başörtüsü tartışması nihayet kapanıyor derken bir fikri sağlar çıkıp, yeniden gündeme taşıyor. o arada bir başkası, üniversitelerini kayyuma teslim etmemek için, en azından bu ayıba sessiz kalmamak için mücadele eden boğaziçililerin arasında örtülü başlar görmez mi! her şeyin, direnişin de bir sahibi var. kayyumun taraftarları da, muarızları da kabul edemiyor bunu. kadınlar, başlarını örtme kararlarına göre, erkeklerin onlara layık gördüğü saflarda dursalar dünya daha güzel, daha kolay olmaz mıydı.

ankara cumhuriyet başsavcılığı, çok yanlış ve gereksiz sözleri için fikri sağlar’a soruşturma açtı. iktidarın, fikir tartışmalarını soruşturmalarla yürütmesinin bu yeni örneği kabul edilebilir değil.

örtünmenin özgürlük olduğunu düşünmüyorum, kimden ve nereden gelirse gelsin, bir emre itaat etmek, özgürlük kavramıyla açıklanamaz ama bir hak olduğuna şüphe yok. örtülü kadınların eğitim ve ücretli çalışma hakkına sahip olmaları, bir gün başka bir tercih yaptıklarında ya da eğer çevrelerinden gelen bir baskıyla örtünüyorlarsa bundan vazgeçebilmelerini mümkün kılacak imkânları sağlar aynı zamanda. örtünmenin en zor yanı saçların görünmemesi değil bence, en sıcak havalarda dahi örtülü olmak zor. ama şunu da unutmamalı, giysilerini dini saiklerle belirlemeyen birçok kadın da erkeklerin şiddetinden korunmak için, ihtiyaç duyduklarından veya kendilerine yakıştırdıklarından daha “kapalı” giyiniyor. benzer biçimde, “şık” giyinmek birçok durumda, erkeklerin takım elbiseyle bulunduğu ortamlarda askılı giysilerle olmak anlamına geliyor; düğünleri, kırmızı halıları düşünün.

erkek şiddeti her kıyafetten kadına yöneliyor. yılın ilk şüpheli kadın ölümü 17 yaşındaki, feyza nur saydam oldu, başörtülü olan feyza, çok zaman önce, inancı gereği intihar etmeyeceğini de ifade ettiği bir sosyal medya paylaşımı yapmıştı. kadınların ihtiyaçları ortak, bunların başında can güvenliği geliyor ve ücretli çalışma hakkı, istediği gibi giyinme hakkı da var bu ihtiyaçların arasında.

şunu da gördük; ister gülen cemaati mensubu olduğu iddiasıyla yargılansın, ister üniversitesine rektör atanmasını protesto eden bir lgbti+ eylemcisi olsun, bir kadın iktidarın tayin ettiği sınırların dışına çıktığında benzer muamelelerle karşılaşıyor!

o çıplak aramalar, kırılan kapılar hepimize yönelik birer gözdağı, baskının sınırlarının nerelere kadar genişleyebileceğini dosta, düşmana göstermek için… hem zaten bugün dost olanın yarın düşman, bugün düşman olanın bir gün dost olabileceğini hep birlikte görmedik mi.

iktidar, siyasette son derece kullanışlı bulduğu geçmiş fay hatlarını tercih ediyor, bizi ilerletecek fay hattıysa başka.

