Geçtiğimiz hafta başında 2. Dağlık Karabağ Savaşı sonrası ilk kez Putin, Aliyev ve Paşinyan  Moskova’da bir araya geldi. Toplantının organizatörü Putin "Bugün, üçlü anlaşmanın tutarlı bir şekilde uygulandığını memnuniyetle söyleyebiliriz. Bunun, hem Ermeni hem de Azeri halklarının çıkarları doğrultusunda, anlaşmazlığın adil bir şekilde çözülmesi için gerekli ön koşulları oluşturduğuna inanıyoruz.” sözleriyle tarafların baştan sınırını çizdi.

Putin’in bu “belirleme” halinin gerek Aliyev ve Paşinyan’ı karşılaması gerekse de oturma düzeni ve görüşmeden çıkan kararlar itibariyle sürdüğü gözüküyor. Burada Mühdan Sağlam’ın yaptığı foto analizine(1) bir video ve kısa bir değerlendirme ile katkıda bulunayım.

Evet genel olarak bu görüşme ile ilgili Putin’in hakimiyetinde geçtiği söylenebilir. Bunun yanı sıra Aliyev’in son günlerde, kazandığı “zafer” sayesinde usulen yapılan seçimlere bile gerek olmaksızın iktidarını sürdürebileceğini fark ettiği için olsa gerek adeta etekleri zil çalıyor. Tahtında oturmasının binlerce insanın hayatına mal olduğunu umursamayan hanedan bu görüşmede de epey bir neşeli. Niye olmasın, bütün dünya böyle rezilliği görmezden geliyorsa? Aliyev, Putin’le karşılaşma sahnesinde Sacha Baron Cohen’in komedi filmlerinden fırlamış bir karakter gibi Putin’e doğru atılıyor. Paşinyan ise çekingen belli ki yakınlaşmak için Putin’in teşvikine ihtiyaç duyuyor. Paşinyan’ın çekingen olması normal. Yenilginin sorumluluğu ve ağırlığı özellikle onun üstüne yığıldı. Bu görüşmeye giderken bile havaalanına ulaşmaya çalışması muhaliflerince engellenmeye çalışıldı.

Toplantının basına yansıdığı kadarıyla sonuçlarına gelince 

Dağlık Karabağ’da ekonomik bağlantıların inşa edilmesi ve altyapı ile ilgili projelerin geliştirilmesine yönelik ortak bildiri imzalandığını duyuruldu. Bu kapsamda Rusya, Ermenistan ve Azerbaycan başbakan yardımcılarının eş başkanlığında bir çalışma grubu oluşturulacağı belirtildi. İlk toplantının 30 Ocak'ta gerçekleştirilmesi öngörülüyor.

Aliyev’in açıklamalarına yansıyan demir yolu üzerinden “yeni ticari bağlantılar” başlığı dikkat çekici. Aliyev Nahçıvan üzerinden Türkiye-Rusya arasındaki demir yolu bağlantısının da sağlanacağını aynı zamanda Ermenistan'ın da Azerbaycan topraklarından Rusya ve İran'a demir yolu üzerinden erişime sahip olacağını belirtti. Bu arada bir çok jeostratejik hesabın yapıldığı, sadece “mal taşımacılığı” türünden bir meselenin olmadığı elbette biliniyor. Sadece demir yolu haliyle bile bu gelişme tüm taraflara çeşitli olanaklar sunar. Örneğin engellenen Gürcistan hattı yerine Rusya-Ermenistan arasında ulaşım olanağı elde edilmesi gibi. Şimdilik ayrıntısını girmeyeyim fakat bu hamlenin Çin ve İran’ın hesaplarına uymadığı görülüyor. Yine de Çin’in kapasite ve stratejik esnekliği  bu gelişmelere bile ön ayak olmasını sağlarsa şaşırmayalım. 

