Korona cephesinde aslında uzun süredir önemli bir yeni bulgu yok. Ancak yine de salgının yayılması nasıl yavaşlatılır, kontrol altına alınır, bulaş nasıl azaltılır konusunda büyük kafa karışıklığı var. Bulaştıktan sonra kim nasıl tedavi edilecek, takibi nasıl olacak, bunlar önemli elbette. Ama en temel mesele, bulaşmayı en aza indirmek. O halde bulaşı en aza indirmek için neler yapılmalı? Biz bugün ne biliyoruz bu konuda?

3K: Kalabalık, Kapalı Alan, Kontakt (yakın temas)

Şimdi bildiğimiz en önemli şeyle başlayalım. Kovid-19 virüsünün yayılmak için en çok ihtiyacı olan 3 K: Kalabalık, Kapalı Alan, yakın Kontakt (temas). Hem devlet politikaları, hem kurumların önlemleri, hem bireysel tedbirlerimiz bu 3K’ya odaklanırsa, salgını kontrol altına almak için en kestirme yöntem olacak.

KALABALIK: Kalabalıklardan uzak durmamız gerekiyor. Daha da doğrusu devletin kalabalıkların zorunlu olmayan nedenlerle toplandığı tüm mekan ve organizasyonları yasaklaması. Çünkü bu virüsün bulaşıcılığı anormal derecede değişken. Birçok korona hastası hastalığı kimseye bulaştırmıyor, birçoğu da sadece bir kişiye bulaştırıyor ve o bir kişi de çoğunlukla beraber yaşadıkları kişi oluyor. Ama kalabalık bir toplulukta bir kişi, bir anda onlarca, yüzlerce, hatta bildiğimiz bir vakaya göre binlerce kişiye bulaştırabiliyor. İşte salgın asıl bu süper yayıcı olaylar dediğimiz toplanmalar yüzünden büyüyor. Bulaşıcılık özellikle yüksek sesle konuşulduğu ve şarkı söylendiği zaman artıyor. Bu tür etkinlikler çok tehlikeli. (Tabii salgın çok hızlandığında süper yayıcı toplantılar olmasa da, o ivmeyle yayılmaya devam eder. Ancak ivme azaltıldıktan sonra, büyük kalabalıklara odaklanmak salgını kontrol etmenin en akılcı yollarından birisi.)  

KAPALI ALAN: Ama kalabalık tek değişken değil. Mesela sokaktaki, parktaki, kumsaldaki kalabalık o kadar tehlikeli değil çünkü açık havada. Bu da bizi ikinci K’ya getiriyor. Kapalı alan. Hastalığın bulaşma ihtimali kapalı alanda dışarıya göre 20 kat, evet, 20 kat artıyor. Yani iki insanın bir kafenin sokaktaki masasında oturması ile içerde oturması arasındaki risk o kadar büyük ki. Tabii kapalıdan kapalıya fark var. Kapalı alanın asıl tehlikeli olanı, iyi havalandırması olmayanı. En iyi havalandırma genellikle sonuna kadar açılmış kapılar ve pencereler oluyor. Kış ortasında dahi mi? Kış ortasında dahi. Söz konusu korona ise, odada ne kadar çok pencere açılır, ne kadar çok (ezeli düşmanımız) cereyan olursa, o kadar iyi.

KONTAKT (Akılda kalması için Kontakt kelimesini tercih ediyorum. Gündelik dile YAKIN TEMAS olarak uyarlanması daha uygun olur): Tamam. Kalabalık ve kapalı alan cepte. Ama bulaş riskini iyice arttıran bir K daha var. Yakın kontakt, yani yakın temas. Hasta kişi dibinizde ise çok daha kolay bulaştırıyor ama bir metre ötenizdeyse ihtimal azalıyor. Üç metre ötenizde ise daha da azalıyor. 

Önümüz kış. Koronadan genle, çorbayla, duayla korunamayacağımızı artık biliyoruz. Kış tehlikeli çünkü kış demek kapalı mekan demek. Kapalı mekanda iş için, eğlence için, eğitim için, alışveriş için toplanmak demek. Şu an Türkiye’nin önündeki en önemli sağlık sorunu bu kış 3K’ya ilişkin nasıl önlem alacağıdır. Kapalı, iyi havalandırılmayan alanlarda kalabalıkların toplanmasını ve yakın kontakt kurmasını nasıl engelleyebiliriz?

