Geçen haftadan bakiye bir nokta ile başlarsak; 2020 3. çeyrek büyümesinde, sabit sermaye yatırımlarının %22.5 artmasının garipliğine dikkat çekmiştim. Zira aynı dönemde istihdam artmıyor, aksine %45.4’ten %43’e geriliyordu. 2018’in 3. çeyreğinden 2020’nin 2. çeyreğine kadar, tam sekiz çeyrektir, (24 ay ya da iki yıldır!) negatif olan sabit sermaye yatırımlarının bir anda %22.5 artması gerçekten ilginçti. Ancak malum sebeplerle, bulunduğum mekânın kısıtlılıkları, bilgiye hızlı erişime pek imkân sağlamıyor. Bu gizemin çözümünü sonraya bırakmıştık.

Merkez Bankası eski Başkanı Durmuş Yılmaz, verdiği bir röportajda, “yatırımlardaki büyümenin” gizemine bir parça ışık tuttu: “Sabit sermaye oluşumunun alt bileşeni içinde, bu dönemde %57.6 artan diğer aktifler kalemi içinde % 459,5 artan parasal olmayan altın ithalatı var. Altın ithalatının makine-teçhizat yatırımı ile ne ilgisi var? TÜİK bunu açıklamalıdır.” (Karar, 07.12.2020)

İnanılır gibi değil! Şirketler altın alıp kasaya koymuşlar, TÜİK bunu “sabit sermaye yatırımı” saymış! Tam bir istatistik skandalı. Şirketlerin yatırımdan, makine-teçhizat almak ve istihdam yaratmaktan kaçınıp, sermayeyi altına yükleyip, altını da kasaya kapatmalarını yatırımlarda %22 artış diye sunmak!

Oysa gerçekte, makine-teçhizat yatırımlarında 2018 3. çeyreğinden bu yana birikimli daralma -%27.4 düzeyindedir. (E. Yeldan) Faizin %20’yi aştığı dönemde de %8’lere indirildiği dönemde de Türkiye ekonomisinde sabit sermaye yatırımları ekside seyretmektedir. Faizin sözümona “yatırımlar” için düşürüldüğü yalanını bu veriler de sergilemektedir. 2020’nin düşük faizli TL kredileri üretken yatırımlara dönüşmemiştir. Ya borç kapatmak ya da altın döviz veya gayrimenkul almak için kullanılmıştır. Görüldüğü üzere sadece bireyler değil, şirketler de altın gömülemiştir. Altın gömülemeyi sabit sermaye yatırımı diye sunmak, TÜİKin en son başarısıdır!

İşsizlik değil iş gücü azalıyor derken, TÜİK’ten Eylül ayı işgücü istatistikleri geldi. Sabit sermaye yatırımlarının %22.5 arttığı (!) ülkemizde işsizliğin de geçen seneye göre %13.8’den %12.7’ye düşmesinden daha doğal ne olabilirdi?

Oysa yine TÜİK’in işgücü verileri istihdamda geçen seneye göre 1 milyon 282 bin kişilik azalmayı ortaya koyuyor. Ancak TÜİK aktif biçimde iş aramayan işsizleri “işsiz” saymadığı ve işgücüne dahil etmediği için işsizlik oranı da olduğundan daha düşük çıkıyor.

“İş arayan işsiz nüfus” 4,5 milyondan yaklaşık 4 milyona düşmüş. “İş bulma ümidi kalmayan işsiz nüfus” ise geçen yıldan bu Eylül’e 630 binden 1,4 milyona fırlamış. Yani iki katından fazla artmış. Başka nedenlerle iş aramayan işsiz nüfus da 1,6 milyondan 2.7 milyona çıkmış. (%67 artmış)

Toplamda “işgücüne dahil olmayan nüfus” 2019 Eylül’ünde 28,6 milyon iken, bu Eylül’de 31,1 milyona çıktı. Yani küçülen işsizlik değil iş gücü. Artan ise iş bulma umudunu dahi yitirmiş işsiz kitlesi. Bir yılda işgücü dışına itilen nüfus 2 milyon 442 bin kişi! Salgının tüm yükünü sırtlayanlar emekçiler oldu böylece.

