Uzun zamandır AKP’nin bundan böyle seçim kazanıp kazanamayacağı tartışılıyor. Bunu neden tartıştıklarını anlamıyorum, yenilmez dedikleri AKP 7 Haziran’dan itibaren 1 Kasım hariç hep seçim kaybediyor ama yalaka basın devamlı seçim kazandığını yazıyor. Bir parti tek başına iktidar olamıyor ama birinci parti oluyorsa bu tam olarak kazanmış anlamına gelmez, hele cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde hiçbişey ifade etmez.

Yarın seçim olsa şöyle bir tablo çıkacak ortaya, AKP birinci parti olarak çıkacak ama cumhurbaşkanlığı seçimini kaybedecek. Doğal olarak da hükümeti kurma görevi ana muhalefet ve diğer muhaliflere kalacak. Eğer MHP meclise girer ve AKP’ye destek verirse muhaliflerin hükümeti mecliste bişey yapamayacak ve hep engellemelerle karşı karşıya kalacak.

Ancak bunun tersi de olabilir, muhalefet herkesin hemfikir olmadığı bir aday çıkartırsa, Erdoğan cumhurbaşkanlığını kazanacak ama muhalifler seçimlerdeki gibi oy alırsa mecliste çoğunluğu alacak ve bu kez de Erdoğan istediği gibi çalışacak. İki şıkta da yeni bir seçim olacak demektir ve bu da yapılan anayasa değişikliğinin ne kadar saçma sapan bişey olduğunu gösteriyor.

Hem Recep Tamam Erdoğan, hem de AKP’liler bunu bildiklerinden çeşitli ayak oyunlarını hep düşünüyorlar. Bunlardan en önemlisi Erdoğan’ın devamlı kaybettiği durumda yargılanmama pazarlıkları yapıyor olması. Böyle bir söz verilebilinir mi bilmiyorum ama verilse bile bir sonraki dönem yapılacak başka bir seçim ve değişiklik bu sözü rafa kaldırabilir.

Önceki gün ilginç bir olay oldu mecliste. Dışişleri bakanı Mevlüt Çavuşoğlu bakanlığının bütçesini savunurken İYİ Partili Ahmet Erozan “Bütçeyi iktisatlı kullanın. Yılın ikinci yarısı alacağız” dedi. Buna karşılık Çavuşoğlu “Hayrola, ne oluyor? Siz de mi Biden'dan umut bekliyorsunuz yoksa? Ülkede seçim yok. Seçim olsa da iktidarın size verilmeyeceğini biliyorsunuz. Yoksa darbe beklentiniz mi var nereden devralacaksınız, kimden devralacaksınız?” diye cevap verdi.

Yapılan yada yapılmayan bu kadar darbe yaşanan bir ülkede gelecek darbe açıklaması da laçka haline gelir ve bu kadar rahatlıkla açıklanır. Gazeteci böyle bişey yazsa darbe çağrısından hakkında soruşturma açılır ki bu ülkede bunu da gördük.

Bence Çavuşoğlu parti içinde ve Erdoğan’la yaptıkları konuşmalardan alıntı yaptı bu açıklamasıyla. Sır çok zor bişeydir, bana göre en iyi sır unutulan sırdır. Bununla ilgili başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum.

3-4 yıl önce Cenevre’de birisi “Merhaba” diye geldi yanıma. 1978 yılında bir yoldaşım bana kendisini getirmiş ve arandığını söylemiş ve ben de kendisini saklamışım evde 3 gün. Getiren kişinin adı hariç olayla ilgili milim bişey anımsamıyorum. Bu sanırım devrimcilikte kendi kendine talim diye bişey olsa gerek. Bigün yakalanır ve ötersem diye kendini garantiye almak, olayı baştan sona unutmak, sır olarak bile kalmamasını sağlamak. İşin ilginç tarafı belki de en basit bir olay gibi gözüküyor ama anımsayıp, öttüğünüzde arkasından ne çıkacağını bilmediğiniz bir olay. İşin daha da ilginci, arasıra annemle geçmiş günleri konuşuruz ama aradan geçen 42 yıla karşın bitek bunu konuşmadık kendisiyle, sanırım kendisi de silmiş kafasından.

Sırrın sadece ötmek ve her şartta sır vermemek olarak 2 durumu olduğu sanılır, oysa bence sırrın bir de unutulan durumu vardır, bu hem size, hem diğer kişiye, hem de harekete fayda sağlar.

Mevlüt Çavuşoğlu bence ötmüş, “Seçimi kazanırsanız darbeyle el koyarız, o yüzden boşuna heveslenmeyin” diyor kendisi, darbe sırrını unutamamış. Erdoğan’ın talebesi, normaldir, o da 15 Temmuz darbesini kaçta öğrendiğini 4 ayrı saat olarak açıkladı, oysa sırdaşın eniştene sorsana önce be biladel.