekçeye dayanmadığı gibi, sendikaların geleneksel olarak üstlendikleri işlevlere bakılırsa yukarıda sayılan derneklerin bunları yerine getirmeleri mümkün değildir. 

Bu kişiler menfaatlerini savunmak için dernek kurma hakkına sahip olmakla birlikte, Komite bu kişilerin sendika kurma hakkının sınırlandırılmış olmasında haklı gerekçe görmemektedir. Komite, bu durumun değişmediği takdirde Avrupa Sosyal Şart'ıyla bağdaşmadığını düşünmektedir. 

Sonuç;

Komite, Polonya’daki durumun aşağıdaki sebeplerle Şart’ın 5. maddesine aykırı olduğuna karar vermiştir: 

• Kamu Hizmeti Kanunu kamu görevlilerinin sendikal faaliyetlerini yasaklamaktadır,   

• İç Güvenlik İdare Kanunu idare mensuplarına örgütlenme hakkı tanımamaktadır, 

• Emekliler, ev çalışanları ve işsizler bağımsız sendika kuramamaktadır. 

Bu karar, Tüm Emekliler Sendikası Avukatı tarafından başvuru dilekçesinin ekinde AİHM’e sunulmuştur. Kararda komite, sendikanın hak öznesi kişiler adına taraf olan bir örgütlenme olduğu, dolayısıyla dernek-vakıf gibi örgütlenmelerle aynı kategoride değerlendirilemeyeceğini gayet açık bir şekilde hüküm altına alınmıştır. Bu karara rağmen, AİHM’in farklı değerlendirmede bulunması ve Türkiye’deki emeklilerin, dernek, vakıf veya benzeri örgütlenme biçimlerinden birini kullanmalarının önünde engel bulunmadığını gerekçe yapması, devletlere göre farklı hukuki düzenlemeler olabileceğini kabul eden kötü bir örnektir. 

2. İç hukuk yollarının tüketilmediğine dair iddia ve kabul. 

İç hukuk yollarının tüketilmediğine dair gerekçenin açıklanabilir bir yanı yoktur. Zira başvuru konusu olan Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesinin kararına karşı, süresi içinde TEMYİZ ve KARAR DÜZELTME başvuruları yapılmış, her iki talebin reddiyle karar kesinleşmiştir. Kararın kesinleştiği tarihte, Türkiye’de henüz Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı tanınmamış olduğundan, karara karşı başvurulacak olağan iç hukuk yolu kalmamıştır. Yapılacak başka herhangi bir başvuru kesinleşmeyi engellemeyeceği gibi AİHM’e başvurunun süresi içinde yapılmamasına da yol açacaktı. 

AİHM’in  iç hukuk yollarının tüketilmediğine gerekçe gösterdiği kararlar, sendika lehine verilmiş olan; 

Kadıköy 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde şubeye karşı açılan ve mahkemece reddedilmiş olan karar ile Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde, sendika yöneticilerine karşı açılmış olup, mahkemece reddedilmiş olan davanın kararıdır. 

Her iki davada, sendikanın lehinde olan kararlara karşı üst hukuk yollarına başvurmamış olmasının sorgulanması ve davanın reddine gerekçe yapılmasının hukuken açıklaması yoktur. Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir kurum veya kişi mahkemenin kendisi lehinde verdiği kararı üst mahkemeye taşımadı diye sorgulanamaz ve talebinin reddine gerekçe yapılamaz. Hiçbir hukuk sisteminde bu yönde bir düzenlemeye rastlamak mümkün değildir. Daha açıkçası kişinin veya kurumun kendi lehinde olan mahkeme kararına neden ve hangi gerekçe ile itiraz etmesi gerektiği anlaşılır bir durum değildir. 

