Başlıktaki boşluğu hakkımda dava açılır yada korktuğumdan dolayı boş bırakmadım, okurken, izlerken yada düşünürken siz doldurun istedim, çünkü ne yazsam okurlarımın hakkını yiyeceğim, bir okurum da olsa kimseyi kırmak istemedim ama esasında en çok onların hakkını yemiş olacağım. Kolay değil yaptıkları, yılan balığının bile bu kadar rahat kıvırabildiğini sanmıyorum.

Siyasi anlamda kendimi bildim bileli anti-emperyalist mücadelenin içinde bulundum (Buradaki “BEN” ben değilim, genel anlamda yazdım), ezilenlerin, kadınların, Kürtlerin, LGBT-İ’nin yanında mücadele ettim ve bunlardan dolayı kimileyin günlerce, kimileyin aylar yada yıllarca hapsedildim, işkence gördüm yada asıldım, hiçbişey olmadıysa okuldan atıldım ve şimdi bakıyorum da bana bunları yapanlar, hapsedenler, idam sehpalarına gönderenler, benim o gün söylediklerimi söylüyor ama aynı zamanda yine bitakım bahaneler bularak beni içeride tutmayı başarıyor. İşte tam da burada diyorum ki, bunu kim yapabilir, işte o “KİM”in yanıtı kocaman bir boşluk, sıfır.

Şimdi gelelim bu sağ kesimin anidenbire anti-emperyalist mücadele vermesine ve bu konuyu neredeyse siyasetinin birincil teması durumuna getirmesine, ne oldu da beni hapsettiren neden onların savunma gerekçesi oldu. Bu sorumu siyaset bilimciler detaylı olarak inceleyebilirler ama benim başat düşüncem Sovyetler Birliği’nin yıkılması ve sonrasında yaşananlar.

Sovyetler Birliği’nin yıkılması başta diğer ülkelerdeki komünist partiler olmak üzere dünyanın eksenini alt-üst etti bence. Sovyetler Birliği yıkılınca SBKP’ye bağlı yada dayalı bütün partilerin ne kadar kof olduklarını gördük, nasıl aşağılara gerilediğini farkettik. Bunun en büyük 2 örneği bence Fransa ve İtalya komünist partileri. Bu konuyu SBKP presidium heyetinden birisiyle konuşmuştum Türkiye’ye konuk olarak geldiğinde. Bana söylediği çok ilginç gelmişti: “SBKP’ye inanan diğer komünist partiler bişeyde yanılıyorlar, bizim söylediğimiz doğrular her zaman onlar açısından doğru olmayabilir, siyasi, stratejik ve jeopolitik ve hepsinin üstüne sınırsal farklılıklarımız var.

Resul Hamzatov bunu bana söylediğinde kendimi düşünmüş ve yıllarca savunduğum Kübavari gerilla savaşının esasında bizim için kopyadan ibaret olduğunu anlamıştım. Şimdi düşünüyorum da, Sovyetler sınırındaki bir Türkiye’de devrimin başarılı olması neye mal olurdu, ABD silme silebilirdi Türkiye’yi, boğazlar, Sovyetler, Bulgaristan ve sosyalist Türkiye, ABD’li başkanlara ve Türkiyeli sağcılara empati yapayım dedim de ben bile fena oldum.

ABD böyle bişeyin olması için az uğraşmadı, Polonya’da bir sendikacı, sonra Ukrayna’da turuncu devrim çabaları, Soros’un akıl almaz çabaları filan derken, önce yumuşama, sonra geçiş derken Sovyetler Birliği yıkıldı.

ABD tek başına bütün dünyaya hakim olmak isterken, şimdi karşısında dev gibi bir başka kapitalist ülke Rusya, belki kapitalizme geçişte sıkıntılar yaşadı yada hâlâ yaşıyor ama Marksizmden öğrendiği o kadar çok şey var ki, şimdi bunları uyguluyor ve hepsinden önemlisi silah konusunda kimileyin ABD ile başabaş ama çoğunda hep önde bir Rusya.

GO HOME AMERİCA”dan geldiğimiz noktaya baktığımızda 6. Filo’yu protesto edenleri anımsıyorum, onlara saldırıların emrini verenlerin meclis başkanı, başbakan yada cumhurbaşkanı olduğu bir ülkede artık onların da sanki inanırmış gibi pispis sırıtarak anti-emperyalist olduklarını söylemeleri ve bizi hâlâ suçlamaları bana bu başlığı attırdı.

Ben hâlâ “NATOSUZ TÜRKİYE-BAĞIMSIZ TÜRKİYE” diyorum da BU KADAR (……………) NASIL BİRARAYA GELDİ!..