Başından itibaren,“İdlib savaşı geliyor” denildiği bir zamanda Suriye’den Azerbaycan’a paralı asker sevkiyatının yapılması, Suriye’deki muhaliflerin gündemindeydi. Ve zaten bu ifşalardan günler sonra Azerbaycan-Ermenistan arasında çatışmalar başladı. Şimdilerde artık bu paralı askerler meselesi, sadece İdlib savaşından dolayı kaygılı olan muhalif gruplarca değil, Putin’den Macron’a, Esad’dan Ruhani’ye kadar bir çok lider tarafından dillendiriliyor. Ama iş bununla da sınırlı değil. Son zamanlarda bu mesele giderek Türkiye’nin etrafındaki çemberi daraltan bir uluslararasılaşma seyri izlemeye başladı. Çemberin nerelerde daraldığına bakalım:
Birincisi, İdlib’deki kimi muhalif grupların “Suriye devrimi iddiasının terkedildiği ve militanların AKP’nin savaşlarında araçsallaştırıldığı” yönündeki rahatsızlıkları alenileşmiş durumda. Zaten Suriye’den paralı asker taşındığına dair ilk ifşalar hep bu muhalif kaynaklardan geldi.

İkincisi, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres Pazartesi günü yaptığı açıklamada, "Libya'ya yönelik ambargo ihlallerinin aşikar olduğunu, yabancı askeri ve  her türlü silah desteğinin derhal durdurulması gerektiğini" söylemesinin ardından Libya’da artık her iki taraf, bu yabancı paralı askerler meselesinin kökten çözülmesi gerektiğini dile getirmeye başladı.

Üçüncüsü de, çok sayıda  uluslararası, bölgesel ve yerel ağlar grubunun bir üyesi olan “Barış, Kalkınma ve İnsan Hakları için Maat” Vakfının Türkiye aleyhinde yayınladığı rapor ve buna dayanarak Türkiye’ye yaptırım uygulanması talebi konuşuluyor şu anda.  Bu sıralamaya göre haftalık gelişmelere bakalım ve İdlib’den başlayalım:

Muhaliflerden; “Türk yetkililerden Azerbaycan’daki paralı askerleri gizlemek için yeni hamle” iddiası

Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın RIA Nowosti ajansına verdiği, “Türkiye’nin Azerbaycan’a paralı asker gönderdiğini ispatlayabilecekleri” yönündeki demeci, Rusya tarafından sadece “ispatı mümkündür” şeklinde ifade edildi. Yalnız şunun da altını çizmek gerekir ki, Esad bu paralı asker dosyasında sadece Türkiye’yi işaret etmiyor, bunu bilen ve göz yuman, hatta bu konuda Türkiye’ye “görev” veren “uluslar arası toplumdan” da söz ediyor. Tabi AKP medyası bunu  “Esad safını belli etti, Ermenistan’ı tuttuğunu söyledi” şeklinde gündem yaptı, ama ardından İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de aynı konuya, "bölgesel terör" vurgusu yaparak değindi. Çarşamba günü gerçekleşen bakanlar kurulu toplantısının ardından yaptığı konuşmada Azerbaycan-Ermenistan savaşına dair  Ruhani; "Savaş çözüm değildir, siyasi faaliyetler devreye girmelidir. Tüm devletler komşularının hukukunu tanımalıdır ve işgal hiçbir şekilde bizim için kabul edilemez" dedi ve hemen ardından ülke güvenliğinin her zaman öncelikli olduğunu belirterek, paralı askerlerin Suriye'den kendi sınırlarına taşınmasının da “kabul edilemez” olduğunu söyledi.

