Arada sırada içinde Türkiye, Erdoğan, AKP, CHP, HDP, MHP isimlerinin geçmediği bir yazı yazmak istiyorum ama ne mümkün.

Fransa’nın ünlü ve saygın gazetesi Le Monde’da Nikaragua ile ilgili ilginç bir yazı gördüm, bu yazıdaki bilgileri okurlara aktarmak istiyordum ama haberin içeriği beni yine Türkiye’ye, Erdoğan’a götürüyor.

Daniel Ortega 70’li, 80’li yılların devrimci efsanelerinden bir isim.

Nikaragua’da Somoza hanedanının faşizmine karşı oluşturulan FSLN (Ulusal Kurtuluş Sandinista Cephesi) örgütünün lideri Daniel Ortega.

Somoza rejimine muhalif bir aileden gelen Daniel Ortega 70’li senelerde uzun süre hapiste kalıyor, işkence görüyor ama mücadelesinden galip çıkıyor, Somoza faşist rejimi devriliyor, Ortega 1985-1990 arası Nikaragua Cumhurbaşkanı oluyor ve şimdi de 2007’den beri yine Cumhurbaşkanı.

FSLN artık iktidar partisi ve Nikaragua Kasım 2021’de yeni bir Cumhurbaşkanlığı seçimine gidiyor.

Nikaragua Meclisi de 21 Aralık 2020’de yani yaklaşık bir hafta önce büyük bir hızla bir yasa çıkarıyor ve Kasım 2021 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olacaklarda aranacak vasıfları belirliyor.

Seçimlere katılacak Cumhurbaşkanı adaylarında aranacak ilk nitelik “vatan haini” olmaması.

Peki, kime vatan haini denecek, yasal olarak burada bir karışıklık var.

Bu “vatan haini” tabiri sanki bizim de kulaklarımıza Türkiye’de hiç yabancı gelmiyor; Kıbrıs konusunda, S-400’ler konusunda, Azerbaycan meselesinde Ankara’nın yanında değilseniz, AB’yi destekliyorsanız siz de bu kapsam içine itiliyorsunuz ülkemizde.

Hatta, Erdoğan mahir manevrasını yapmadan önce 3 Kasım ABD seçimlerinde Biden’ı destekledi iseniz, yandaş kanallarda bu kapsama çoktan alınmış idiniz.

Mesela yabancı ülkeler tarafından bir nedenden Nikaragua’ya uygulanan ve uygulanacak yaptırımları destekleyecek, karşı çıkmayacak kişiler bu kapsama alınmışlar.

Nikaragua’da dış güçlerin ülkenin iç işlerine karışmasına şiddetle karşı çıkmayanlar da yine “vatan hainliği” kapsamı içindeler.

Ancak, iç işler ne demektir, iç işlerine müdahale ne demektir, bu biraz karışık.

Mesela insan hakları ihlalleri durumunda dış uyarılar iç işlerine müdahale midir?

Bu küreselleşme süreçlerinde bazı benzeşmeler beni çok rahatsız ediyorlar.

Güney Amerika’da da AİHM benzeri bir mahkeme var; bu mahkeme (Inter-American Court of Human Rights) şayet Nikaragua aleyhine bir karar üretiyor ve siz de bu kararın arkasında iseniz durumunuz pek parlak değil artık, size “vatan haini” denebiliyor, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adaylığınız gerçekleşemeyebiliyor.

Üstelik Nikaragua da bu mahkemenin yargı yetkisini tanımış (1991) bir devlet.

Bu kadar “küçük dünya” da biraz fazla artık değil mi?

Demirtaş kararının kulakları çınlasın.

Bugün iki önemli muhalif aday var Ortega’ya karşı, Felix Maradiaga ve Juan Sebastian Chamarro.

Chamarro 21 Aralık günü, bir hafta önce FSLN’in çoğunluğu taşıdığı Meclis’ten geçen yasa sonrası şöyle bir demeç vermiş: “Cumhurbaşkanlığı seçimlerine girmesi engellenecek ilk kişi Daniel Ortega olmalı çünkü kendisi Anayasayı ihlal eden kişi ve temel insan hak ve özgürlüklerini sürekli çiğniyor.”

Bu demeçleri okuduğumda aklıma dünyanın ne kadar küçüldüğü gerçeği geliyor.

2018 senesinde Nikaragua’da çok önemli bir halk direnişi gerçekleştirdi ve bu hareketi bastırmak için güvenlik güçlerinin müdahalesinde 250 dolayında kişi yaşamını yitirdi.

Kapsamı, çerçevesi aynı değil ama biraz Gezi’yi andırıyor sanki.

Yeni yasa (21 Aralık 2020) bu olaylara (Nikaragua) karışanları da, destekleyenleri de terörist olarak nitelendiriyor ve seçimlerde aday olmasını engelliyor.

Human Rights Watch (İnsan Hakları Gözlemleme) Kasım 2021 seçimlerinin asla dürüst ve adil seçimler olmayacağını ifade ediyor.

Yasa Nikaragua’da faaliyet gösteren kimi STK’ları da dış ajanlar diye nitelendirdi ve hemen arkasından bir İsveç STK’sı Nikaragua’yı terk etti.

Bu kadar benzerlik İngilizce bir ifade ile de “too much” yani değil mi?

Nikaragua’dan girdik, nerelere geldik yine hiç istemeden.