Dedikodu ifadesini kullanıyorum şimdilik çünkü henüz ortada belgeler yok ama bu bilgiyi aldığım tweeti atan kişi önemli bir kişi, bir tıp profesörü, eski devlet bakanı ve şimdi de İYİ Parti milletvekili Sayın Ahat Andican; umarım bugün, yarın konuyu tevsik de eder.

Meseleyi üç açıdan önemsiyorum, aşağıda açıklayacağım.

İşte Sayın Prof. Dr. Ahat Andican’ın 7 Ocak günü attığı tweet:

“Ziraat Bankası 2014’te Virjin adalarındaki bir şirkete 1.6 milyar dolarlık kredi açmış. Sayıştay’a göre borç ödenmiyor.

Sorular:

Bu şirket kimin?

Krediye kimler aracı oldu?

Bir devlet bankası bir vergi cenneti şirketine bu hacimdeki bir krediyi niçin verir?
Cevap: ''Ticari sır''

Sayın Andican ile şahsi bir tanışıklığım yok, bu nedenden de kendisine bu saçma “ticari sır” yanıtını kim verdi bilemiyorum.

Muhtemelen Sayın Andican Meclis’te ilgili bakana yazılı yanıtlaması için bu soruyu yöneltti, bu “ticari sır” yanıtı da bu sorunun cevabı herhalde.

Yukarıda bu meseleyi üç açıdan önemsiyorum dedim, tek tek ele almak lazım.

1- Ziraat Bankası bir devlet bankası, kanununda (227/1979) da temel amacının çiftçiyi desteklemek olduğu yazıyor ama her türlü bankacılık işlemini yapmakla da yetkili.

Tamam, anladık da, Virjin adaları gibi bir vergi cennetinde kurulu bir şirkete 1.6 milyar dolar kredi açmak da neyin nesidir?

Sayıştay da borcun geri ödenmediğini raporlamış, tam bir devlet skandalı ile karşı karşıyayız bir kez daha.

2- İkinci mesele de bu “ticari sır” saçmalığı.

Bu kredi ödenmez ve bankanın zararına yazılırsa bu zararı kim ödeyecek?

Kimin ödeyeceği aslında belli, vergi mükellefi ödeyecek.

Vergi mükellefinin gayreti işin içine giriyorsa “ticari sır” dan bahsetmek saçmalıktır.

Özel bir bankada böyle bir bankacılık hatası olursa, hata diyorum bu kez, bankanın sahibi, sahipleri, genel kurul bu işin yükünü çekerler, o zaman da Ziraat Bankası'na getirdiğim eleştiriyi bu özel bankaya getirmek kısmen zorlaşır.

Tabii, 90’ların sonunda yaşanan ve ucu her vergi mükellefine, her vatandaşa uzanan bankacılık krizi/rezaletini de unutmadık, bunu da hatırlatalım.

Temel kural şu olmalıdır: İşin içinde kamu parası varsa “ticari sır” saçmalıktır.

Sayıştay kanununa da, denetim alanları arasına, mutlaka “kamu parası” ifadesi eklenmelidir.

Varlık Fonunda milyarlarca lira kamu parası dönmektedir ama Sayıştay denetimine büyük ölçüde kapalıdır, böyle bir rezalet olamaz.

3- Gelelim çok eski bir tartışma konusuna; şayet TBMM, siyaset tarımın, çiftçinin desteklenmesini bir kamu hizmeti olarak görüyorsa bu hizmetin üretimi TBMM ve Sayıştay denetimine tabi ve bütçe içi bir mekanizmayla yapılmalıdır, bankalarla (Ziraat Bankası) kamu hizmeti üretmek yolsuzluk üretmenin altyapısını oluşturmak demektir.

Bugünkü sistem yani bir kamu bankası (Ziraat) üzerinden üreticiye destek çok yanlış bir yöntemdir.

Yapılması gereken Tarım Bakanlığının bütçesine konacak ödeneklerle tarım destekleme faaliyetlerini yürütmektir.

Eğer Ziraat Bankacılığının sürdürülmesi isteniyorsa da mutlak kanununa tarım destekleme faaliyetleri dışında başka sektörlere kredi açılamayacağı hükmü konmalıdır.

Bu söylediğim Halk Bankası ve Vakıfbank için de geçerlidir. 

Kamu bankacılığı yolsuzluk demektir.

Sabah gazetesinin Albayrak ailesi tarafından satın alınmasında Ziraat Bankası'nın ne işi olabilir?

Ziraat Bankası, Virjin adalarında bir şirkete kredi açabilir mi?