Elbette ki hem Türkiye hem de Azerbaycan yetkilileri, bu iddiaların “kabul edilemez” olduğunu söylemeye devam ettiler. Ama bu arada “Azerbaycan’daki Suriyeli paralı askerlerin varlığı meselesi sadece bir iddiadan ibarettir” söylemleri devam ederken, buna Suriyeli muhalif kaynaklardan çarpıcı bir iddia daha eklendi. Geçtiğimiz Salı günü muhalif Step ajansı, Azerbaycan’daki Suriyeli paralı askerlerle ilgili ilginç bir gelişmeyi aktardı. Muhalif liderlerin beyanlarına dayandırılan habere göre; “Hamza Tümeninden Saif Ebubekir ile Sultan Murad tugayından Fehim İssa isimli iki muhalif lider, Azerbaycan’daki Suriyeli askerlerin cepheden kaçmalarını ve özellikle cep telefonları aracılığıyla mekandan fotoğraf/video paylaşmalarını önlemek için Azerbaycan’a gittiler. Türk istihbaratının emriyle Azerbaycan’a giden bu liderler, Suriye’ye dönmek isteyen paralı askerleri, kendileriyle yapılan sözleşmeyi hatırlatarak ikna etme görevini üstlendiler.” Ayrıca ajansın iddiasına göre, “Türkiye için kırmızı çizgi haline gelen selfie, fotoğraf ve video çekimlerini önlemek amacıyla askerlerin cep telefonlarına el konuluyor, sadece aileleriyle görüşmeleri için iki ya da üç günde bir, kısa süreliğine cep telefonlarını kullanmalarına izin veriliyor. Ayrıca bu tür kayıtlar nedeniyle bir dizi Hamza Tümeni mensubu da tutuklandı.”[1] 

Kimi muhalif kaynakların “Türkiye için savaşmayın!” yönündeki çağrıları devam ederken, geçtiğimiz günlerde el-Kaideci şeyh Abdullah el-Muheysini’den Türkiye lehine bir paylaşım geldi.  Arabistan'dan Suriye cihadına katılan Şeyh Muheysini’nin Twitter’dan yaptığı paylaşım, aslında Türkiye’nin her yere paralı asker gönderdiğine de vurgu yapıyor ve desteklenmesi çağrısını içeriyor. Paylaşım şöyle: “Türkiye’yi onaylarsınız ya da onaylamazsınız, ancak dürüst ve adil olmak gerekirse, Türkiye'nin her kim müttefikiyse, onlara iyi destek sunduğunu kabul etmek gerekir. Amerika, müttefiklerine kuruntu satıyor ve onları aşağılayıp hakaret ediyor. Türkiye ise müttefiklerini korumak ve onurlandırmak için askerlerini gönderiyor. İki taraftan hangisi müttefikliği daha fazla hak ediyor?”[2] Muhalifler de, “el Muheysini'nin bu açıklamaları, Türkiye'nin Suriye'den Libya ve Azerbaycan'da savaşmak için paralı askerler topladığı bir dönemde geldi .. Sizce bu açıklama Türkiye'nin yararına paralı asker olmayı teşvik eden bir çağrıyı içeriyor mu" diye soruyor.[3]