Bu davaları kaybeden taraf devlettir. AİHM’in davalar aleyhine sonuçlandığı halde, mahkeme kararlarına karşı yasal yollara başvurmayan, üstelik kesinleşen mahkeme kararlarına rağmen sendikanın kapatılması yönünde davalar açmayı sürdüren devleti değil de, kararlar lehinde olan sendikayı sorgulaması ve yasal yollara başvurulmamış olunmasını, iç hukuk yolları tükenmemiş olarak yorumlayarak davanın reddine gerekçe yapmasını anlamak mümkün değildir. Kısacası AİHM gerekçesinin açıklanabilir yanı olmadığı gibi hukuki karşılığı da bulunmamaktadır. 

Öte yandan, Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin AİHM'e taşınan kapatma kararında davalı doğrudan Tüm Emekliler Sendikası tüzel kişiliği iken, Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesinde lehte sonuçlanmış olan davanın muhatabı, o zamanki Sendika Merkez Yürütme Kurulu üyesi kişiler olup, davalı sendika tüzel kişiliği bile değildir. Yine Kadıköy 1. Asliye mahkemesinde açılan ve lehte sonuçlanmış olan dava, şubenin kapatılması talebiyle açılmış olup, aynı şekilde muhattap sendika genel merkezi değildir. Muhatap farklılığının yanı sıra, temyiz edilmemiş olan bu kararlar ile kapatma kararının yargılama süreçleri uyumlu değildir. 

Sendikaya karşı açılan ve AİHM’e taşınan kapatma davasında tüm yasal yollar tüketilmişken, diğer iki davayı kaybeden taraf Türkiye Cumhuriyeti'nin yasal yollara başvurmamış olmasının sendika aleyhine değerlendirilmesi kabul edilemez. Kaldı ki tarafların pozisyonları farklıdır. 

SONUÇ OLARAK!

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sendikanın kendisine gönderdiği hak ihlali dosyasının değerlendirmesinde; Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesinde sonuçlanmış dava konusu olayları ve sonuçlarını değerlendirmek yerine, delil mahiyetinde kendisine sunulan dosyalardaki sonuçları esas almış ve kapatma kararı dosyası ile ilgili karar vermek gibi garip bir yol izlemiştir. 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, yerinde olmayan gerekçelerle zorlama şekilde bir karar kurma yöntemi izlediğini söylemek mümkündür. Bir başka deyişle, mahkemenin özellikle son yıllarda birçok dava dosyasında, Türkiye’yi yöneten iktidarın isteği doğrultusunda politik kararlar verdiği yönünde ki eleştiriyi haklı çıkaran bir karar verilmiştir. Üstelik karar, iddia edildiği gibi avukat ile sendikaya tebliğ edilmemiştir. 

Karar da her ne kadar dernek/vakıf kurulabileceğinden bahsedilse de, ne bu kararda ne de Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile yasalarında, emeklilerin sendika kurmasının yasak olduğuna dair herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle, TÜM EMEKLİLER SENDİKASI (DİSK EMEKLİ-SEN) adında küçük bir değişiklik yaparak, EMEKLİLER SENDİKASI adıyla 25 Şubat 2019 tarihinde Ankara Valiliğine kuruluşunu yenileyen başvuruyu yaptı. Sendika Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'na (DİSK) bağlı olarak faaliyetine devam ediyor. Çünkü emekliler, Türkiye’nin imzaladığı ve taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin tanıdığı sendika haklarını kullanmakta kararlılar. 

Yaşasın Emeklilerin Örgütlü Mücadelesi! 

Türkiye’de Emekli Gerçeği yazı serisi bu yazıyla sona erdi. Ancak imkânım oldukça, emekliler ile diğer emekçi kesimlerin sorunlarına ve hükümetin uygulamalarına dair kaleme alacağım yazılarımla sizinle olmak düşüncesindeyim. 

2021 yılının tüm insanlığa, barış, sağlık ve huzur getirmesi dileklerimle şimdilik hoşçakalın, sağlıkla kalın! 

Öne Çıkanlar