Birisi, turizm sezonunun göbeğinde bütün yolları deşen Aydem, yeni adıyla ADM. Diğeri ise kulakları deşen ezan hoparlörleri.

Ülkenin iç ve dış politikasının başında bunca rezalet varken yazacak Bodrum’u mu buldun demeyin. Bunlar varken hiç kusura bakmayın, Bodrum’da bu yaz ülke sorunlarını okuyacak ve yazacak ortam zor.

Birinci terörden başlayalım:

Evimizin bulunduğu Z. Müren Caddesi’nden belli sayıda otomobil ve motosiklet geçer. Şimdi 24 saat su tankerleri, foseptik boşaltan vidanjörler, ambulanslar, beton mikserleri, turist otobüsleri, TIR’lar (evet, TIR’lar!) geçiyor. Çünkü bütün ana yollar kazılmış ve kapalı. Bizim “cadde”nin eti ne budu ne; bir yanına zaten arabalar park eden en fazla 300 metrelik bir sokak. Öyle tıkanıyor ki görmelisiniz.

Resmen işkence. Aydem şirketinin deştiği yollardan ve o yollara boşalttığı toprak ve kumdan kalkan, sokak lambası huzmelerinden izlediğimiz kadarıyla gece de devam edip 24 saat dinmeyen, insana bu su sıkıntısında günde iki kere balkon yıkatan bir toz bulutu.

Ama bundan da ibaret değil olay. Yukarıda bahsettiğim devasa makinelerin mahalle içinden geçmesi sonucu evin önünde ve her saniye tıkanan yukarı kavşakta yükselen kaos ve sürekli öttürülen kornalar. Çünkü arabası kilitlenen anında kornasına basıyor.

Bunların hepsi bir arada ve turizm sezonunun göbeğinde. Balkonda oturmak bu yaz haram oldu. Klimayı açıp içeride oturuyorsun.

***

Böyle bi ortamda iç-dış politika okuyup yazacaksınız, yorumlayacaksınız. Hadi CB Erdoğan’ın “Bir gece ansızın gelebiliriz”ini veya “Hedefimiz Şanghay’a tam üye olmak”ını ciddiye alınacak laflar olmadığı için es geçelim ama, mesela şunları bu ortamda gelin de okuyun, düşünün, yorumlayın:

Aliyev’in kendi sandalyesini vererek CB Erdoğan’ı masa başına geçmiş gibi gösterdiği Şanghay fotoğrafını, mesela.

Otokratlar kulübü Şanghay’a girmeyi dış politikada dengecilik (ve hatta anti-emperyalizm!) diye yutturmaya kalkan Cumhuriyet gazetesini, mesela.

LGBT’lerin değil insan hakları, varlıkları bile inkâr edilirken, açıkça nefret kusan devlet destekli bir anti-LGBT yürüyüş yaptırılmasını ve üstelik buna D. Perinçek’in Vatan Partisi’nin ve Cumhuriyet Kadınları Derneği’nin hiç utanmadan omuz vermesini, mesela.

***

Bu Aydem rezaletinde olay, Bodrum’un ana caddelerindeki elektrik kablolarının yer altına alınması. Bu, çok yerinde bir karar. Ama birader, Bodrum gibi yerde bu iş Haziran-Temmuz-Ağustos hatta Eylül aylarında mı yapılır?

Bu rezilliğin sebebini öğrenmek için Bodrum’un yerlileriyle, belediyeden memurlarla, çeşitli partilerden insanlarla, hatta Aydem’in yol işçileriyle konuştum. Öğrendiklerim özetle şu merkezde:

Aydın, Denizli ve Muğla’daki elektrik dağıtım işini devletimiz bu Aydem’e vermiş. Dağıtım onda olduğu için Muğla Büyükşehir Belediyesi (CHP) ihaleyi ona vermiş, fiilî bir mecburiyet gibisinden, çünkü Muğla Valiliği’yle yani iktidarla çatışmak kendisine sorun çıkartacak.

Aydem de ihaleyi alınca, kendi programı öyle gerektirdiği için yaz aylarını beklemiş yolları adam boyunda (evet, o derinlikte!) kazmak için. Bir deştiği yerin üstünü de haftalarca kapatmıyor. Çünkü, o arada elindeki kepçeleri başka caddeleri deşmeye yolluyor.

Bu şirket açısından mevsim fark etmiyor. Yozgat veya Bodrum da. Önemli olan, ihaleyi kapmışken bir biçimde bitirip tahsisatı almak.

