Kıyafetleri, en uçuk yönetmenlerin film setinde bile zor görülecek cinstendi. 

Seçimleri kaybettiği gerçeği ile yüzleşemeyen Trump ve güruhu, ABD’nin başkentinde, gerçek ötesi bir sahne kurdu ve bütün dünyaya da izletti. 

Her biri çizgi romanlardan fırlamış görüntüsü veren bu güruhu bir araya getiren şeyi tek kelime ile özetlemek gerekirse sanırım en uygun sözcük, nefret olacaktır. 

Siyahlara karşı nefret, göçmenlere karşı nefret, azınlıklara karşı nefret, bilime karşı nefret… 

Koronavirüsün uydurma bir senaryo olduğunu düşündüklerinden olsa gerek, çoğu maskesizdi. 

Ku Klux Klan’ın, Hitler faşizminin ya da üstün ırk masallarının tüm sembollerini, bayraklarını toplayıp gelmişlerdi. 

Trump’ın son umudu olan başkent Washington’daki miting, tam da Cumhuriyetçi Parti’nin Georgia’da tekrarlanan senato seçimlerini kaybettiğinin kesinleştiği sırada yapılıyordu. 

Bunun yanısıra tam da o dakikalarda Trump’ın yardımcısı Michael Pence başkanlığında toplanan senatörler, sembolik bir görevi yerine getiriyor, Kasım ayında seçilen delegelerin verdikleri oyları son kez sayıp, Joe Biden’ın başkanlığını ilan etmeye hazırlanıyorlardı. 

Ancak avukatı Rudy Giuliani, bu toplantının sembolik olmasının ötesinde bir anlam taşıdığı konusunda Trump’ı ikna etmişti. Ona göre, “Pence’in sonuçları tanımama yetkisi var”dı.  

Giuliani’nin hazırladığı itiraz başvurularından bir sonuç alamayan Trump’ın Georgia Eyalet Sekreteri ile yaptığı ve sonuçları kendi lehine  çevirecek oyları bulmasını istediği telefon konuşması kayıtları da Washington Post tarafından yayınlanınca geriye fazla seçenek kalmamıştı. Bu oylama Trump’ın son şansıydı ama Pence, daha miting başlamadan böyle bir yetkisinin olmadığını açıkça ifade etti. 

Bunun üzerine Kongre binasının hemen karşısında toplanan kalabalığa seslenen Trump, kendisini izlemeye gelenleri vatanseverler olarak ilan etti ve Kongre binasındaki senato toplantısını ve “yetkisini kullansa her şey değişirdi” diyerek de yardımcısı Pence’i hedef gösterdi. 

4 yıldır dünyanın en gelişmiş ülkesi olduğu iddia edilen ABD’yi yöneten Trump’ın koltuğunu bırakmamak için her yolu deneyeceğini söyleyenler bile böylesi bir pervasızlık karşısında şaşkınlıklarını gizlemiyorlardı. 

Dünyanın gözü önünde, televizyonların canlı yayınları sırasında bu çoğu silahlı güruh, adeta ellerini kollarını sallayarak büyük bir özgüvenle Kongre binasını bastılar. 

Olay yerinden aktaran muhabirler, stüdyoda yorum yapanlar ve muhtemelen ekran başında izleyenler de aynı soruyu sordular: “Neden müdahale edilmiyor?” 

Çok değil daha bundan bir kaç ay önce Derek Chauvin adlı polis memurunun George Floyd’u boğazına basarak öldürmesi üzerine bütün ABD’ye yayılan “Nefes alamıyorum” eylemlerine karşı güvenlik güçlerinin kullandığı şiddet, unutulur gibi değildi. 

Güvenlik güçlerinin göstericilere karşı şiddet kullanması elbette ki savunulacak bir şey değil ama faşistlere ya da yaygın söylemle aşırı sağa gösterilen bu şefkat de devletin kurumsal ırkçılığını, sağcılığını açıkça ortaya koyuyordu. Güruhun kendine güveninin de “biz devletin sahibiyiz” ya da daha net bir söylemle “devlet biziz” anlayışından geldiği çok açıktı. 