Rus Kommersant gazetesinin yayınladığı yeni demiryolu haritası: 

Paşinyan’ın toplantı öncesi ve sonrası yaptığı açıklamalara bakınca attığı imzadan pek memnun olmadığı görülüyor. Paşinyan’ın çözülmediğini söylediği sorunlardan ilki Karabağ’ın statü sorunu. Diğerleri biraz belirsiz olan “ekonomik sorunlar” ifadesi ve  savaş esirlerinin iadesi meselesi. Aslında savaş esirlerinin neden iadesi için diretmediği sorusu öncelikle Paşinyan’ın  yanıtlaması gereken bir  soru. Bu durumun maalesef Paşinyan iktidarının fazlasıyla güçsüz olduğunu göstermekten öte bir anlamı yok. Muhalefet doğal olarak onu suçlamaya devam edecektir. Bu biraz da savaş boyunca iktidar ve yandaşları tarafından milliyetçiliğe ve yalana dayalı yapılan propagandanın hasılatı olsa gerek. Paşinyan gerçekten bir şeyleri değiştirmek istiyorsa önce milliyetçiliğe boyun eğmemeliydi. Şimdi ise çok geç. Bahar ayları Paşinyan’ı epey terleteceğe benzer.

Dağlık Karabağ’ın statüsü

Dağlık Karabağ’ın statüsü sorununa gelince Putin yönetiminin bölgeyle yakından ilgili görüntüsü vererek git gide fiilen iktidar olduğu bir süreci izliyoruz. Rus barış güçlerinin bölgeye yerleşmesiyle başlayan süreç, Ermeni yerleşimcilerinin geri dönüşünün desteklenmesi, hastane, okul, havaalanı vb. yapımı ve onarımları, en son az sayıda da olsa Sputnik V aşılarının bölgeye aktarılması türünden işler “sorun çözücü “olarak Rusya’nın bölgede oynadığı rolü gösteriyor. İkinci dil olarak eğitimde Rusça’nın kabulü de bunu destekleyen bir politika. Rusya Dağlık Karabağ’ın statüsünü yeni manevra olanaklarını hesaplayarak özellikle belirsiz bırakıyor olabilir. Fakat bir süredir dile getirilen “Rusya pasaportları dağıtma” türünden olasılıklar zorlandığı takdirde Kırım ve Ukrayna’nın doğusunda oluşturduğuna benzer “çözüm”leri gündeme getirebileceğini de düşündürüyor.

Kısaca bu başlıktaki gelişmeler Sovyetler Birliği dağılırken görünür hale gelen ve onun dağılmasını da hızlandıran problemler bu kez Rusya’nın bir imparatorluk olarak kendini yeniden şekillendirmesine yardımcı oluyor diye değerlendirilebilir. Bir başka ifadeyle geçmişteki göreli etkisiz pozisyon bugün tamir edilmeye çalışılıyor. Tabii burada asıl gözetilen şey Rus sermaye kesimlerinin çıkarları ve etkinlik alanın genişliği. Bunun içinde hiç bir tarafın küstürülmemesi ve itaat ettirilmesi gerekiyor. Aynı zamanda Rusya’nın kendi sınırları dışında tampon bölgelerle savunma ağını da kurması.

Dönemin Sovyetler Birliği lideri Gorbaçov’un son gelişmeler üzerine yaptığı, Putin’inkiyle de önemli ölçüde örtüşen açıklamaları dikkat çekici. Gorbaçov “Karabağ, çok ağır bir sorun, eskilere uzanıyor. Sorun şiddetlenince iki cumhuriyete, iki halka çözüm bulma konusunda yardımcı olmaya çalıştık. Daha sonra Rusya da çalıştı. Şimdi umarım Rusya yardımcı olabilecek. Ama başrol çatışan taraflarda kalıyor. Ermenistan ve Azerbaycan, sorunu çözmek için görüşme taahhüdünde bulundu. Kazanan ve kaybeden olmadan her iki tarafın da çıkarına bir çözüm bulunmalı” diyor.

Bu bakış açısının eleştirine girişmeyeceğim. Fakat sonuçta Rusya bölgede son hamlesiyle bir kere daha belirleyici güç olduğunu gösterse de bütün bunlar postmodern karakterli yeniden paylaşım savaşı içinde bir anda tuzla buz olabilecek değerde. Çok sayıda aktörün aynı anda ve farklı açılardan hamleler geliştirdiği yeni bir “oyun” bu. Karşımızda olan bir satranç tahtası değil, o yüzden “masa benim” demek yetmeyebilir…

Son süreçte Dağlık Karabağ meselesinde masada olamamaktan huzursuzluk duyan Erdoğan Moskova’daki toplantıdan iki gün sonra Putin’le görüşerek belli ki işin ucundan tutmanın bir yolunu arıyor. Erdoğan Dağlık Karabağ örneğiyle de “tüm dünyaya Türk-Rus ortaklığının yapıcı sonuçlarını bir kez daha göstermiş olacakları”nı buyurmuş. Tabii yapıcı örnekleri ziyadesiyle Suriye ve Libya’da gördüğümüzü varsaymasından hareket ediyor olsa gerek ki bize “bir kez daha” göstereceklermiş. Politikacı deyip geçelim diyeceğim ama kanlı sonuçlarını hepimiz yaşıyoruz.

