Bugünlerde dünya neredeyse tümüyle ABD’nin başkanlık seçim sonuçlarına kilitlendi. 

Ortalık neredeyse konspirasyon teorilerinden geçilmiyor. 

Aslında kamuoyu yoklamalarının tümü, Trump’ın seçimleri kaybedeceğini ortaya koyuyordu. 

“Kaybedeceği bir seçime girmez” görüşünden hareketle önce, “Seçimleri erteleyebilir mi?” sorusu tartışıldı. 

Erteleyemedi, kaybedeceği seçime girdi.

Sonraki soru, “Seçimleri kendi lehine çevirmenin bir yolunu bulabilir mi?” oldu.

Yapamadı, kaybetti. 

O kaybedince Trump ile aynı kulübün (ben kulüp dedim siz nasıl isterseniz öyle adlandırın) bütün üyeleri de kaybetmiş oldu. 

Trump’ın kaybedeceğini bile bile seçim kampanyasına paralar akıtan, bütün gelecek ve beka hesaplarını onun üzerine kuranlar şimdi kara kara düşünüyorlar. 

Hala, “Kazanacağız” diye tweet’ler atan Trump’tan umutlarını kesenler, gecikmeli de olsa Biden’ı kutlama kuyruğuna girdiler. 

Korku büyük. 

Amerikan medyası, başkanlık dokunulmazlığı kalkınca Trump hakkında açılabilecek davaları tartışmaya başladı bile. Koltuğu terk etmeden önce kendisini kurtaracak bir af çıkarabilir mi sorusu gündemde şimdi.

Trump’ın koltuğu bırakmaması gibi bir seçeneği artık kimse konuşmuyor. 

“Başkan Yardımcısı” ünvanına “ABD’nin seçilmiş başkanı” ünvanını çoktan ekleyen Joe Biden, 4 yıllık aradan sonra muhtemelen “Nerede kalmıştık?” diyordur. 

Ekibini kurmaya birinci haftadan başladı. İlk açıklanan isimlerden de yola çıkarsak bu Biden için pek zor olmayacak gibi görünüyor. Başkan yardımcısıyken kendisinin genel sekreteri olan ismi, Beyaz Saray Genel Sekreterliği görevine atadığını açıkladı. Daha önce birlikte çalıştığı, kampanyası sırasında da kendisine destek veren isimlerin çoğu muhtemelen yeniden göreve gelecek. 

Kazanan cepheyi yazmak, onları eleştirmek, onlara muhalefet etmek için önümüzde daha çok zaman var. 

Biz öncelikle şu kaybedenler kulübünün durumuna bakalım isterseniz. 

Kulübün ideolojisini Trumpizm diye adlandıranlar olsa da bence Putinizm bu kulübü çok daha iyi tanımlıyor. Kulüp, Trump’tan önce kuruldu. Ama hakkını da yemeyelim, Trump’la birlikte gelişti, serpildi. 

Hatta Trump da Putin de sadece birer sembol, dünyadaki gelir uçurumunu sürdürmenin yolunu seçilmiş diktatörlüklerde arayan neo-liberal küresel sermayenin, oligarkların, yolsuzluğa batmış maşalar için kurduğu bir kulüp tanımı da yabana atılmamalı.  

Guardian Gazetesi konuya biraz daha ılımlı yaklaşmış. “Trump döneminin sonu, dünyadaki popülist sağ liderlere büyük darbe” başlığını kullanmış.

Brezilya’nın Jair Bolsonaro'su ile başlamış. Trump’ın eski danışmanlarından, sağ popülizmi dünya çapında yaymak için büyük çabalar gösteren Steve Bannon’un “Trump’tan önce Trump” dediği Macaristan’ın Victor Orban’ı ile devam etmiş. 

Slovenya’nın başbakanı Janez Jansa’nın Trump tweet’lerine güvenip ABD seçimlerini onun kazandığını ilan etmesi ve bağlılık bildirmesiyle ince ince dalgasını geçmiş. 

Estonya’da İçişleri Bakanı ve koalisyon ortağı faşist parti EKRE’nin (Muhafazakar Halk Partisi) lideri Mart Helme’nin Joe Biden ve oğlu Hunter Biden’ı “yolsuzluğa bulaşmış kişiler” diye tanımlayıp Trump’ın kazanacağına son ana kadar inancını dile getirince istifa etmek zorunda kaldığını da eklemiş.  

Ama Türkiye’den de Erdoğan hükümetinden de tek satır edilmemiş. Türkiye, dünya liginden düşüyor mu yoksa? 

Benzer istifa - görevden alma furyasının Birleşik Krallık’ta da başladığı şimdiden söylenebilir. Brexit yani ‘AB’den çıkalım’ kampanyasının en ateşli savunucularından biri olan ve Başbakan Boris Johnson’ın İletişim Direktörlüğü görevini yürüten Lee Cain’in istifasını “Johnson’ın arkasındaki asıl adam” diye bilinen başdanışman Dominic Cummings’in izlemesi bekleniyor. Trump’ın Brexit kampanyasına verdiği destek ortadan kalkınca Birleşik Krallık bakalım bu yolda ne kadar ilerleyecek. 

Kulübün liderinin ise bugünlerde pek ağzını bıçak açmıyor anlaşılan. Trump’ın geri çekildiği tüm savaş alanlarına adını yazdırmanın keyfini çıkarıyordu tam da. 

Partnerimizdir dediği Türkiye’nin Erdoğan’ı bile ‘Kaybedenler Kulübü’nü bir an önce terk etmenin yollarını arıyor belli ki. 

Rusya’dan gelen “Ermenistan’da kurulacak Barış Gücü’nde Türkiye’nin işi yok” açıklamasının hemen ardından, “Sonuçların kesinleşeceğini bekleyeceğiz” açıklamasına rağmen Erdoğan’ın telaşla Biden’ı kutlamasını, “ABD’nin S-400 konusundaki endişelerini konuşmaya hazırız” açıklamaları izledi. 

Öyle ya, Trump’ın kaybıyla birlikte damatlar ittifakı da çöktü. Beyaz Saray’la birlikte Ak Saray’ın damadı da tarihin sayfalarına çoktan gömüldüler. 

Bu gelişmeleri muhtemelen herkesten önce Putin duymuştur. Trump yönetimi boyunca Rusya ABD arasında tahterevalli politikası izleyen Erdoğan yönetimi yine aynı taktiğe sarılmış gibi görünüyor. 

Türkiye’den vazgeçmeyi kolay kolay göze almayacak Putin’in Ermenistan’da oyun dışına çıkardığı Erdoğan yönetimine bir kez daha Suriye’de Kürtlere saldırması için yol açacağı beklentisi hakim sanki Ankara’da. 

Hazır Trump da koltuğunu terk etmemişken…

‘Kaybedenler Kulübü’ can çekişirken…

Ama adı üzerinde; “Kaybedenler Kulübü”.

Sonunda kaybetmeye mahkum yani... 

ABD’de olduğu gibi Suriye’de de. 

Bu yenilginin faturası bakalım daha kimleri koltuğunda edecek.