Bu başlık, Twitter’da takipçisi olan 1,5 milyon kişiye İçişleri Bakanı S. Soylu’nun benim hakkımda ilettiği, tüm medya tarafından da alıntılanan hakaret olayının tesettürlenmiş ve ayrıca “takla attırılmış” biçimi. Aslı şöyle:

Süleyman SoyluOnaylanmış hesap @suleymansoylu24 Haz.

Kendisini ilim adamı diye pazarlamış yazısının her kelimesini alçakça kurgulamış bir uşak Baskın Oran hakkında suç duyurusunda bulunuyorum.

***

2017’de “Kürtler Üzerine Bazı Trajikomik Deneyler” başlıklı bir yazı yazmış, Kürt meselesinde yönetimin ve yargının yaptığı trajikomik şeylerin haberlerini alt alta sıralamıştım, hiçbir yorum yapmadan.

Gündelik haberleri okuyoruz, sinirleniyoruz, sonra unutuyoruz. Böyle arşivden alıp alt alta sıralanınca ortaya komple bir tablo çıkıyor. Trajikomik bir tablo. Bakan Soylu’yu sinirlendiren de bu tablonun sergilenmesi olmuş; bunun üzerine kendini tutamayıp hakaret etmiş galiba.

Her yerde ayrıntısıyla yazıldığı için uzatmayayım ve hemen başlıktaki sualin cevabına geçeyim:

***

Başıma ne geleceği şu: Sabah 06'da Bakan S. Soylu'nun polisleri tarafından evimden götürülür, gözaltına alınır, sonra da tutuklanırım. Avukatım Oya Aydın itiraz eder, reddedilir. Ardından ne olacağı bilinmez. Mesela Osman Kavala bugün itibariyle 1.085 gündür tutuklu yatıyor.

Onun için, tarafsız ve bağımsız Türk yargısı İçişleri Bakanı S. Soylu’nun sözlerini hem birinci derece mahkemesinde hem de İstinaf’ta “ifade özgürlüğü” saymış olsa da, ben ihtiyatı elden bırakmayayım. Bakarsın S. Soylu gibi makam sahibi birisi ile benim gibi emekli birinin hakaretleri farklı ele alınıyordur. Dilimi tutayım, hakarete uğradığımla kalayım, son çare olarak Yargıtay’a başvurayım; belki oradan döner diye umayım.

O da olmazsa, AYM’ye ve orası da olmazsa AİHM’ye başvururuz, işimiz ne, zaman çook, para çook!

Son cümleyi yazarken aklıma takıldı: Türk yargısı tam bağımsız: Artık ne AYM dinliyor ne de AİHM. Eh, sağlık mağlık olsun diyelim ona da, koskoca içişleri bakanının suç duyurusuna İstanbul Başsavcılığı “takipsizlik” verdi deyip onunla avunalım. Bir “uşak” ve bir de “alçak”la geçiştirdik diye halimize şükredelim. Takmayalım kafaya.

Takmayalım da, her Allahın günü çok fazla şey görmeye başladık artık yargı alanında:

***

Mesela, HDP Şırnak Milletvekili Nuran İmir’e ilişkin olarak Mezopotamya Ajansı’nın sayfasına gönderilen “yorum”u Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2020/1993 sayılı kararından aynen alayım (aşağıdaki xxx işaretlerini ben koymadım, haberdeki fotokopide öyleydi, köşeli parantezlerdeki n ve r harflerini de ben ekledim, Türkçesi bozuk olduğu için):

Senin xxx koysu[n]lar. İYİ bağı[r]ttılar ACIYOR MU?”

Savcılıkta sonuç: Takipsizlik. Gerekçesini dinleyin asıl:

Suça konu hakaret içerikli paylaşımların doğrudan bu hakaretin yöneltilmek istendiği müşteki Nuran İmir’e değil de herkese açık sosyal medya hesabında paylaşıldığı, ayrıca, paylaşım içeriğinde şeref ve saygınlığını rencide edecek tarzda herhangi bir ibarenin yer almıyor olduğu, paylaşımın sövgü niteliğinde de olmadığı, her halükarda paylaşımın doğrudan müşteki hedef gösterilerek gerçekleştirilmediği…” 

Yahu, demek ki İçişleri Bakanı Soylu’nun hakareti de bana doğrudan yollanmadığı, 1,5 milyon kişi okuyacak şekilde yollandığı için hakaret sayılmazmış. Ben kendi kendime gelin güvey olmuşum! Kendisinden özür dilerim!

Düşündükçe utanıyorum; İçişleri Bakanı Soylu son derece âlicenap bir insanmış; çok dahasını yapabilirdi. Mesela, kendisini övmediğim için mahkemeye verebilirdi beni. Emsali var:

Evrensel gazetesi yazarı Ender İmrek, “Parıl parıl parlıyordu Hermes çanta” başlıklı yazısı nedeniyle hâkim karşısına çıkarıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’a “güzel vasıf atfetmeyerek hakaret”ten yargılanıyor şu anda.

***

Bütün bunlar tamam da, hakaret dışında bazı şeyler var ki benim şahsımdan çok ülkenin durumuna ilişkin olduğu için beni biraz fazla huzursuz ediyor. Şöyle:

1) Mahkeme benim makaleme “bildiri” diyor. Ya okumadan karar vermiş yahut işine öyle geliyor çünkü bildirinin suçlanması daha kolay. Ama her iki olasılık da birbirinden vahim.

2) Beni “kamu görevlisi” olarak takdim ediyor. Oysa tam 14 yıl oldu emekli olalı; ne kamu görevlisiymiş? Bunu da bilinçli olarak yapıyor, çünkü ben kamu görevlisi olsam, sert eleştirilere daha çok tahammül etmesi gereken bir kişi oluvereceğim. Şöyle ki:

AİHM içtihadına göre ifade özgürlüğü-eleştiri ikilisi açısından kabaca 2 tür var: a) Hükümet temsilcileri, siyasetçiler, kamu görevlileri; b) Sıradan vatandaşlar. Birinci türe yöneltilen eleştiriler en sert türünden olabilir, burada tam bir ifade özgürlüğü geçerlidir, çünkü bunlar bin bir çeşit mekanizmayla zaten korunuyorlardır. İkinci tür ise çok kolay vurulabilir insanlardan oluşur. Bunların genel kanunlar dışında zırhları yoktur ve o kanunları yapanlar ve uygulayanlar da birinci kategoriden kişilerdir.

Türk yargısı bu ikili sıralamayı 180 derece ters uyguluyor. Çok vahim bir durum. Çünkü şurası açık ki, burada mahkemeninki hatalı bir bilgi değil, özenli bir seçim. Soylu’nun sözlerinin hakaret sayılmaması için gerekli bir seçim.

3) İstinaf mahkemesi ifade özgürlüğüne bağlıyor Soylu’nun açık hakaretlerini. Ben memleketteki ifade özürlüğü açısından ne önemli ve yararlı bi adammışım yahu!

Serbestiyet sitesi hatırlatıyor, her hakarete uğradığımda Türkiye’deki ifade özgürlüğünü genişletiyorum! Azınlık Raporu’nda böyle oldu, CB Erdoğan’a açtığım ve reddedilen hakaret davasında böyle oldu, daha önce Soylu’ya bir dava açmıştım orada böyle oldu, şimdi de burada böyle oluyor. Çünkü bana yapılan her hakaret “ifade özgürlüğü”ne giriyor!”  

4) İstinaf, Bakan Soylu’nun bu sözlerinin hem hakaret olmadığını söylüyor hem de benim için bir tehdit oluşturmadığını. Pes. Hani, S. Soylu kültür bakanı veya köy işleri bakanı veya sağlık bakanı olsaydı bi derece anlardım da, adam içişleri bakanı yahu! İnsanları sabahın 06’sında sıcak yatağından eşinin yanından alıp içeri tıkan bir bakan!

Daha fazla konuşmak istemiyorum artık. İçim karardı.