İslamabad Deklarasyonu

TC’nin bununla kalmayacağını Rusya’ya birlikte/rağmen kendi stratejisini şekillendirmekten geri durmayacağını da görüyoruz. Geçen hafta böyle bir hamle TC basınında şöyle yer aldı : “Türkiye, Azerbaycan ve Pakistan arasında siyasi, ekonomik, barış ve güvenlik alanları başta olmak üzere birçok alanda iş birliğinin derinleştirilmesini sağlayacak "İslamabad Deklarasyonu" imzalandı.”(2)

TC’nin kasası tamtakır olabilir ama emperyalist güç olma iddiasını da bir taraftan sürdürmekten zorunda. Bu her şeyden önce rejimin kendini korumak ve kalıcılığını sağlamak için geliştirdiği bir politika. Ayrıca ve özellikle “Pakistan’la ilişkileri geliştirerek nükleer silaha ulaşmaya çalışıyor” söylentilerinin de var olduğu bir zeminde dikkat çekici. Rejim hangi ülkeye ne kadar uyduğu şüpheli olmakla birlikte Türklük-İslamcılık bulamacı bir yaklaşımla Azerbaycan-Türkmenistan-Afganistan ve Pakistan arasında bir hat oluşturmaya çalışıyor. Pakistan’ın Hindistan’la çekişmesinin yanı sıra  son karikatür krizinde bir kere daha sergilenen Batı/Fransa karşıtı gösterilerde olduğu gibi İslamcı potansiyelin yoğun ve güçlü olduğu bir ülke. Son dönem azınlıkları hedefleyen artan IŞİD saldırıları da dikkat çekicilikte. Keşmir Sorunu’nu TC’nin hareketlendirmeye çalıştığı, Suriye’den cihadist paramiliter güçleri bu bölgeye taşımaya niyetinde olduğu haberleri daha önce çıkmıştı. Henüz bunun gerçekleştiğine dair bir işaret yok ama TC yöneticileri yeni açıklamalarla bu meselede Pakistan’ın yanında olduklarını dile getirmeyi ihmal etmiyorlar. Hindistan’daki Modi iktidarının adeta ateşe körükle giden politikaları da maalesef ciddi çatışma olasılıklarına işaret ediyor.

TC’nin ilgisini çeken “ticari işler” başlığına gelince her iki ülkeye dönük silah satışlarının artırmayı önüne koyduğu öteden beri biliniyor. Bölgedeki bazı ülkelere “bedava” silahlar verdiği de malum. Ayrıca bölgede var olan doğal gaz ve petrol yataklarından pay almayı istiyor. 2. Dağlık Karabağ Savaşı’nda ele geçirilen bölgelerde ve bunun dışında da inşaat işlerine dalmak doğal olarak iştahlarını kabartıyor. Örneğin Tekfen, geçen hafta 218 milyon euro'luk Azerbaycan Merkez Bankası yönetim binası inşaatını alıvermiş.

Asıl meseleye yani rejimin Asya’ya yönelik kanlı emperyalist hedeflerine dönecek olursak bunun kağıt üzerinde kalma ihtimali bir hayli yüksek. Bunun ilk nedeni kuşkusuz rejimin sosyal, siyasal ve ekonomik temellerinin zayıflığı. Artı uluslararası politika dahil içinde bulunduğu sıkışmışlık hali. TC’nin mevcut kırılganlığıyla ABD ya da Çin’in desteği olmaksızın bu stratejiyi yürütme ihtimali yok. Ayrıca geleneksel rakipler, İran ve Rusya’nın varlığı burada potansiyel engel olarak karşılarında duruyor. Her şeyden önemlisi bölge halkları böyle bir saldırganlığın destekçisi ve seyircisi olmaz, olmamalı.


(1)https://www.gazeteduvar.com.tr

(2) https://www.aa.com.tr/