yazmaya, özlem zengin’e açık mektubunuzun düşündürdükleri itti beni. önce yazıp yazmamakta kararsız kaldım ama size verdiğim değer yazmaya karar vermeme sebep oldu.

cumhuriyet gazetesi alınan bir evde büyüdüm. yeni ortam harçlığımla aldığım ilk gazete, ilk sol yayındı. adınızı ilk orada gördüm. sizinle hiç aynı görüşte olmadım, sizin kuşağınızdan görüşlerine yakın olduklarımın çoğu otuzlu yaşlarına ulaşmadan hayatını kaybetti. ama bir ömrü, odağında toplumsal dönüşümün olduğu bir hatta geçirme tercihi, insanın canını tehlikeye atmasına sebep olan tercihler kadar değerli bence. o yüzden size büyük değer veriyorum.

ve ama özlem zengin’e yazdığınız mektupta çok itiraz ettiğim bazı şeyler var.

bunlardan ilki “dil” kavramının siyasal pozisyonun yerine kullanılması. bunu yapan yalnızca siz değilsiniz, o yüzden özelilkle vurgulamak istiyorum: mağdurun dili olmaz, mağdurun politik örgütü, politik tutumu, politik eylemi olur. kendisini mağdur gösteren bir yerden konuşmak olur, mağduriyetini ifade etmek olur ama bunlar neden “dil” olarak ifade edilsin. bununla bağlantılı ikinci nokta şu; kadınlar için eşitlik, özgürlük talep eden kadınlar başörtüsü yasağına karşı çıktı. ama bu başörtüsü yasağına karşı çıkan herkesin, her kadının hak, adalet, özgürlük ve kadın hakları taraftarı olduğu anlamına gelmez. başörtüsü takmak, örtülü olarak kamusal alanda bulunmak hak, bundan zerre şüphem yok. ama başörtüsü takmak özgürlük değil, nereden gelirse gelsin bir emre itaat etmek özgürlük kapsamında ele alınamaz. bu işin felsefi yanı; siyasal islam taraftarı bir kadının başörtüsü hakkını savunması, kendisi örtülü olsun olmasın, onun kadın haklarından yana olduğunu göstermez.

ikinci nokta şu; bir kadının kendisine dayatılan kadınlık rollerinin dışında olması yani dik durması, cesaretinin, ışıltısının bulunması çok güzel ama bu da özgürlükçülük belirtisi değil. kaldı ki, özlem zengin şu anda da cesur, itibarını tehlikeye atarak, erkek bakış açısının en kabul edilmez biçimlerini savunuyor, yalanlara başvuruyor; en son çıplak aramanın havaalanlarındaki aramalardan bir farkının olmadığını iddia ettiğini duymuşsunuzdur. israil’i örnek göstermesine hiç girmiyorum. güvenilirliğini kaybetme riskini çok çeşitli sebeplerle göze almış olabilir, erkek siyaseti içinde yer edinmek, yükselmek, davaya sadakat gibi. yol arkadaşları arasında, bugünkü duruşunu çok dik, hatta çok “delikanlı” bulanlar vardır!

üçüncü nokta, çok sık ve yaygın dile getirilen, iktidarın bozduğu ve buna sizin eklediğiniz siyasetin kemirdiği iddiası. iktidar bozmaz sevgili oya, denetimsiz, hesap vermesiz, rotasyonsuz, yetkisi geniş, sorumluluğu dar, hizmeti kendinden menkul iktidar bozar. kemiren siyaset değil, yönetme amacıyla yapılan siyaset. dönüştürücü siyaset bozmaz, insanın insanlığını kemirmez. bu türden genellemeler -sizin de kendinizi parçası gördüğünüze inandığım- sol siyaseti, insanların hayatını kolaylaştıran, derdini hafifleten dayanışmayla sınırlıyor. ondan gayrısını yönetme arzusuyla yapılan siyasetle eşitliyor. bunu sizin de isteyeceğinizi sanmıyorum.

dördüncü nokta farklı siyasi görüşlerden kadınların birbirleriyle ilişkisine dair. katılır mısınız bilmem, hayat tarzları farklı olsa da bütün kadınların, hepimizin aynı patriyarkal mekanizmalar aracılığıyla, çok benzer biçimlerde sömürülüp ezildiğimizi düşünüyorum. tıpkı aynı fabrikada çalışan akp ya da hdp seçmeni emekçilerin aynı sömürü mekanizmasına maruz kalması gibi, akp seçmeni kadınlarla bizler de aynı baskıya ve sömürüye maruz kalıyoruz; aradaki tek fark bunu fark etmemize sebep olan bilinç ve kullanabildiğimiz güçlenme araçları. o yüzden eşitlik ve özgürlük mücadelemizin farklı noktalarında farklı siyasi eğlimlere sahip kadınlarla yan yana duracağız, duruyoruz da. ama bu ilişkinin en zor gerçekleşeceği kesim, siyasetin içinde yer alan, siyasetin ve devletin imkânlarından pay alan kadınlar. sitemimi bağışlayın, özlem zengin’le ilgili hissettiğinizin hayal kırıklığı olması şaşırtıcı değil çünkü beklentileriniz hayalmiş.

ve son olarak, “böyle bi sazan tarafım vardır benim. beni iyi insan olmaya yaklaştıran o sazan tarafını severim, zaman zaman hatalar yaptırsa da...” ifadenize bütün benliğimle itiraz edeceğim. sevgiye ve saygıya layık bir insansınız, kendinizi sevmek hakkınız, kendinizi sevmeniz için onlarca sebep var. ama sizi yanıltan, size hatalar yaptıran yanlarınız neden bunların arasında bulunsun. insan hatalarından ders çıkartır. hatalar geçmişimizin ve varoluşumuzun parçası ama hata yaptıran yanlarımızı neden sevelim? iyi insan olmak neden “sazanlık”la yani kolay kandırılmakla mümkün olsun, iyilikle kolay kandırılmak arasında bir bağ neden bulunsun? siz böyle yaptınız demiyorum ama kolayca kandırılmak, insanın bilmeden, başkalarına zarar verebilecek şeyler yapmasına sebep olmaz mı? hepimiz ama özellikle siyasetle ilgilenenler, duyduğumuz, okuduğumuz her şeyi tahlil ediyoruz, bazılarını inandırıcı buluyor, bazılarını bulmuyor, bir kısmını eleştiriyoruz. kimse herkesi, her şeyi inandırıcı bulmuyor. neyi, kimi inandırıcı bulduğumuz bir tercih meselesi. hata hepimizin hakkı ama hatalarımızı iyilikle açıklamak, aynı dönemde özlem zengin ve saz arkadaşlarını inandırıcı bulmayıp hata yapmamış olanlara haksızlık; biz kalbimizin kötülüğünden mi, yaklaşanı, olabilecekleri gördük yani doğru karar verdik!