Öyle bir noktaya getirdiler ki bizi 'AKP-MHP koalisyonu gitsin de kim gelirse gelsin’ diyoruz. Tek bir seçeneğe, yani Millet İttifakı'na razı edilerek bugüne geldik. Bu seçeneksizlik kaos ve karmaşanın bizleri sürüklediği noktadan çok her durumda devleti arka planda daim kılanların başarısıyla oldu. 18 yıllık zulüm, sömürü, kırım ve yasaklara rağmen toplumun her kesimini kucaklayarak iktidarı devralmaya talip bir muhalefet hareketi bile yaratılamadı. Olası bir iktidar değişikliğini örgütlü toplumsal bir muhalefetin belirlemesini değil, yine devletin kodları olan tek ulus, tek dil, tek bayrak ve tek vatan temelinde kendileri belirleyip daim kılmak için başka bir kaosa sürüklüyorlar. Bu anlamda belirleyen ve değiştiren tek özne ipleri her durumda ellerinde tutan devletin kendisi olmaktan öteye gitmiyor.

Bu toprakların vazgeçilmezi olan Kürtlerle beraber hareket etmeyi göze almayan, Kürt gerçeğini kabul etmeyen hiçbir parti veya hareket, adı ana muhalefet partisi olsa bile başarılı olamayacağı gerçeği ortadadır. Ölüyü seviyor bunlar, yaralıya rütbe takıp aç bırakıyor, hepsi günleri ölümle süslüyor.

AKP’yi yeni Osmanlıcılık söylemiyle yaftalayanlar, aslında cumhuriyetin kuruluşuyla beraber yayılma emellerine başka bir omuzdan ateş ederek devam ettiler. Hatay’ı haritaya eklemenin ateşi etrafında ellerini ovuşturarak ısıtmaları, Kerkük’ü vatana dahil etme hayalleri Demirel’le, Ecevit’le, Evren’le, Özal’la devam eden devlet yayılmacılığının AKP’nin omuzlarına yıkılması ile devam etti/ediyor. Yetmezmiş gibi buna bir de Barbaros Hayrettin Paşa’nın gözlerini yaşartan Mavi Vatan eklendi. Bütün savaş teskerelerine destek verilerek ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ unutulan bir söz oldu. Bunlara sırt dönülmez, arkadan vururlar, teke tek bir meydanda dövüşmeyi göze almaz, pusulardan beslenirler. Yaşamanın günleri besleyen hevesinden değil, öldürerek hayatta kalmayı tercih ederler.

O kadar dert varken Kılıçdaroğlu'nun bozkurt işareti yaparak ortalıkta dolaşması milliyetçiliğinden değil, AKP üzerinden devletin yayılmacılığını meşrulaştırma çabasındandır. ‘Anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz’ diyerek seçilmiş Kürt parlamenterlerini cezaevlerine yollayanların amacı cumhuriyetin Kürt karşıtlığı değildi de neydi? Savaş teskerelerine her seferinde verilen destek kendi sınırları dışında yaşayan Kürtlere katliam, sürgün ve talanla sonuçlanmadı mı? Ana muhalefetin yaşanan felaketlerde payı yok mu? Buna rağmen nasıl ve hangi yüzle iktidara talip oluyorlar?.. Muhalefet yapmalarına, iktidara karşıymış gibi davranmalarına kaç kişi inanıyor? Vicdanları yok bunların. Ellerini ‘zemzemle’ yıkasalar bile çıkmayacak masumların kanı var. Kanla uyuyup, kanla uyanıyorlar. Beti benzi solmuş ölümün aramızda dolaşan halidir bunlar. Hayattan değil, işgal ve talandan beslenen, iktidarı asla hak etmeyendir bunlar.

Ana muhalefet partisi Kürtlerden uzak durduğuna göre zurnanın zırt dediği deliğe gelmiş iktidardan halkı kim kurtaracak ya da iktidar gidince iktidar olmayı kim hak eder? İşte bu sorunun cevabında yatıyor 18 yıllık AKP iktidarı. Bu 18 yıllık zulmün belki de en büyük başarısı tüm toplumu terörize ederek örgütsüz bırakması oldu. AKP’nin gidişi iktidar nüvelerini beraberinde taşıyan örgütlü toplumsal muhalefetle olmayacağına göre onu kim alaşağı ederek uğurlayacak, mücadelesiyle tüm Türkiye’yi kucaklayamayan kimi kim taşıyacak iktidara?

HDP hariç, tüm siyasi partiler ya iktidarın suçlarına ortak olmuş, ya marjinalleştirilerek kulvar dışına itilmiş. Son zamanlarda yüzümüzü güldüren Bağımsız Maden İş sendikası gibi sendikalar hariç, işçi sınıfının temsilcisi durumundaki sendikalar 12 Eylül sendikacılığın yağını ekmeklerine sürerek düzenden ‘memnun’ biçimde hayatlarına mutlu ve mesut devam ediyorlar. İllegalitenin amansız koşullarında meşru mücadele ile umut büyüten geçmişin sol hareketlerinin bugünkü uzantıları da varlıklarını yasalara armağan etmiş, omuzlarındaki yükü atmanın rahatlığıyla çoktandır kendileri dışında kimseyi kurtarmaya çalışmıyorlar. Elde kalıyor her koşulda boyun bükmeden direnen, vurulan, öldürülen Kürtler ve kadınlar. Durum böyleyken AKP bir biçimde gitse bile devletin derinleri kim için iktidarın yolunu açar? Elbette Kürdü kıracak, kadını eve hapsedecek, katliamcıları ziyaret edecek, işçinin başını kaldırtmayacak bir iktidarı başa getirecek. Dünyada yatacak yeri yok bunların. Ağaç olsalar gelip geçenin gölgesinde soluklanacağı gölgeyi vermezler. Ağaçta dal olsalar meyve yerine kurşun sallanır bunların dalından.

İktidarın da muhalefetin de ellinden gelse Tanrı'nın Kürtlere verdiği dağları Kürtlerden alıp Konya’nın düzüne, Fırat’ı Karadeniz’e, Dicle’yi Akdeniz’e taşırlar. İktidar da muhalefet de umutsuzluğun kuru dallarına tünemiş birer ayaz gibi duruyorlar.