Niye böyle inanılmaz bir dönem seçtiler diye soruyorsunuz, bahane şu: Şirket yazın yapmazsa kışın yağmurlar yüzünden zorlanırmış.

Vay birader, ne büyük zorlanma!

Bizim caddedeki elektrik telleri birkaç yıl öncesine kadar balkonumuzun en fazla 1,5 metre önünden geçiyordu. Hatta, zamanında yanımızdaki ev inşa edilirken işçilerden biri bir şey silkmeye kalkmış da cereyana kapılıp ölmüş diye anlatmıştı mahalleli. Bizim Ankara’ya döndüğümüz o Kasım başından sonra Bodrum Belediyesi bu telleri yerin altına almış. Ertesi yaz döndüğümüzde havadan geçen tel kalmamıştı.

Demek ki o zamanlar Bodrum’da kışın yağmur yağmazmış, yağmaya bu yıl başlayacakmış…

***

Gelelim ikinci teröre, Bodrum’da cami hoparlörleri terörüne. Kiminle konuşsam, “Ne oluyoruz hakikaten yahu! Nedir bu!” diyor.

Bunların böyle bağırtılması aslında geçen sezonun sonunda vermişti işaretini. Bu yıl iyice çığırından çıkmış vaziyette. Aynı şiddetli perdeden Perşembe ve Cuma günleri ek okumalar var, hemen her gün de salalar.

Üstelik, daha önce de yazmıştım,  bunların en avaz avaz bağıranı cami hoparlörü bile değil; Bodrum müftüsü lojmanından yayın yapan kaçak bir hoparlör. Hemen dibinde öttüğü o lüks Manastır Otel’de tatile gelmiş turistlerin saadet kaynağı olmalı.

***

Aslında, böyle şeylere belli bir nedenle sevinmek de lazım. Çünkü iktidarın kendini sürekli övmesi / övdürmesi, mesela “Türkiye’nin uyguladığı ekonomi programı Nobel Ekonomi Ödülü’nü kazanacakdemesi / dedirtmesi nasıl yakında tası tarağı toplayacağının habercisiyse, bu hoparlörleri böylesine bağırtmak da kesinlikle aynı şeye işaret etmekte.

Yalnız, bunların herhangi bir insanı İslam’dan buz gibi soğutacak kadar bağırtılmasının kendilerince bir sebebi olmalı. Herhalde şunu söylemek istiyorlar:

Biz geldik, buradayız, Cumhuriyet bir parantez idi, rejimimiz bundan sonra kalıcıdır. Devleti yeniden kuruyoruz.’ Sınırlı sayıda da olsa, bu palavranın mutlu edeceği ve etkileyeceği bir kitle var ülkede; onlara oynuyor olmalılar.

Fakat Bodrum’da? Bodrum gibi bir turistik Ege kasabası halkını etkilemeyi umuyor olamaz bu rejim, ezan hoparlörlerini bu kertede çığrıştırarak.

O zaman, sakın bu bir intikam yöntemi olmasın?

***

Kimden intikam?

Birtakım sarıklı şahısların, “[açık saçık gezen kadınlar yüzünden] Sokaklar kasap dükkanı gibi. Geçtim helali haramı hadi buna inanmıyorsun... Yav, hiç mi kıskanmıyorsun lan?diye hitap ettikleri insanlardan intikam.

"Sokaklarda şortlu erkeklerden geçemiyoruz yav, ne hale geldik. Koca koca adamlar şortlarla sokaklarda dolaşıyorlar. Yav arkadaşlar, azıcık ardiye laf attıkları insanlardan intikam.

İlerisi hayırdır ama çok vatan haini var. Çok din-devlet düşmanı var. Onun için bir temizlik de icap edebilir'diye, muhtemelen devletin katkısıyla yapmayı düşündükleri bir “temizlik”le tehdit ettikleri insanlardan intikam.

***

İnsanı esas kahreden ne var biliyor musunuz, şu var:

S. Arabistan’da (evet, Suudi Arabistan’da!) cami hoparlörlerinin ezan sesi, İslami İşler Bakanı emriyle Haziran 2021 başında “azami ses seviyesinin en fazla üçte biri yüksekliğineindirildi şikayet gelince.

Ses terörünü azaltarak biraz uygarlaşmak için şeriatçı Suudi Arabistan’ın seviyesine çıkabilmemiz gerekiyor. İnsanı kahreden bu.