28 Mayıs’ta TRT Haber’e çıkmıştı Berat Albayrak. Bir soru üzerine Erdoğan’ın damadı olmaktan duyduğu “onur”u anlatıyordu:

“Benim bu hayatta onur duyduğum iki ünvan var. Birincisi Sadık Albayrak’ın oğlu olmak, ikincisi Tayyip Erdoğan’ın damadı olmak.”

Burada da kalmıyordu:

“Bu benim için çok değerli ve kıymetli bir husus, siyasi bir ilişkim yok. Benimkisi dava ve gönül ilişkisi. Konjonktürü görüyorsunuz işte, dün çok seversiniz siyasi olarak bir de bakarsınız başka sularda. Hani dava? Dava diye bir şey yok. Dün, bugün yaşıyoruz, yarın da yaşayacağız. Bugün Cumhurbaşkanına methiyeler düzenler menfaat uyuşmayınca onlar da gider. Bizimki dava noktasında ölümüne bir ilişki. Böyle bir ilişkide damat olmak benim gurur duyduğum bir husus. Birilerinin küçümsemek için ortaya koyduğu bu söylemler bizim için onur meselesi.”

Daha beş buçuk ay önce “dava” diyordu, “menfaati uyuşmayanlar gider” diyordu, “bizimki ölümüne bir ilişki” diyordu Berat Albayrak.

Tüm bu söylediklerinin aksine geçen Pazar günü instagram hesabından istifasını açıklayarak, ölümüne ilişkiyi bitiriverdi.

Albayrak’ın hangi “menfaati uyuşmadığı” için gittiğine yönelik çok sayıda iddia konuşuluyor.

Ve konuşulacak da…

Ancak sonuçta ortaya çıktı ki Berat Bey, ekonomik göstergelerde olduğu gibi Erdoğan’a yönelik söylemlerinde de hiç dürüst değilmiş.

Baksanıza istifa metninde damadı olmaktan o kadar ‘onur’ ve ‘gurur’ duyduğu kayınpederi Erdoğan’a küçücük bir teşekkürü bile çok görmüş.

O da yetmemiş. Onur duyduğu diğer kişiyi babasını eklemiş istifa metnine. “İhmal ettiği” ve “kendisine desteğini hiçbir zaman esirgemediğini” de vurgulama gereği duymuş…

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın 27 saat sonra yaptığı açıklamada da Saray’dan damat beye bir teşekkür gelmedi.

Krizin derinliği iki tarafın metninden bile çok rahat anlaşılabiliyor.

Albayrak yerine başka bir bakan böyle bir istifaya kalkışabilir miydi? Doğrusu zor…

Süleyman Soylu’nun o meşhur istifasını anımsayın. Bir yanıyla kendi gücünü test ederken diğer yandan da Erdoğan’a bağlılığına özel bir vurgu yapıyordu:

“… hayatımın sonuna kadar da sadık olacağım Sayın Cumhurbaşkanım beni bağışlasın…”

Albayrak onu bile yapmaktan imtina etti. Ve istifasını “sağlık sorunlarına” bağladı. Hatta “sağlık sorunları nedeniyle” yerine getirilen Lütfi Elvan ile görev teslim töreni bile yapmadı.

Bu süreçte de kimse Berat Bey’in nasıl bir sağlık sorunu olduğuna dair açıklama yapmadı.

Bütün bunlara Ziya Paşa’nın Osmanlı’nın çöküş döneminde yazdığı Terkib-i Bendi’nde yer alan şu mısralarla yanıt verelim:

“En ummadığın keşf eder esrâr-ı derûnun

Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın”