Kürt müsün?

Evet Kürt'üz… 

Zaten sizi sevmiyorum…

Silah çıkar, ateş edilir, Kürt bir baba öldürülür…

Hiç tanımadığı birini öldürme “hakkını” kendinde görmenin iklimi kim bilir daha kaç insanın canını alacak.

Kadınlarla Dayanışma Vakfı (KADAV) 2015 yılından bu yana Suriyeli kadınlarla çalışıyor. Geçtiğimiz günlerde etnik, ulusal, sınıfsal aidiyetleri aşan bir perspektife işaret eden “Benim Devamım Sende…” etkinliğinde akademisyen Şenay Özden bir anekdottan yola çıkarak ırkçılık, ayrımcılık ikliminin ne kadar geniş olduğunu anlattı. Irkçılığı “hastalıkla” açıklayan görüşleri ters yüz ederek…

Tokat Niksar’da emekli öğretmen bir grup kadın öğle yemeği için bir mekanda buluşur. O anı kalıcı kılmak için fotoğraf çekilir. Çekilen fotoğraf Facebook’a yüklenir; altında şu cümlelerle: Tek bir Arap ve Suriyelinin olmamasıyla gurur duyduğumuz güzel Niksar’ımızda yemek yedik.

Şenay Özden soruyor… Hayatlarında Arap Suriyelilerle tanışmadan böyle bir ırkçılığa neden olan toplumsal/siyasal ortam ne?

Ben de soruyorum… Sadece Kürt olduğu için bir insanı öldürmeyi mümkün kılan toplumsal/siyasal ortam ne?

Gündelik hayatta maruz kalınanlar bu soruyu yanıtlıyor. Suriyeli ve diğer göçmen kadınların aşağıdaki cümlelerini dikkatlice okuyalım…

“En kötü işler, en kötü ücretler bize veriliyor. İşimizi elimizden aldınız diye söyleniyorlar. Ekonomik kriz bizim yüzümüzden çıktı sanıyorlar.”

Bu cümlenin kurulmasında Suriyelileri ucuz iş gücü kılan, vatandaşlık haklarından mahrum bırakan yasaların, o yasaları yapmaktan geri duran, onlara verilen “misafir” statüsünün bir gün “istenmeyen misafir” statüsüne dönüşmesini başlarında sopa gibi kullanan iktidarın, her gün Suriyelileri geri göndermekten söz eden muhalefetin hiç mi suçu yok?

“Pazarlarda bize kötü davranıyorlar. Alıcıyız aynı parayı ödüyoruz. Mağazaya girince dilenciymişiz gibi davranıyorlar.”

Bu cümlenin kurulmasında medyanın yalan yanlış haberlerinin, “eşitlik” korkusuna oynayan egemen söylemin hiç mi suçu yok?

“Haberler sosyal medyada çok yanlış algı yaratıyor. İnsanlar kötü yönde etkileniyor.”

Bu cümlenin kurulmasında hukuki bir koruma olan, ancak bugün uygulanmayan “suçun şahsiliği” ilkesini yok sayan yargının, sosyal medya trollerinin, suçun etnik kökenle tarif edilmesini sağlayan ırkçı habercilik dilinin hiç mi suçu yok?

“Kadın olarak tek başımıza ev kiralarken çok zorluk çıkarıyorlar.”

Bu cümlenin kurulmasında, “kadın-erkek eşit değildir” sistematik söylemin, kadını aile ile tanımlayan bütün yapısal kurumların hiç mi suçu yok?

“Neden kalıp savaşmadınız diyorlar. Savaşı biz çıkarmadık. Bazen selamımızı bile almıyorlar.”

Bu cümlenin kurulmasında, savaş çığırtkanlığı yapan medyanın, savaş karşıtı kesimleri cezalandıran siyasetin, Suriye’ye dönük işgalci politikaların hiç mi suçu yok?

“Siyahi isen sormadan saçlarına dokunuyorlar.”

Bu cümlenin kurulmasında, ırkçılığın, Siyahlara dönük yargıların, o yargıları besleyen bütün kültürel üretimlerin, ufku “Kökler” dizisi ile sınırlı olan benzer seviciliğin hiç mi suçu yok?

Hastanelerde azarlıyorlar. Tercüman tutun gelin diyorlar.”

Bu cümlenin kurulmasında, “Hipokrat” yeminini unutan hekimlerin, tedavi görmenin bir hak olduğunu hatırlamak istemeyen sağlık çalışanlarının, ayrımcılığı etik bir suç olarak bile görmeyen çoğunlukçu anlayışın hiç mi suçu yok?

“Yaşlılarımız öldü mü kaldı mı diye bayram izinlerinde gidiyoruz. Geri niye döndünüz diye bize kızıyorlar.”

Bu cümlenin kurulmasında, “misafir” söyleminin, “rehine” politikasının hiç mi suçu yok?

“Öğretmenler çocuklarımıza eşit davranmıyor. Çocuklar bizim çocuklarımızla oynamıyor.”

Bu cümlenin kurulmasında, çocuk haklarına sağır eğitimcilerin, öğretmenlerin yükünü hafifletmeyen Milli Eğitim Bakanlığı’nın, çocuklarının Suriyeli çocuklarla oynamasını istemeyen ebeveynlerin, Suriyelilere dönük tevatür üreticilerinin hiç mi suçu yok?

“Komşuluk yapmak istiyoruz. Hiç saygıda kusur etmiyoruz ama bizi görünce kapıları yüzümüze kapatıyorlar, yokmuşuz gibi davranıyorlar.”

Bu cümlenin kurulmasında, komşusunu tanısa sorumluluk alacağından korkan, onların varlığını inkâr ederek hayatını sürdüren kendisine gömük bencil hayatların hiç mi suçu yok?

Mevsimlerden kış… Bir Kürt’ü öldürmek ile bir Arap’ı linç etmek, yaşama ilişkin pratiklerin içeriği ile kolay ve sık hale geliyor. Irkçılık hastalık değildir, eşitsizliği besleyen bütün siyasal/toplumsal karar mekanizmaları tarafından üretilir, insan hayatlarında “eşit olmayı reddetmek” ile tezahür eder. Bahar hiç gelmeyecekmiş gibi…