AB’ye katılımımıza hatta ilişkilerin düzelmesine karşı siyasi kesimlerin AB’yi “çifte standartlı” olmakla eleştirmesine doğrusu bayılıyorum.

Doğrudur, AB yönetimi, özellikle de AB üyesi önemli bazı ülkelerin kimi liderleri kesinlikle sütten çıkmış ak kaşık değiller.

Ancak, yine de ne AB Komisyonu (AB yürütme organı), ne AB üyesi ülkelerin liderleri çifte standartlı olma konusunda bizim elimize su bile dökebilirler.

Şayet AB çifte standartlı ise biz muhtemelen yirmi iki standartlıyız, bunu iyi görmek lazım.

Türkiye 2004 senesinde Kopenhag kriterlerini yeterince yerine getirdiği için AB ile müzakere sürecine girdi.

Aradan on altı sene geçti, Erdoğan hala “geleceğimizi AB ile beraber görmek istiyoruz” diyor ama şunu da iyi görelim, Türkiye bugün AB’ye müzakere sürecini açmak için başvursa kesinlikle reddedilir çünkü bugün itibariyle Kopenhag kriterlerinin fersah fersah gerisine düşmüş durumdayız.

Ama, yine de Erdoğan, utanmadan, sıkılmadan, Türkiye’nin hukuk devleti standartlarında geldiği yere bakmadan, bundan rahatsız olmadan AB’yi çifte standartlı olmakla suçlayabiliyor.

Hayret de ne hayret.

Ama, AB çifte standartlı değil mi?

Erdoğan AB’yi çifte standartlı olmakla suçluyor ama Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olduğu ülkede Anayasa Mahkemesi kararları mahkemeler tarafından uygulanmıyor.

Ama, AB çifte standartlı değil mi?

AB çifte standartlı ama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi'nin Selahattin Demirtaş hakkında verdiği karar görülmezden geliniyor, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 46. Maddesi AİHM kararlarının uygulanmasını imzacı devletler için bir taahhüt olduğunu yazıyor ama devleti temsil eden Cumhurbaşkanı taahhüdüne rağmen taahhüdünü yerine getirmiyor, bin dereden su getiriyor.

Ama, AB çifte standartlı değil mi?

Türkiye önünde siyasi engel olmayan bazı müzakere dosyalarının, mesela kamu alımları, müzakereye açılmasını engelledi ve Türkiye içinde inanılmaz ihale temelli bir ahlaksız soygun düzeni kuruldu.

Ama, AB çifte standartlı değil mi?

HDP yerel yöneticilerinin adeta tümü meşru ve yasal yollardan geldikleri görevlerden alındılar ve yerlerine gırtlaklarına kadar yolsuzluğa bulaşan kayyımlar geldiler, böylece ülkenin bir bölümünde demokrasi askıya alındı.

Çok sayıda HDP milletvekilinin, milletvekillikleri düşürüldü ve yine çok sayıda milletvekili hakkında TBMM’de fezlekeler bekliyor.

Ama, AB çifte standartlı değil mi?

Hapishaneler gazeteci, yazar dolu; Ahmet Altan’ın dosyasında üç köşe yazısı için hapis yattığı görülüyor.

Ama, AB çifte standartlı değil mi?

Sadece Avrupa’da değil tüm dünyada sosyal medya hesaplarına resmi tasallutun uzak ara en yüksek olduğu ülke Türkiye.

Ama, AB çifte standartlı değil mi?

Saçma sapan değerlendirmeler karşısında, mesela AB’nin çifte standartlı olması, bazen söz bile bitebiliyor.