Henüz 7 yaşındaydı Berfin. O gün parkta oynarlarken bir arkadaşıyla aralarında sürtüşme olmuştu.  Arkadaşı herkesin ortasında bağırdı Berfin’e:

“Senin baban helikopterden atılmıştı, öldürülmüştü.“

Çocuk aklınca arkadaşının canını yakacağını düşünmüş olmalıydı. Ve yaktı da…

Şoka uğrayan Berfin “Hayır, yalan söylüyorsun“ diye bağırdı arkadaşına. Ardından eve koştu ve annesine duyduklarını anlatıp sordu:

“Doğru mu?“

“Evet doğru“ydu.

Bugün 31 yaşında olan Berfin Ertürk, “Ben babamın nasıl öldürüldüğünü aslında 7 yaşında öğrenmiş oldum“ diyor o günü anlatırken.

Berfin’in babası Mehmet Ertürk, iki eşi ve dokuz çocuğuyla Cizre’nin Nur mahallesinde yaşıyordu.

At arabasıyla ormanda ağaç toplayıp şehre götürüp satıyordu. Bu nedenle bazen günlerce evine de gidemiyordu.

1989 Ekim ayı sonuydu. Evleri basılmıştı askerlerce. Baba Mehmet Ertürk’ü arıyorlardı.

O gün de ormandaydı Mehmet Ertürk. Evde onu bulamayan askerler Berfin’in annesini gözaltına aldılar. Berfin henüz 10 aylıktı o sırada. Araya girenler oldu. ‘Yapmayın, etmeyin, sütte bebeği vardır, yazıktır günahtır‘ dediler, üç gün sonra Berfin’in annesi bırakıldı.

Eşinin gözaltına alındığı ve kendisinin arandığını duyan Mehmet Ertürk evine geldi. Geldiği günün akşamı ev yine basıldı. Askeri araçlarla ve resmi kıyafetli iki kişi gelmişti eve. Yüzlerini poşuyla sarmışlardı. 40’lı yaşlarındaki Mehmet Ertürk’ü aldılar.

“Niye alıyorsunuz, nereye götürüyorsunuz, çocuklar korkuyorlar“ diye itiraz etmişti Berfin’in annesi. “Bir şey yok, sadece ifadesini alıp bırakacağız“ demişti askerler.

Faili meçhullerin yaşandığı, JİTEM’in ortaya çıktığı günlerdi.

Berfin’in annesi ertesi gün önce Tugay Komutanlığı’na gitti. Tugay Komutanlığı böyle birini almadıklarını söyledi. Bunun üzerine karakola gitti -ki Cizre’de o dönem en çok faili meçhulün yaşandığı karakoldu orası. Karakoldan da gönderilince bu kez belediyeye gitti. Belki belediye başkanının sözü geçer ve eşini bulur diye.

Ama onlar da “yardımcı olamayacaklarını“ söyleyince evine döndü çaresizce.

Bir süre sonra Mehmet Ertürk’ün kardeşi Şırnak’ta otururken belediyenin anonsunu duydu:

 “Mehmet Ertürk’ün yakınları belediyeye gelsin.“

Hemen Cizre’ye gitti kardeş Ertürk. Berfin’in annesine “Şırnak’a gitmemiz lazım, Mehmet’i bulduk“ dedi.

Beraber belediyeye gittiler. Ve Mehmet’in ölüm haberini aldılar.

Mehmet Ertürk’ten kalan saatini, elbiselerini, eşyalarını verdiler karısına.

“Ne oldu“ diye sordu kadın karşısındaki belediye başkanına.

“Gerillalara yer tespiti yaparken ayağı kaydı düştü“ yanıtını aldı.

“ Peki cenazem nerede, cenazemi istiyorum“ dedi.

“Kimsesizler mezarlığına gömülmüş“ dedi belediye başkanı.

Okuma yazması yoktu kadının. En büyük çocuğu 12 yaşındaydı en küçüğü 10 aylıktı. Ve artık evin geçimi de onun omuzlarındaydı.

Yine de düştü olayın peşine. Eşinin cenazesini istiyordu. Avukatlardan mahkemelerden hep eli boş döndü.

Sonra gerçeği öğrendi; kocası helikopterden atılmıştı.