20 Ocak’ta başkanlık koltuğuna oturacak Joe Biden, tam da işgalcilerin ellerini kollarını sallayarak güvenlik güçlerinin arasında dolaştığı sırada Trump’a açık bir çağrı yaptı ve adeta “çek adamlarını” dedi. 

Bunun üzerine lütfen bir açıklama yapan Trump, güruhu “muhteşem vatanseverler” diye selamladı. “Biz kanun ve düzenin partisiyiz” diyerek de adeta güvenlik güçlerine “iyi çocuklardır, devlete zarar vermezler” mesajı yolluyordu. 

Aynı Trump, “Siyah Yaşamlar Değerlidir” gruplarınca düzenlenen “Nefes alamıyorum eylemlerini “terörist eylemler” diye tanımlamaktan geri durmamıştı. 

Biden bile olayların ardından yaptığı açıklamada güvenlik güçlerinin aymazlığına dikkat çekti ve “eğer siyahlar olsaydı polisin tavrı çok farklı olurdu” yorumu yaptı. 

Aşırı sağ, son yıllarda sembolleri, giysileri, ideolojileri diyemeyeceğim ama bilim dışı inançlarıyla yarattıkları bir hayal dünyasında yaşıyor. Dünyanın her yanında bu grupların kullandıkları semboller, kavramlar birbirine benziyor. 

Onlara göre, gelir adaletsizliği, işsizlik sorununun en önemli nedeni göçmenler. İnsan hakları, azınlık hakları gibi hak arayışlarının temelinde uluslararası güçler tarafından kışkırtılan teröristler bulunuyor. Bir de “elit” diye tanımladıkları kesimler var, genellikle onların bu inanç sistemini sorgulayanlar için bu kavramı kullanıyor ve bu kişiler tarafından aşağılandıklarını düşünüyorlar. Ya da örneğin Trump’ın seçilmesi ve Brexit oylaması başta olmak üzere son yıllarda aşırı sağın gelişimine yol açan ve Cambridge Analytica gibi bazı şirketlerin sosyal medya üzerinden yürüttüğü kampanyalar sayesinde böyle düşünmeleri sağlanıyor. 

Örneğin en basitinden, koronavirüs salgınını durdurmak ya da hiç olmazsa yavaşlatmak için devletin rolünü sorgulamak yerine, bunun teknoloji devleri tarafından beyinlerine çip yerleştirilmek üzere uydurulduğuna inanıyor ya da inandırılıyorlar. Dolayısıyla, “neden aşı olamıyoruz hala” diye sorgulamaktansa aşıya toptan karşı çıkarak aslında devletin elini rahatlatıyorlar. Milyonların ölümlerini nedeni onlara göre virüs değil ecel. O nedenle genellikle de maske bile takmıyorlar.  

Kostümleri, kullandıkları sözcükleri, inançları ve benzer özellikleriyle her yerde yanıbaşımızdalar. 

Efsanelerden besleniyorlar. Kendisine “Q-Shaman” adını takıp kafasında Çelik Bilek şapkasıyla Kongre binasında ya da “Duşakabinoğulları” giysileriyle başka saraylarda geziyorlar. Gezi’nin ya da Boğaziçi’nin gençlerine diş bileyenler de, “seçimle gitmeyiz” diyenlere canı gönülden destek olanlar da yine onlar. 

Ama zora düştüklerinde birbirlerine en öldürücü hançer darbeleri vurmaktan da geri durmuyorlar. Trump’ın düştüğü haller üzerine açıklama yapan yapana. 

Seçimli demokrasinin yıkılmaz kalesi diye bakılan ABD’de 4 yıl boyunca yönetimi ele geçirdiler. 

Yenilgilerindeki en önemli etmenlerden birisi, ciddiye almadıkları koronavirüs salgınının yarattığı çöküntü nedeniyle devletin sorgulanması oldu. Ama bundan da önemlisi siyahların başını çektiği ve demokrasi yanlısı beyazların da büyük destek verdiği “Nefes Alamıyorum” eylemleri aşırı sağın kabusu haline geldi. 

Amerika, siyahlar sayesinde seçimlerde değişimi yakaladı. 

“Seçimle gitmeyiz” diyenler şimdi tıpış tıpış seçimle gitmeye dünden razılar. 

Bu da bütün otokratlara ders olsun…