Geçtiğimiz günlerde CHP milletvekili Ali Mahir Başarır tank fabrikasının belli bir oranının Katar’a satılmasını orduyu satmak olarak niteledi ve Recep Tayyip Erdoğan yalakaları onu vatan hainliğiyle suçladılar ve hakkında soruşturma başlatıldı. Oysa Başarır sonuna kadar haklı ama ben bu olay dışında bir ordunun çok daha önceden nasıl satılacağını ve Türkiye’nin de satıldığını anlatacağım.

17 Mart 1948 yılında Belçika, Birleşik Krallık, Fransa, Hollanda ve Lüksemburg, Sovyetler Birliği’ne karşı Brüksel anlaşmasını imzaladılar. Buradaki amaç Sovyetlerin silah olarak üstünlüğüydü, gerekçe de Berlin ablukası ve Çekoslavakya’ya yapılan askeri darbeydi. Daha sonra 1949 yılında ABD dışişleri bakanı George Marshall ile Pentagon’da bu ülkelerin liderleri bir araya geldi ve Danimarka, İslanda, İtalya, Kanada, Norveç ve Portekiz’in tam NATO anlaşması yapıldı.

Berlin ve Çekoslavakya bir anlamda bahaneydi, esas plan komünizmin yayılmasını önlemek ve bu ülkelerde daha sonraları Türkiye’de de kurulan Komünizmle mücadele dernekleri kurmak ve her ülkenin anti komünist ve faşist derin devletlerini oluşturmaktı.

İlk önemli patlak Kore’de baş gösterdi ve Kuzey Kore (Sovyet yanlısı) Güney Kore (ABD yanlısı) savaşı kızıştı ve Demokrat Parti hükümeti Adnan Menderes başbakanlığında Kore savaşına asker gönderme kararı aldı. Hedef bu yolla NATO’ya dahil olmaktı, o yüzden başka ülkelerin Türkiye’den çok uzakta olan ve Türkiye çok da ilgilendirmeyen savaşta kimlerin öleceği pek umurunda değildi hükümetin.

Tuğgeneral Tahsin Yazıcı komutasında 259 subay, 18 askeri memur, 4 sivil memur, 395 astsubay, 4414 erbaş ve er olmak üzere 5090 kişilik 1. Türk tugayı, 17 Eylül 1950'de Kore Savaşı’na katılmak üzere yola çıktı. Neler yaşandığının detaylarını yazmayacağım burada ama  toplamda 14.936 askeri Kore'de savaştı ve bunların 721'i yaşamını yitirdi, 175'i kayboldu, 234'ü esir düştü ve 2147'si yaralandı. Türkiye yüzde 22'lik zayiat oranına ulaştı ve bu bakımdan ABD'nin ardından ikinci oldu. Sonunda 1951 sonunda NATO Türkiye’yi kabul etti ve 1952'de mecliste onaylandı.

İşte Türkiye’nin daha doğrusu ordusunun emperyalist güçlere satış anlaşması imzalanmış oldu. Önünüzde 3 seçenek var, ordunun satılmasını Kore’ye asker gönderme kararının alındığı gün, NATO’nun kabul ettiği yada mecliste onaylandığı tarih olarak alabilirsiniz.

İşte ondan sonra Türkiye’nin derin devleti resmen kurulur ordu içinde ve finansını ABD karşılar Sovyetler Birliği ve komünizme karşı. Benim gibiler bunu gayet iyi bilirler, çünkü ben babam sayesinde telefondan doğduğumdan beri dinleniyorum, Ahmet Altan da öyle, Mehmet Altan yada diğerleri de. Emeklerken babalarımızın, annelerimizin onlar tarafından götürüldüğünü ilk anı olarak gördük neredeyse ve fotoğraf beynimize işledi.

NATO’ya giren ve ilk resmi derin devleti kuran Demokrat Parti ve Adnan Menderes ABD ve derin devletin oyununa gelir, yaptıkları darbe sonucu asılır.

Ne ilginçtir, 12 Mart darbesinin olduğu gün Muhsin Batur Amerika’dadır, oysa 9 Mart’da darbe girişiminin en rütbeli 2 komutanından birisidir. 12 Eylül darbesinde de yine hava kuvvetleri komutanı Tahsin Şahinkaya Amerika’dadır ve ikisinde de ABD’li general “Bizim çocuklar başardı” demiştir. Ve yine ne ilginçtir ki 15 Temmuz darbe girişimine karşı yapılan darbe sonrası yine bir Amerikalı general bu kez “Bizim çocukları alıyorlar” diyerek NATO’cu komutanları kastetmiştir.

Ve gelelim en ilginç noktaya, Ali Mahir Başarır’ın açıklamasına kızarak böğüren Erdoğan yalakası medya, yazılarında ve programlarda, bizim yıllardır söylediğimizi söylemeye başladılar son darbeyle beraber, “Bugüne kadar yapılan bütün darbelerde ABD’nin parmağı var”

Bu darbeleri zabıta yada dernek yapmadığına göre, size sorayım yalakalar: ORDU NASIL SATILIR?