Türkiye’nin İdlib’deki muhaliflere “moral veren” hamleleri

İdlib savaşın eşiğindeyken, Türkiye’nin ilgisinin Azerbaycan’a yoğunlaşması ve bu arada Rusya’nın Dağlık Karabağ çatışmalarında işi ağırdan alması, Suriye’deki muhalif grupları epeyce kaygılandırmışa benziyor. Zira Rusya’nın suskunluğunu ya da tarafsız tutum alışını, Türkiye’nin İdlib’deki Rus taleplerine onay verdiği anlamını çıkaranlar var. İdlib’deki yerlerini kaybetme endişesi taşıyan grupların kaygı düzeyi yükselmişti ki, İdlib’deki çatışmalarda yeni bir gelişme oldu. Geçtiğimiz hafta, TSK’nın Suriye ordusunu Serakib’de vurduğu haberleri,  “muhaliflere moral” hamlesi olarak sunulmuştu. Çünkü ateşkesin imzalandığı Mart’tan bu yana ilk kez olan bir şeydi. Ardından, Çarşamba günü muhalif Step ajansı, İdlib’in güney kırsalı Kafr Nabel yakınlarındaki Suriye ordusu operasyon odasının ağır top ve füzelerle hedef alındığını “özel haber” olarak verdi.  İki üst düzey komutanla birlikte Suriye ordusuna ağır kayıplar verdirildiği belirtilen habere göre, operasyonu gerçekleştiren grup, HTŞ’ye bağlı “Fetih el-Mubin” isimli operasyon odasıdır.  Heyet Tahrir el-Şam-HTŞ'nin İdlib genelinde askeri merkezleri tek bir güç altında toplamak için kurulmuştu.  İçerisinde HTŞ, Ulusal Kurtuluş Cephesi, Ceyş el İzze gibi gruplar bulunuyor ve “Türkiye'nin bu yapı içerisindeki bazı gruplara doğrudan askeri destek sağladığı biliniyor.”[4] Şimdi esas meseleye gelelim; Muhalif ajansa göre, Suriye Ordusuna ağır kayıplar verdiren Çarşamba günkü operasyondaki atışların çoğu, Cebel Zaviye’de yeni kurulan TSK noktasındaki topçu birlikten geldi. Ve yine Suriyeli muhalif grupların sahadaki askeri kaynaklarından alıntı yapan Step Haber Ajansı muhabirine göre, “bölgedeki Türk askeri liderliğinin talebi üzerine, Suriye ordusuna yönelik bu bombardımanın kaynağının medyadan gizlenmesi konusunda söz birliği sağlandı.”[5]  Bu “özel haber”, Türkiye’nin Suriyeli militanları başka yerlere taşımasından dolayı  moral çöküşü ve güvensizlik yaşayan muhaliflere, “Türkiye’nin rolü ile ilgili bir müjde” niteliğinde sunuldu. Ardından Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun Ankara’ya gelen NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg'e yaptığı İdlib hatırlatması da ek bir sakinleştirici etki yaratmış görünüyor. Çavuşoğlu "İdlib de Türkiye'nin, rejimin ve destekçilerin saldırganlığını durdururken NATO'dan destek talebi olmuştu. Üzülerek söylemek isterim ki müttefiklerin bu desteği Türkiye'den esirgediğini görüyoruz” demişti. Muhalif kaynaklar bu cümleyi manşete taşıdılar. Şimdilik İdlib’de, muhaliflere moral ve motivasyon aşılayan böyle hamleler var. Gelelim Libya cephesine… 

AKP’ye kötü haber. İhvancılar da söylüyor artık: “Libya’dan paralı askerler gitmezse, ülkeye istikrar gelmez!”

Bu aralar Türkiye’yi hedef alan tutum, sadece söylem düzeyinde değil artık. Uluslararası boyut taşıyan raporlar ve Türkiye’ye yaptırım uygulanmasını talep eden organizasyonlar söz konusu. Libya’nın istikrarı için yürütülen müzakerelerden umutlu olan herkes, bu umudun büyütülmesinin önünde engel olarak şunu gösteriyor; “Libya’ya yabancı asker taşınması ve bunu yapanların yaptırımsız bırakılması!”

Libyalı siyasi analist Halid  el-Sukran, “Libya’da yabancı paralı askerler olduğu sürece bir istikra söz konusu olamaz” diyor ve şunu ekliyor: “Sirte'nin eteklerinde askeri yığınak nedeniyle her an yeni bir savaş patlayabilir. Öncelikle, ister Ulusal Mutabakat Hükümeti güçleri, ister Hafter güçleri tarafından Libya'da tutulan tüm paralı askerlerin çıkarılması konusunda, her iki tarafın anlaşmaya varmaları gerekir. Bunun uluslar arası toplumun samimi bir talebi olması ve yabancı askerlerin tasfiyesini yine uluslar arası bir organın takip etmesi gerekir.”[6]

Buradan AKP’ye “kötü haber” diyebileceğimiz bir şey çıkıyor. O da şudur; bunu söyleyen Halid el-Sukran, Libyalı İhvancıların kanalı olan Libya el-Ahrar televizyonunun sıkça görüşüne baş vurduğu kişidir. Ve bu kişi şu anda Hafter’in Rus Wagner grubundan aldığı paralı asker desteğinin yanı sıra UMH’nin Türkiye’den edindiği Suriyeli paralı askerleri de istikrarın önünde bir sorun olarak görüyor.