3M: Müddet, Mekan (açık hava), Mesafe,  Maske

3K’dan korunmak için 4M’ye dönmeliyiz. 

MÜDDET (süre): kapalı alanlarda ve diğer insanlarla beraber zaman geçireceksek, ne kadar zaman geçireceğimiz de çok belirleyici. Yani hasta kişinin yakınlarında ne kadar çok zaman geçirirseniz, risk o kadar artıyor. 10 saat aynı odada iseniz, mesafe koymanız bir noktada işe yaramayabiliyor, virüs yavaş yavaş kapalı alanın her yerini dolaşabiliyor. O halde kapalı bir mekana giriyorsanız, kalabalık bir toplantıya katıldıysanız, geçirdiğiniz müddeti en aza indirip, hemen girip çıkmanız bulaşma riskini azaltır. İç mekanlarda, gruplarla az zaman geçirin. Zaten bir araya geldik, ne olacaksa oldu diye düşünmeyin. Kısa bir ziyaret ile uzun bir misafirliğin riski farklı.

MEKAN (Aslında kastım kapalı mekandan uzak durup açık havada sosyalleşmek ama kolay akılda kalsın diye M harfi ile başladığı için mekan diyorum.): İklimi yumuşak olan bölgelerde, insanlar parklarda, bahçelerde buluşmaya devam ederken, belediyeler kafe, kahve ve restoranların masalarını kaldırımlara, sokağa taşımasına izin vermeli. İçeriler mümkün olduğu kadar boşaltılmalı. Soğuk bölgelerde ise, insanların toplandığı iç mekanlarda pencere açılması zorunlu hale getirilmeli. İnsanlar bu kış iç mekanlarda içlik, kaban, atkı ile oturmaya hazır olmalı. Pencere açılabilmesi için üşüyen insanlara vermek üzere battaniyeler bulundurulmalı.

MESAFE: Mesafe koymak çok önemli. Tam olarak hangi mesafe güvenli? Kesin bir mesafeden bahsedemiyoruz, ama çoğu ülke bulaş riskini azaltmak için kişilerarası Bir ile iki metre arasında değişen mesafeler koymayı tavsiye ediyor.  Mesafeli durmanın en çok önem kazandığı ve denetlenmesi gereken yerler iç mekanlar. Bu da şu demek, iç mekanlar salgın boyunca metreküp başına kaç kişi bulundurabilir hesaplanmalı ve mekanlar sıkıca denetlenerek, kapasitelerini aşmaları yasaklanmalı. Elbette söylenmesi bile saçma gelen bir şey daha var dikkat etmemiz gereken. Yine de hatırlatmaya devam: Salgın sonuna dek buluştuğumuz insanlara el sıkışmak, sarılmak, kafa tokuşturmak, yemek paylaşmak ve öpüşmek yok. Ama mesafe koruyarak ve açık havada sosyalleşebiliriz.

MASKE: Tüm işyeri, taşıt, ticari vb iç mekanlarda maske zorunluluğu sürdürülmeli. Ancak şunu da unutmamalıyız. Sokakta maske takmanın salgını yavaşlatmaya kayda değer bir faydası yok, ama bıktırıcılığı var.  İnsanlarda bıkkınlık oluşturan, yoran, başka kuralları savsaklamalarına neden olan bir uygulama. Maske kalabalık toplanmalarda dışarda da takılmalı ama salgının yavaşlatılması için en önemli olan iç mekanlarda istikrarlı kullanılması. Maske kullanımı bireysel koruma sağlasa da, asıl faydası herkes kullandığında oluyor. Çünkü en büyük işlevi hasta kişinin ağız ve burnundan çıkan virüsün etrafa yayılmasını engellemesi. Yani en çok hasta olan (ve henüz hastalığı daha belirti göstermediği için daha farkında bile olmayan) kişilerin etraflarını hasta etmesini engellediği için faydalı. Bir hoca arkadaşım sınıfta herkes maske takar, ben takmazsam tehlikeli olmaz, değil mi diye sordu. Tam aksine, maskeyi asıl takması gereken konuşan kişi. Ancak en doğrusu iç mekanlarda istisnasız herkesin ağız ve burnunu kapatacak şekilde maske takması. Maske çok önemli. 

