ikinci dalga feminizmin ilham perisi simone de beauvoir yaşasaydı 112 yaşında olacaktı. onun için “mücadelemizde yaşıyor” demek çok eksik kalır. sadece yazdıkları değil hayatı ve mücadele pratiği üzerine de yazmak istediğim çok şey var. ama bugün metal üzerine yazıp önümüzdeki yazıyı simone de beauvoir’a ayırmaya karar verdim. bu yazı eğer varsa düzenli okurlarımı sıkabilir ama inanıyorum ki –kendimi önadıyla hitap edecek kadar yakın hissettiğim- simone da böyle yapmamı isterdi. çünkü birbirinden farklı alanlara bakmayı tercih etmiş bir kadındı.

metal lanetlidir. ve lanetli şeylere bakmadan yürünmeyecek bir yol seçtik. metal lanetli şeylerin kaderini paylaşır. yok sayılır örneğin. birçok müzik yayını, en ünlüler de dahil olmak üzere metalcilere kapalıdır. benim için unutulmaz bir örnek şudur; on yıl kadar oldu; muteber bir müzik dergisi, istanbul film festivali’nde yer alan müzikle ilgili filmlerin bir listesini yapmıştı. nick cave’in senaryosunu yazdığı filmin dahi yer aldığı listede, festivalde gösterilen, metalcinin yolculuğu/metal: a headbanger’s journey adlı belgesel yer almıyordu!  

popüler kültürün, alıcısı tüketicisi bol olan kişileri ve ürünleri içerdiği yönünde yaygın bir inanç var. buna katılmıyorum. popüler kültür, öz, içerik, biçim, imge olarak egemen ideolojiyle uzlaşabilenleri içerir: aşk üzerine filmler, gençlerin başından geçen maceralar, iyi fotoğraf veren insanlar, aşkın hiç gerçekçi olmayan bir versiyonuna odaklanan, kolay tüketilebilecek, kolayca hatırlanabilecek, mırıldanılabilecek şarkılar bu uzlaşma çerçevesinde hayatımıza karıştırılır ve popüler hale getirilir. o yüzden konserlerine binlerce insanın gittiği grup yorum da popüler kültürün bir parçası sayılmıyor.

metal parçalarında, tematik ortaklıktan söz etmek mümkün değil. rock müziğe yakıştırılan “protestlik” metal için geçerli değil. zaten metalle rock arasındaki ortak noktalar sanıldığından az. ama metalciler başka janrlarda hiç ele alınmayan konulara odaklanır. ve metal festivalleri, konserleri dolup taşsa da, zaman zaman ölüm gibi pek müziğe yakıştırılmayan konulardan bahseden, siyah giymiş, bol dövmeli adamlar herhangi bir günlük gazetenin magazin ekinde, albümü satmayan güzel bir kadının göreceği ilgiyi görmez çünkü hetero erkekler olarak tahayyül edilen okurun, varsayılan tercihlerine göre düzenlenir sayfalar.

bu mecranın okurları mutlaka merak eder, yazayım. metal bize nadiren ilerici şeyler söyler, zaten şarkı sözlerini anlamak dikkat gerektirir. ama müziğin dili, kelimelerle kurulmaz ve gerçekten kulak verdiğinizde ulaşacağınız zenginlik, sadece eğlendirmez, kafanızı, duygularınızı karıştırır, sizi düşünmeye sevk eder. benim için en belirleyici olan şu; bir tür olarak metal öfke ve hayal kırıklığını, başka hiçbir janrın ifade etmediği kadar güçlü karşılar; onlardan söz etmediğinde bile.

daha önemlisi bu tür dünyanın farklı yerlerinde üretilmekle kalmaz, hemen her yerde -zaman zaman yasaklanmış olmasına rağmen- dinlenir çünkü kelimelere yer verse de esas derdini müzik cümleleriyle aktarır. yerel müzikal unsurlar taşıdığında bile kelimenin olumsuz anlamıyla milli yani tek bir ulusa yönelmiş olmaz.

bir de şu var tabii, “25 yaşından sonra uzak durulacaklar listesi”nin birinci sırası için metalcilikle devrimcilik yarışır.

bütün bunlar metalciliği, bir müzik türünü dinleyenlerin ortaklığının ötesinde bir “dava” haline getiriyor. nitekim geçen yıl aramızdan ayrılan, gazeteci, yazar, organizatör, radyocu, dj çağlan tekil, “hayatı boyunca 15 dakika metal dinlemiş herkes benim kardeşimdir” demiş.

ve tıpkı devrim gibi, metal hakkında hiçbir şey bilmeyenler de bu konuda konuşma hakkını kendine tanır ve bu ihtiyacı duyar nedense; metal üzerine atıp tutan birinin son zamanlarda adını çok sık duyduğumuz metallica’nın en bilinen parçalarından olan nothing else matters’ı dahi dinlememiş olduğunu görmüştüm. gürültü diyordu, naziler diyordu.

oysa müziğin hakkını veren biri, onun “gürültü” dediği davul ve bas partisyonlarının arasında bir billur gibi parlayan gitar riff’lerini görür. tek bir riff’teki melodiyle sortaç ve arkadaşları iki parça attırır. o parçalar ertesi yaz unutulur ama örneğin motörhead’in 1982’de kaydettiği iron fist hâlâ afiyetle dinleniyor.

nazilere gelince; metalciler arasında aşırı sağcılar olduğu doğru ama bu türün tamamını tanımlamaz. ayrıca şarkı sözlerini patriyarka açısından ele aldığımızda, popun ezici çoğunluğunun berbat şeyler söylediğini görüyoruz. “aşk için ölmeli aşk o zaman aşk” yenir yutulur şey mi allah aşkına! türkçe metal yapan gruplar arasında da gökböri gibi, adından içeriği belli olanlar bulunduğu kadar murder king gibi muhalif gruplar da var. ayrıca sadece batıda üretilen bir tür de değil; ferec kürtçe müzik yapıyor, arap ülkelerinde, güney doğu asya’da metal grupları var, yaygın olduğu bütün ülkelerde ama özellikle avrupa’da işçi sınıfının dinlediği bir tür. istanbul’da ilk çalındığı mekân eski köprüaltı’dır. ortamın, elemanların maçoluğundan benim de illallah ettiğim oluyor ama bu kaçma arzusu değil dönüştürme gücü veriyor. hem cici, kibar, kırılgan edebiyatçıların falan ne olduğunu bilmiyorsak bile öğrendik değil mi!

metal derindir, güçlüdür, kendini elit sayanlarda nadiren rastladığımız, elitistlerinse yanından bile geçmediği şeyler bunlar. serttir, zordur, kolay şekillendirilmez, her niyete yenmez, yedirilmez. son olarak malum şahsa, bana bu yazıyı yazma vesilesi sağladığı için teşekkür ediyorum.