DİSK-AR’ın hesapladığı geniş tanımlı işsiz sayısı 9,5 milyon kişi. Geniş tanımlı işsizlik oranı ise %26.4. Buyurun buradan istediğiniz “başarı hikâyesini” çıkartın. Damat Berat Albayrak’ın istifasıyla sonuçlanan negatif reel faiz-yandaşı kayırma-banka sermayesini büyütme-sanayi sermayesini kollama siyasetinin sonucu; 10 milyona yakın işsiz. Şirketler için devasa kârlar, işçiler için umutsuz işsizlik.

Ormanlar parçalanıyor: Üçüncü olarak da Türkiye’nin ormanları ile ilgili olarak Orman Genel Müdürlüğü’nün yayımladığı “Sürdürülebilir Orman Yönetimi Kriter ve Göstergeleri 2019” raporuna değinmek istiyorum. Birgün’de Prof. Dr. Erdoğan Atmış’ın rapordan yaptığı aktarımlar (07.12.2020) oldukça çarpıcı.

Rapora göre; Türkiye ormanları parçalanıyor, giderek daha küçük ormanlara bölünüyor. Bu ise “ormanların özelliklerini ve bağlantılarını derinden değiştirmiş ve ciddi biyolojik çeşitlilik kayıplarına neden olmuştur.”

Rapora göre; “ormanların parçalanması genellikle ormandan diğer arazi kullanımına dönüşümün ilk aşamasında gerçekleşir, genden ekosistem düzeyine kadar hemen hemen tüm ekolojik süreçleri ile bitki ve hayvan popülasyonunun bileşimini ve dinamiklerini etkiler. Ayrıca hayvancılık ve vahşi yaşam arasındaki etkileşimi ve buna bağlı hastalık bulaşma riskini artırabilir.”

Yani, sermayenin ormanları parçalama ve yutma iştahı, büyük ormanları daha küçük parçalara böldükçe, sadece bitki ve hayvan çeşitliliği azalmakla kalmıyor, COVID-19 benzeri zoonoz (hayvandan insana bulaşan) salgın hastalıkların riski de artıyor.

Atmış’ın yine Orman Genel Müdürlüğü verilerinden derlediği rakamlara göre;

  • 10 hektardan küçük orman parçaları 2008’de 55 bin 484 adet iken 2019’da %118 artarak 120 bin 789’a çıktı.
  • 10 ila 999 hektar arasındaki ormanlar ise 2008’de 11 bin 163 adet iken, 2019’da yüzde 42’lik azalışla 6 bin 427’ye düştü.
  • 1000 hektardan büyük orman parçaları ise 1414’ten 1187’ye düşerek %16 azalmış.
  • Toplamda Türkiye ormanları 2008’de 101 bin 890 parça iken, 2019’da %56 artışla 158 bin 519 parçaya çıkmış.

Orman Müdürlüğü’nün verileri, sağa sola ağaç dikmekle ormanların durumunun iyileşmediğini net olarak ortaya koyuyor. AKP iktidarı altında özellikle madencilik, turizm ve inşaat sektörlerine ormanların parçalanması yoluyla büyük bir kaynak aktarıldığı anlaşılıyor. Vahşi yaşama evsahipliği yapan ormanlar kesilip parçalanarak sermayeye kâr alanları açılırken, hem biyoçeşitlilik imha oluyor hem salgın hastalık riski artıyor hem de Türkiye’nin akciğerleri parçalanıyor.

Kapitalizmin bunalımı yalnızca ekonomik değil aynı zamanda ekolojiktir. Sermayenin krizi tırmandıkça, “düşük maliyetli” talan alanı olarak görülen ormanların kesilmesi, parçalanması süreci de ürkütücü boyutlara varmaktadır. Prof. Atmış’ın da dikkat çektiği üzere, Orman Genel Müdürlüğü’nün bu “itirafları” ormanların parçalanmasına karşı bir alarm zili olmalıdır.