Artık biliyoruz ki, virüs genellikle yüzeylerden değil havadan buluşuyor. Yüzeylerden hiç mi bulaşmıyor? Teorik olarak mümkün, ama pratikte gerçekleşmiyor. Bu hastalığın ana bulaşma yolu damlacıklarla, ya da zerreciklerle havadan. Hatta yakın zamanda yapılan bir çalışma hastane ortamında dahi yüzeyden Kovid-19 bulaştığına dair bir kanıt bulamamış. Artık, bulunulan ortama uygun standart temizlik önlemlerinin yeterli olduğu söyleniyor. Yani yüzey hijyenine çok fazla odaklanmamız yine insanları yorup, bir süre sonra daha önemli önlemleri de boşlamalarına yol açabilir. O halde yiyecek, kıyafet, yüzey hijyenine obsesifçe yaklaşmanın kamu sağlığına görülebilir etkisi yok. Yani kamusal politikalarda odağımız hava yoluyla bulaşmaya karşı tebirler olmalı. Ellerimizi mümkün olduğu kadar sıkça, dezenfektan değil SABUNLA ve iyi şekilde yıkamaya devam etmek yüzeylerden hastalık kapmaya karşı en iyi yöntem olmaya devam ediyor. Bu durumda dezenfektanla yüzey temizlemenin ve sabun yerine dezenfektanla el temizlemenin salgın açısından oldukça anlamsız bir önlem olduğunu anlamalıyız. Bireyler dilerlerse bu tedbirleri almaya devam edebilir ama kurumlar kaynaklarını 3K ve 4M’ye yönetmeli.

Ayrıca halk tek sayfalık bir broşürle, hangi belirtilerde evde kalması ve ne süreyle beklemesi, hangi belirtilerde doktoru araması ve hangi belirtilerde acilen hastaneye gitmesi gerektiği konusunda bilgilendirilmeli. 

Önümüz kış, 3K ve 4M’ye en çok dikkat eden Doğu Asya ülkeleri salgının başından beri salgını en iyi yöneten, en az yasakla en iyi sonucu alan ülkeler de oldu. Önceliğimiz basit ama etkili tedbirlere öncelik vermek olmalı. Örneğin aşı geliştirilip tüm ülke aşılanana dek kapalı mekan, kalabalık ve yakın temas tehlikelerinin olduğu her durumu mümkünse yasaklamak, mümkün olmayan durumlarda da maske, havalandırma ve kısa müddetli uzak temas ile riskini azaltmak olmalı. Bir İngiliz atasözünün dediği gibi, bir dirhem tedbir, bir okka tedaviden evladır. Yayılmış hastalığı tedavi etmektense, hastalığın yayılmasını durdurmaya çalışmamız gerekiyor. İşe iyi yanından bakalım, bu tedbirleri aldığımızda başta influenza (grip) ve soğuk algınlığı olmak üzere pek çok bulaşıcı hastalıktan da kurtulmuş oluyoruz, bir yan etki olarak. Salgını kontrol altına almada hiç işe yaramayacak, muhtemelen zarar verecek bir tedbire örnek olarak ise çocuklara sokağa çıkma yasağı koymayı ve beş yaş ve altı çocuklara maske takma mecburiyeti getirmeyi verebiliriz. Önlemler virüsün bulaşma örüntüsüne göre alınmalı, rastgele değil. O zaman bu kış sloganımız, “hayat sokakta” olmalı. Kalabalık olmayan saat ve sokaklarda dışarı çıkıp yürümeli, birikme yaratmadan parka gitmeli insanlar. Bu akıl ve beden sağlıklarını korumaları için gerekli. 

Son olarak, bulaşmayı hep yabancılardan, sokaktan gelir zannediyoruz. Halbuki insanlar hastalığı en çok ailelerine, yakınlarına bulaştırıyor, çünkü kapalı mekanda, uzun müddet yakın temasta olduklarımız onlar. Aile toplantıları, eş dostun toplandığı düğünler, cenaze evleri, arkadaş buluşmaları en az tedbir alınan ve süper yayılmanın en sık görüldüğü toplaşmalar. Yakınlarınızla, komşularınızla, ailenizle buluştuğunuzda da sokakta, parkta buluşun, evde pencere açın, balkonda oturun, süreyi kısa tutun, buluşmaya az kişi çağırın. Bu kış böyle… Çıkarın polar battaniyelerinizi, ihtiyacınız olacak.