Barış, Kalkınma ve İnsan Hakları için Maat Vakfı’ndan Türkiye’ye yaptırım çağrısı

2005 yılının başlarında kurulan ve şu anda Anna Lindh Avrupa-Akdeniz Kültürler Arası Diyalog Vakfı Mısır ulusal ağının başkanlığını yürüten  Maat vakfı, “Türkiye'nin Afrika'ya müdahalesinin insan haklarıyla ilgili sonuçları… Model olarak Libya ve Somali” başlıklı analitik bir çalışma yayınladı. “Türkiye'nin Libya'da silah tedariki, Libya içindeki silahlı milisleri destekleme ve Suriyeli paralı askerleri Libya'ya taşımasını, keza Afrika kıtasındaki Türk müdahalesinin insan hakları üzerindeki etkisini” raporlaştıran bir çalışmadır. Bu rapora dayanarak Türkiye aleyhinde şöyle talepler var:[7]

İnsan hakları örgütü Afrika İşleri ve Sürdürülebilir Kalkınma Birimi araştırma ekibinin yöneticisi Abdurrahman Paşa, “Türk hükümetine Suriye ve Somali'den Libya topraklarına paralı asker göndermeyi durdurması için baskı yapılmasını” talep ediyor.  Keza vakıf başkanı Aymen Akil de, “Afrika'da teröre destek akışını durdurmak için Türkiye'ye toplu ekonomik yaptırımlar uygulanmalıdır” diyor ve bunun uluslar arası toplumun takipçisi olmasını istiyor. Bu vakıf, aynı zamanda BM Ekonomik ve Sosyal İşler Departmanı'na bağlı büyük STK'lar grubunun Kuzey Afrika bölge koordinatörüdür. Yani bu çağrı doğrudan BM’yedir aynı zamanda. Şimdiye kadar paralı asker taşıma rahatlığında uluslar arası kurumlara bir güven vardı belki, ama öyle görünüyor ki, şimdi pirincin taşını ayıklama zamanı yaklaşıyor…

[1] https://stepagency-sy.net/2020/10/06/%d8%a7%d9%84%d9%85%d8%b1%d8%aa%d8%b2%d9%82%d8%a9-%d8%a7%d9%84%d8%b3%d9%88%d8%b1%d9%8a%d9%8a%d9%86-%d9%81%d9%8a-%d8%a3%d8%b0%d8%b1%d8%a8%d9%8a%d8%ac%d8%a7%d9%86-2/

[2] https://twitter.com/salilalkeramm/status/1313168323518050306

[3] https://stepagency-sy.net/2020/10/06/%d8%aa%d8%b5%d8%b1%d9%8a%d8%ad%d8%a7%d8%aa-%d8%a7%d9%84%d9%85%d8%ad%d9%8a%d8%b3%d9%86%d9%8a-%d8%ac%d8%a7%d8%a1%d8%aa-%d9%81%d9%8a-%d9%88%d9%82%d8%aa-%d8%aa%d9%8f%d8%ac%d9%86%d9%91%d8%af-%d9%81%d9%8a/

[4] https://www.mepanews.com/htsden-idlibde-merkezi-komuta-hamlesi-37544h.htm

[5] https://stepagency-sy.net/2020/10/07/%D9%85%D8%A7-%D8%AF%D9%88%D8%B1-%D8%A7%D9%84%D8%AC%D9%8A%D8%B4-%D8%A7%D9%84%D8%AA%D8%B1%D9%83%D9%8A-%D9%81%D9%8A-%D8%A5%D8%AF%D9%84%D8%A8/

[6] https://www.alhurra.com/libya/2020/10/06/%D8%AD%D9%84%D8%AD%D9%84%D8%A9-%D8%A7%D9%84%D8%A3%D8%B2%D9%85%D8%A9-%D8%A7%D9%84%D9%84%D9%8A%D8%A8%D9%8A%D8%A9-%D8%AE%D8%A8%D8%B1%D8%A7%D8%A1-%D9%8A%D8%B4%D9%8A%D8%B1%D9%88%D9%86-%D9%86%D9%82%D8%B7%D8%A9-%D8%A7%D9%84%D8%A8%D8%AF%D8%A7%D9%8A%D8%A9

[7] https://www.maatpeace.org/2020/10/%d9%85%d8%a7%d8%b9%d8%aa-%d8%aa%d8%b5%d8%af%d8%b1-%d8%af%d8%b1%d8%a7%d8%b3%d8%a9-%d8%b9%d9%86-%d8%a7%d9%84%d8%aa%d8%af%d8%a7%d8%b9%d9%8a%d8%a7%d8%aa-%d8%a7%d9%84%d8%ad%d9%82%d9%88%d9%82%d9%8a%d8%a9/