ABD seçimlerinde Donald Trumpı’n kaybettiği netleşince, Ankara’da da siyasi atmosferde hızlı değişimler yaşanmaya başladı. Ankara, Amerikan siyasetindeki yeni döneme göre pozisyon almaya başladı.

İlk olarak, Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal görevden alınarak yerine AKP’li Naci Ağbal atandı. Bununla yakından bağlantılı bir diğer gelişme, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak‘ın tasfiyesiydi. Anlaşılan o ki, “milli damat” sessizce, etkisiz bir göreve atanarak ekonominin başından alınacaktı. Ancak o, bunu kabul etmeyerek, Instagram hesabından istifa metni yayımladı. “Görevden affı” kabul edilerek yerine Lütfi Elvan atandı.

Metnin, kendisini o göreve atayan cumhurbaşkanına değil “kamuoyuna” hitap etmesi, aslında Albayrak’ın itirazını açıkça ortaya koyuyordu. Ama o, gerekçe olarak “sağlık nedenlerini” gösterdi-bilinen hiçbir ciddi sağlık sorunu olmamasına ve genç yaşına rağmen. Baştan sona dinci argümanlarla dolu istifa metninde, “ülkeme ve ümmete hizmet ettim” gibi tuhaf bir ifade de yer alıyordu. Oysa Türkiye’nin Hazine ve Maliye Bakanının hizmet yükümlülüğü, sadece Türkiye yurttaşlarına karşı idi, en azından anayasa ve yasalara göre, öyle olması gerekiyordu. “Ümmet” ile kastedilen hangi ülkeler ve devletlerdi? Türkiye’de açlık ve yoksulluk alıp başına gitmişken, Türkiye hazinesi “ümmet hizmeti” adı altında hangi ülkelere kaynak aktarmıştı? Keza Albayrak’ın kamuoyuna açıklamasında geçen “at izi it izine karıştı”, “hak ile batılı ayırt etmek zorlaştı” ifadeleri ile ne kast edilmekteydi? Bu sorular Albayrak‘ın istifasının ardından yanıt bekliyor.

İstifa olayındaki bir diğer ironi, yandaş medya patronu da olan Berat Albayrak‘ın, sesini ancak, kapatmak için yasa çıkardıkları sosyal medyadan duyurabilmesiydi. Geleneksel medya, tam 27 saat boyunca “üç maymunu” oynadı. İstifa, ancak Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un yazılı açıklamasının ardından, “görevden af talebi” ifadesiyle haber olabildi. Ülkedeki resmi sansür ortamının bir kanıtı idi bu yaşananlar.

Kuşkusuz, Berat Albayrak herhangi bir bakan değildi. Normalde iki ayrı bakanlık olan Hazine ve Maliye bakanlıklarını tek elde toplamıştı. Ayrıca Varlık Fonu AŞ’nin başkan vekili (sanırım hâlâ bu görevi sürüyor.) Yine bu vesileyle öğrendiğimize göre Donald Trump’ın damadı Kushner ile WhatsApp hattı üzerinden al-ver ilişkisini yürütüyordu. (Türkiye gibi orta büyüklükte bir ekonominin nasıl bir “ciddiyetle” yönetildiğine bakar mısınız!) Dahası Albayrak devlet içerisinde çok yaygın ilişki ağına sahip “Pelikancılar” grubunun da önde gelen isimlerindendi. Bir dönem Erdoğan’ın AKP Genel Başkanlığı için düşündüğü, hatta parti içinde nabız yokladığı isimdi, yani bir nevi “halef” idi.

Dolayısıyla damat Berat’ın istifası, Başkancı rejimin en tepesine kadar yayılmış krizi topluma sergiledi. Trump‘ın devrilmesinin bu iktidar için ne denli önemli sonuçlar yarattığını ortaya koydu. Ekonomideki iflası belgeledi. İflasın itirafı oldu.

AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın grup konuşmasında damadının “başarılarını” övmesi, ama bir yandan da “ekonomi yönetimini değiştirdik, reform yapacağız” demesi, bir çelişki oluşturmaktadır. Madem Berat Albayrak başarılıydı, neden değiştirilmiştir ve neden ekonomide reform ihtiyacı doğmuştur? Açık ki, AKP iktidarı bir yandan başarısızlıklarını kabul etmemekte, diğer yandan ise ekonomideki iflasın faturasını Berat Albayrak’a keserek yoluna başka isimlerle devam etmeye gayret etmektedir.

Erdoğan’ın konuşmasındaki “acı reçete” vurgusu ise uluslararası mali sermaye ile AKP arasında yapılacak bu yeni mutabakatın ekonomik, sosyal bedelini emekçilerin, yoksulların ödeyeceğinin ilanıdır. Zira bu ülkede iktidardakiler ne zaman “acı reçete” demişse, emekçileri hak kayıpları ve yoksulluk beklemiştir.

Ancak AKP’nin bir dönem en iddialı olduğu ekonomi alanında ülkeye yaşattığı iflas, bu tür palyatif önemlerle geçiştirilemeyecek kadar derindir. “Verin bu kardeşinize yetkiyi, sonra faizle kurla nasıl uğraşılırmış görün” diyerek aldıkları yetkiyi, Türkiye tarihinin en derin ekonomik ve finansal krizine yol açarak kullandılar. Ekonomiyi “uçuracağız” derken iflas ettirdiler. 8.3 milyonun her gün yaşayarak deneyimlediği bu krizin siyasal sonuçları derinleşerek sürecektir.