iktidarın tercih ettiği fay hattı nedir? cumaya gitse bile vakit namazlarına itibar etmeyen herkesin “beyaz türk”, yabancı dil bilen her beyaz türk’ün elit, din düşmanı ve halkın dışında sayıldığı bir türkiye! bu filmin her versiyonunu gördük, izleyeni az olsa bile hâlâ vizyona sokulabilmesinin birçok sebebi var, bugün iktidarda olanların ve artık iktidardan pay alamayan liberallerin, onlardan mülhem aktardıkları bir yakın tarih anlatısı, bu sebeplerin önemlilerinden biri. bu, türkiye’yi akp iktidarına kadar solcuların, laikçilerin ve kemalistlerin yönettiği iddiası ve yanlış. adnan menderes, süleyman demirel ne solcu ne kemalist ne de laikçiydi. türkiye cumhuriyeti devletinin hariciye gibi alanlarında eşlerinin başı açık olan ve içki içen erkekler bulundu hep, saydığım siyasetçilerin de eşleri örtünmüyordu, muhtemelen içki içmekte beis de görmüyorlardı. ama seçmenlerini yönlendirirken hep dine başvurdular. 12 eylül öncesinde, kemalistlerin etkisi o kadar zayıftı ki, bir sol, devrimci dergi –ilhan selçuk vb’yi kastederek- kemalistleri kelaynaklara benzetmişti. (o yıllarda bu isimde bir oyun sahnelenmişti ve nadir görülen bu kuş türünün adı sık sık kullanılırdı.) ordunun laikçi refleksleri yanıltıcı olmamalı, 12 eylül cuntası kemalizmi resmi ideolojisi olarak sunsa da özellikle eğitimin dinselleştirilmesi konusunda en büyük adımlar o dönemde atıldı.

boğaziçi üniversitesi, her dönemde, değişen sebeplerle, diğer üniversitelerden farklı oldu. istanbul’da, çoğu osmanlı imparatorluğu’nun son döneminde kurulmuş “yabancı” liseler var; fransız okulları, şimdilerde iki anadolu lisesi’ne dönüşen ingiliz kız ortaokulu ve lisesi, alman lisesi gibi… boğaziçi, bu kategoride kurulmuş olan robert kolej’in bir parçasıydı ki robert, sanırım hâlâ istanbul’un en tercih edilen ve pahalı liselerinden biridir. bu okullara zor sınavlarla girilir ve yüksek ücretler ödenir. boğaziçi, 1970’li yıllarda ücretsiz eğitim vermeye başladığında öğrencilerinin sınıfsal profili değişti ama yine de, 12 eylül öncesinde, faşist saldırıların, o saldırılara karşı mücadelenin ve polisin bulunmadığı tek kampüstü. mülkiye, devlete kadro yetiştirirdi ama servet sahipleri çocuklarını yurtdışında okutmayacaklarsa boğaziçi’ni tercih ederdi. daha sonra oluşan görece “özgürlükçü” ortamın sebepleri konusunda bir şey söylemem zor ama başörtülü kadınların eğitim alabildiği, lgbti+ kulüplerin nispeten rahat çalıştığı üniversitelerden oldu. bugün yabancı dilde eğitim veren çok fazla üniversite var, bunların çoğunda yüksek ücretlerle okunabiliyor. servetin ve sermayenin, çocuklarını okutmak için tercihi boğaziçi değil, hatta bir dönem adı benzer biçimde anılan bilgi üniversitesi de değil artık.

çok yakın bir tarihte gerçekleşen, şehir üniversitesi’ne yönelik operasyon sadece siyasetten ve politika yazan köşe yazarlarından tepki gördü. boğaziçi öğrencileriyse okullarına, eğitimlerine sahip çıkıyor. içlerinde örtülü kadınlar da var ve okulun islam araştırmaları kulübü de rektör atamasını kınayan bir açıklama yaptı. bence fazla söze gerek yok, hak mücadelelerini, baskıya karşı direnişi bölmek artık o kadar kolay değil.

bitirirken şunu söylemek isterim: bir metal dinleyicisi olarak, melih bulu’nun beyanını esas alsak bile, metallica ya da hard rock dinlemesinde herhangi bir hikmet bulmuyorum, tanıdığım metal dinleyicilerinin hiçbiri de bulmuyor. acaba diyorum, horned hand (hani el yumruk, serçe ve işaret parmakları havada) hareketini kurt işareti mi sandı?