Helikopter eteklerinde köylerin olduğu Cudi dağının tepesinde dolaşıyordu o gün. Köylülerden bazıları helikopterden bir eşya düştüğünü gördü. Karakola gidip jandarmaya haber verdiler; belki de düşen şey askeriyeye ait mühimmattı diye düşünmüşlerdi.

Bunun üzerine jandarma gidip baktı düşen “şey“e; battaniyeye sarılmış bir erkek cesediydi.

“Bundan sonrasını ben öğrendim“ diyor Berfin Ertürk. 17 yaşındayken babasının öldürüldüğü dönemde Şırnak’ta resmi imamlık yapan kişiyi bulmuştu Berfin. Annesiyle birlikte imama gitti. “89 yılında helikopterden atılan adamı“ hatırlayıp hatırlamadığını sordu. “Dün gibi hatırlıyordu“ imam.

Mehmet Ertürk’ü uçurumun dibinden çıkarmışlardı halatlarla çekip çıkarmışlardı. Cenazeyi de imam yıkamıştı.

“Sadece bir torbayı düşünün veya bir poşeti. İçine bir bardağı koyun, kırıldığında camların nasıl aşağı döküldüğünü düşünün. Bedeni öyleydi; kemiklerin hepsi kırılmıştı aşağı doğru dökülmüştü. Bedenini zor yıkadık“ diye anlatmıştı Berfin’e babasını.

“Heyecanlandım“ diyor Berfin, “Babamın mezarının nerede olduğunu biliyor musunuz? Ben kızıyım dedim. Heyecanlandım çünkü babamın mezarını bulacağım diye, insan ne yazık ki mezara bile seviniyor. Ama paniğe kapıldı imam. ‘Hatırlamıyorum‘, dedi. ‘Toplu mezar olabilir‘ dedi. ‘O zamanlar kepçe geldi kazdı, bir sürü kişi vardı‘ diye geçiştirdi.“

Berfin tam 31 yıldır babasının mezarını arıyor. Defin kayıtlarında 18 Kasım 1989 olarak yazıyor. Otopsi  raporu yok, ölüm raporu yok…

Zamanaşımına çok az bir süre kala dava açmışlardı. Türkiye’deki dava süreci sonuçsuz kalmıştı. AİHM’e gittiler. Ancak zamanaşımına uğradığı için reddedildi. Şimdi yeni bir dava açıyorlar. Babasının mezarını bulmak için.

İşte bunları yaşarken Van Çatak’ta Osman Şiban ve Servet Turgut’un helikopterden atıldığı haberini duydu Berfin. Oysa bir daha böyle bir şey yaşanmasın, başka kimse böyle bir şeye maruz kalmasın diye mücadele etmişti yıllardır.

Osman Şiban’ın hastanedeki fotoğrafını gördüğünde babasının yerine koydu:

“O kişinin hala ismini anamıyorum babamda olduğu gibi. Çünkü babamın yerine koydum. Çünkü benim gözümün önünde bir silueti yok babamın. Sadece bir tane vesikalık fotoğrafı var.“

Aslında yıllarca babasının nasıl öldüğünü de söyleyememişti.

“Benim babam devlet tarafından öldürüldü dediğimde insanlar ‘kimbilir senin baban ne yapmıştı‘ gibi bakıyordu. Ve bu benim ağırıma gidiyordu. Bunun için küçüklüğümden beri babam kalp krizinden öldü diyordum.“

Berfin bugün “Benim babam helikopterden atıldı“, “Benim babam devlet tarafından öldürüldü“ diyor. Diyor ki başka çocukların babaları da öldürülmesin diye.

Mehmet Ertürk’ten 31 yıl sonra bugün Servet Turgut’un ve Osman Şiban’ın çocukları da “Benim babam helikopterden atıldı“ diyecek ne yazık ki.

Bu olayı duyuran gazeteciler ise dün tutuklandı.

Yazanlar değil yapanlar cezalandırılsın diye daha çok yazmalı, daha çok konuşmalıyız helikopterden atılan insanlar gerçeğini...

(Berfin Ertürk, Çarşamba günü Detay programında konuğumuzdu. İzlemek isteyenler için https://www.youtube.com/watch?v=OaZ5aZwUUW0)