Sofistike bir banka soygununu anlatan “La casa de papel”de bu dünyanın çıkan çivisini, egemen düzenin kalbi; darphaneye batırmak isteyen bir grup “hırsız”ın hikâyesinde “meşruluk” tartışması çok güçlü yapılır. Meşruluğun, adalet duygusuna hizmet ettiği ölçüde sağlanabileceği mesajı verilir. Afrika’dan Avrupa'ya “şehirlerin kardeşliğini”nin, ülkelerin yoksullarının yol arkadaşlığı olarak da okunabileceği dizide güçlü bir kadın dayanışması da vardır. Başka bir toplum tahayyülü için erkeklerden daha fazla sahici nedenleri olan kadınlar daha dayanışır. Çünkü kadınlar dayanışmanın kıymetini iyi bilir.

OHAL gerekçesiyle kapatılan bütün kadın kurumlarının, kadınların güçlenmesindeki payı, rolü aradan geçen zamanla daha da iyi anlaşılıyor. Dayanışma mekanizmasının önemli dişlilerinden biri olan “kadına yönelik şiddet” merkezli yapıların kapatılmasının ardından bölgeden genç kadın intiharı duyumlarında artış olduğu söyleniyor. Destek, dayanışma ilişkilerinin zarar görmesi ile genç kadınların evliliğe zorlandığı konuşuluyor. Mardin Şahmeran Kadın Platformu işte böyle bir ahvalde kuruldu. Kaybolan kadınların akıbetinin sesi olmaya çalıştı, kadın intiharlarının cinayet sayılması gerektiği bir gerçeklikte, şüpheli kadın ölümlerinin takipçisi olmaya çabaladı. Örneğin yakın bir tarihte, kasım ayında, Diyarbakır Çınar’da Gül Kılıç’ın “intiharı” ile ilgili aileyle doğrudan ilişkiye geçerek, genç bir kadının yaşadığı tehdidi kamuoyuna duyurdu.

Kadınların gündemi ile faaliyetini yürüten Platform, 25 Kasım’da yaptığı basın açıklaması nedeniyle soruşturma ile karşı karşıya.

Anayasa’nın 34. Maddesi'ne göre “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir” dese de memleket şartlarının baskıcı ortamında , Artuklu Kaymakamlığı’na başvuruyorlar. Peki sonra ne oluyor. Onlardan dinleyelim:

“Mardin Şahmaran Kadın Platformu olarak 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararsı Mücadele ve Dayanışma Günü kapsamında planladığımız etkinliklerimize; Mardin Artuklu Kaymakamlığı tarafından izin verilmemiş ve bu durum karşısında 24 Kasım 2018 tarihinde hem şiddete karşı mücadelenin önemi ve kapsamını vurgulayan hem de izin verilmemesini protesto eden bir basın açıklaması yapılmış ve ardından 5 dakikalık bir oturma eylemi ile tepkimiz ortaya konmuştur. Bu basın açıklamasından 1 hafta sonra Mardin Cumhuriyet Savcılığı tarafından soruşturma açılmış ve akabinde emniyet yetkililerince kadınların her biri ifadeye çağrılmıştır.”

Soruşturmaya neden olan basın açıklamasında kadına yönelik şiddet, cinsel saldırılar, şiddetin yaygınlığı, yargının sınavı, devletin politikaları, savaş politikaları konu ediniliyor. Ancak ifadelerde, üzerinde durulan konulardan anlaşıldığı üzere savcılık metnin bütününde ne söylendiğine değil, cımbızlanan ifadelere odaklanıyor. Platform ortak metninde yer alan “Savaş politikalarında ve mutlak tecritte ısrar hayatlarımızı her alanda tecrit altına alıyor ve bir şiddet sarmalına sokuyor” cümlesinde yer alan “tecrit” kelimesi sorgulanıyor. “Türk milletini ve devletini aşağılayan raporu (GREVIO) raporunu size kim verdi, nereden aldınız?" sorusu soruluyor. Yani internet ortamında kolaylıkla ulaşılabilen; iktidarın gururla yedi düvele duyurduğu İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmasını denetleyen uzman komite GREVIO’ya sunulan gölge rapor, yürütülen soruşturmada konu oluyor.

Zira gölge raporda “…Kadın erkek eşitliği prensibi Türkiye’de Anayasa'nın 10. maddesinde yer almakla birlikte hükümetin söylemlerinde ve uygulamalarında yer almamakta, aksine kavram çürütülmeye ve değiştirilmeye çalışılmaktadır” denilmişti. 25 Kasım ortak bildirisinde işte bu gölge rapordan faydalanılıyor.

İfadeye giden kadınlar dosyalarına sosyal medya paylaşımlarının da eklendiğini söylüyor. Yani basın açıklaması ile sınırlı tutulmuyor sorulan sorular. Dosyanın kabarık tutulacağı anlaşılıyor. Soruşturmanın kovuşturmaya dönüp dönüşmeyeceği henüz belli değil. Ama yer Mardin olunca, özne de kadınlar olunca aslında bu sorunun yanıtı belli gibi.