O kadar saçma bişey yapıyorlar ki, bizler “Neden” diye düşünmüyoruz, içimizden “Bu ne saçmalık” derken, mantığını çözemediğimizden bir kenara koyuveriyoruz konuyu, oysa onlar bu yaptıklarıyla bizleri yavaş yavaş alıştırıyorlar kendi sistemlerine.

Türkiye’de devletin yapmak yada uygulamak istediği bisürü yol var ama bunların başında gelen bir ilkeleri var o da “Benim istediğim kadar” ilkesi. Hangi görüş, din yada milletten olmak istiyorsanız olabilirsin ama sadece o derin devletin yada merkezi devletin izin verdiği ölçüde olabilirsiniz. Bu biraz da şu anlama gelir, ben komünistim ama gerektiğinde devlet de komünisttir ve ben onun kadar olamam. Yani ben ancak devletin izin verdiği ölçüde komünist olabilirim, fazlasını olamam, yani bu sistemi sorgulayacak kadar olamam.

Bu dediğimi Alevilik için de, Kürtlük için de, Ermenilik için de ve aklınıza gelecek her konuda söyleyebilirim. Bu din için de geçerlidir, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurarak dini bütün herşeyi devlete bağlarım ama anayasaya “TC Laiktir” diye yazar, sonra da “Fransa’dan sonra sadece Türkiye Anayasası’nda laik olduğumuz yazılı” diye övünürüm. Çünkü o devletin izin verdiği kadar laik olma hakkım vardır.

Coronavirüs’le başlayan pandemi, yani salgın hastalık kimi dincilerin işlerini kolaylaştırdı yada bunu kullanıyorlar. Son dönemde açıklanan tam kapanma (%50 dışarıda tam kapanma) Ramazan ayında açıklanınca beraberinde içki yasağını da getirdi. Herkes bu konuyu tartışmaya başladı, dükkan sahipleri savunuldu, karşı taraf 17 gün içkisiz kalınsayı slogan olarak aldı ve komik bir şekilde alkolizm tartışmasına dönüşme hızında giderken, neredeyse sadece gençlerin konuştuğu bir konu haline gelip, bir kenara atıldı.

Oysa bu karar gerçek bir geçici de olsa şeriat uygulamasıydı yada bir provaydı, ne kadar tepki olacağını ölçtüler. Bana kalırsa kendilerince de başarılı oldular ve devamını getirmeleri gerekiyordu. Karar alındı mı, alınmadı mı kimse bişey bilmiyor ama birdenbire denize girmek yasaklandı.

Adamın biri denize girerken yakalandı, şaka gibi değil mi, bir de ceza yazıldı. Oysa o yakalanan kişi denize giren başkalarını görmüş ve girmiş. Ama onlar turistlermiş ve girebilirlermiş.

İşte ikinci plan burada başlıyor, onlar turist olduklarından değil, Müslüman olmadıklarından dolayı denize girebildiler. Kendilerine göre Müslüman ülkesinde Ramazan’da mayo yada bikiniyle denize girilmemeliydi ve bunu uygulamanın en kolay yolunun pandemiyi bahane etmek olduğunu iyi biliyorlardı. Gerçi yakalanan kadın değildi ama bu ayrımı şimdilik yapamazlardı, o zaman benim yazdığım gerekçe yani foyaları ortaya çıkardı.

İçkiye karşı koyulan tepkinin onda biri bile deniz için gösterilmedi. Birincisi halk nedenini pek anlayamadı, ikincisi 4 denizi olan bu halk fazla yüzmeyi bilmez, yarımadadır ama bugüne değin denizcilik bakanlığı olmamıştır, balık avlanması izni tarım ve orman bakanlığından alınır ve en önemlisi tatil mevsimi henüz gelmemiştir.

Diyelim ki bu kapanma dönemini denizde yatımda geçireceğim yada boğazda denizle dipdibe oturuyorum. Denize girersem ceza mı yerim, yoksa çarpılır mıyım, bir yetkili bana anlatırsa sevinirim.