Can DÜNDAR


ARTI GERÇEK - İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin İstanbul İl Başkanı’nın FETÖ’cü olup olmadığını Milli Savunma Bakanı ve MİT Müsteşarı’na sormuş. Habere bakılırsa Akşener, Hulusi Akar ve Hakan Fidan’ı, -herhalde devletin kaydına geçsin diye- “partiye kayıtlı sabit telefon hattından” aramış. İki isim de, “Bizde böyle bir kayıt yok” demiş. Bu gelişmede siyasetin doğasına aykırı birkaç boyut var:

Birincisi, parti içi bir hesaplaşmaya, devletin güvenlik birimlerinin karıştırılmış olması... Hulusi Akar’ın Hükümet’in bir bakanı, Hakan Fidan’ın iktidarın bir memuru olduğu düşünülürse, bir muhalefet partisi liderinin onların verdiği bilgiyle bir mensubunu temize çekmeye kalkışması, neresinden bakılsa tuhaf bir durum…

İyi Parti, haberi “İl Başkanı temize çıktı” diye servis etti. Ya MİT, araştırdıktan sonra “Evet, FETÖ’cüymüş” dese ne olacaktı? “Eh, madem devletteki istihbarat bu; partiden kovalım” mı denilecekti? Bu durumda siyasetin ipleri istihbaratın eline geçmiş olmuyor mu?

Aynı şeyi AKP Genel Başkanı’nın yaptığını düşünsenize… Erdoğan, MİT’e “Bizim partide FETÖ’cü var mı, bir bakın” diye soruyor ve cevaben bir dönem cemaatle ittifak yapmış bütün bakanların, vekillerin listesi geliyor. Tabii en başta da kendi ismi… Ne olurdu?

Ayrıca 15 Temmuz’da Akar ve Fidan’ın, devletin tepesine kadar sızmış cemaat kadrolarını tespit edemedikleri ortaya çıkmadı mı? Kendi emir subayının cemaatçi olduğunu yıllarca fark edememiş Akar’a “Bizim il başkanı cemaatçi mi” diye sormak mantıklı mı?

Daha da kötüsü, AKP iktidarının solcu gazetecilerden, insan hakları savunucularına, sivri vekillerden muhalif il başkanlara kadar her itiraz sahibine “FETÖ’cü” damgası basıp binlerce insanı mağdur ettiği bilinmiyor mu, da onlardan rapor isteniyor.

Dileyelim de Akşener’in parti içi mücadelede kullanmak için başvurduğu bu yöntem, siyasette alışkanlık yaratmasın.

Siyasetçiye iyi hal kâğıdını halk verir; komutan ya da istihbaratçı değil.