Öğrenciler hangi öğretmene güvenip sorunu anlatacaklarını bilemediklerinden son çare BİMER’e başvurmuşlar. Öğretmenler ise, maalesef konuyu uzun zamandır bildikleri halde, “okul ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü yetkililerinden çekindikleri için” herhangi bir şey yapmamışlar. 

Hülya GÜLBAHAR

12 Şubat 2017 günü BirGün’den Serbay Mansuroğlu’nun haberi ile Ankara Haymana Nuri Bektaş Anadolu Lisesi’ne 2014 yılında atanan okul müdürü Selçuk Kurt’un okulun pansiyonunda 100’e yakın erkek öğrenciye cinsel taciz ve istismarda bulunduğunu öğrendik.

Habere göre olay, 100 civarında öğrenci ve velinin BİMER’e başvurusuyla ortaya çıkmış; başlatılan soruşturmada S.K. görevden uzaklaştırılmıştı.

BirGün’e konuşan öğretmenlerden bazıları, bu konuda uzun zamandır duyumları olduğunu, ancak ellerinde somut bir delil olmadığı, okul ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü yetkililerinden çekindikleri için herhangi bir şey yapamadıklarını belirtmişti. BirGün’e konuşan bazı öğrenciler ise, “Hangi öğretmenden yardım isteyebileceğimizi, hangi öğretmene güvenebileceğimizi bile bilemedik. Son çare olarak aklımıza gelen BİMER oldu” demişti.

Haberin yayınlanmasının hemen ardından, S.K. gözaltına alındı ve gece yarısı apar topar ifadesi alınıp; oldukça ilginç bir karar ile de hemen serbest bırakıldı. Kararda, “Şüpheliye isnat edilen çocuğun nitelikli cinsel istismar suçunun kanunda öngörülen alt ve üst limiti gözönüne alındığında, tutuklama sebeplerinin varlığının kabulüne rağmen, aleyhine mevcut delillerin durumu nazara alındığında tutuklama kararının ölçülü olmayacağı” vurgulandı.  Şüpheli ise, yurt dışı yasağı ve 3 ay boyunca hafta içi her gün karakola giderek imza atması şeklindeki adli kontrol kararı ile serbest bırakıldı. Ve maalesef, iktidarın işine gelmeyen konularda her zaman yapıldığı gibi, savcılık tarafından dosya ile ilgili gizlilik kararı alındı.

Bu arada, 400’e yakın öğrenci okula kapatıldı ve okulun önüne gelen gazetecilerle görüşmeleri engellendi. İfade veren öğrencilere baskı yapılarak ifadelerini değiştirmeleri istendi. Aynı süreçte, olayı protesto etmek için  “liselerde tacize hayır” yazılı pankart asarak demokratik tepkilerini gösteren A.S ve G.Ç adlı iki öğrenci, gece saat 12’de evlerinden alındı ve daha sonra her gün imza atmak zorunda bırakılarak adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı.

Sorular, sorular, sorular

İddialara göre 400 öğrencinin, sadece 100’ünün değil, % 80’inin (300’ün üzeri) cinsel tacize maruz kaldığı bu olay karşısında siyasi iktidarın, ilgili bakanlıkların, konuyu suskunlukla geçiştirmelerine; olayın üzerini örtme ya da küçümseme, bunu başaramadıklarında da bir günah keçisi seçerek tüm sorumluluğu onun üzerine yıkarak kendilerini aklamalarına maalesef artık alıştık.

Bu olayda şaşırtıcı olan toplumun suskunluğu. Sadece herhangi bir ülkeyi değil, dünyayı ayağa kaldırması gereken çaptaki bu olay, Türkiye toplumunda da hakettiği yankıyı bulamadı. Bildiğimiz kadarıyla şu ana dek, sadece CHP Ankara Milletvekili Murat Emir ve HDP Iğdır milletvekili Mehmet Emin Adıyaman mecliste birer soru önergesi verdi. Ama konu muhalefet partileri tarafından toplumun gündemine getirilmedi. Neden?

Yandaş medya olaya yer vermiyor; yandaş değilmiş gibi yapanlar da iktidar baskısından çekinerek olayın üzerine gitmiyor. Bu nedenle de çoğu insanın konudan haberi olamadı. Ama en azından sosyal medyada tartışılabilirdi. Acaba referandum konusuna fazlasıyla odaklanmış olmak nedeniyle, şu anda çeşitli baskılar altında seslerini duyurmaya çalışan 400 çocuğuna sıra mı gelmiyor? Yoksa, ülke çapındaki bu yaygın ve sistematik çocuk istismarını kanıksamaya mı başladık?

Aslında okuldaki durum da vahim. Öğrenciler hangi öğretmene güvenip sorunu anlatacaklarını bilemediklerinden son çare BİMER’e başvurmuşlar. Öğretmenler ise, maalesef konuyu uzun zamandır bildikleri halde, “okul ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü yetkililerinden çekindikleri için” herhangi bir şey yapmamışlar.  Müdür Selçuk Kurt’un Haymana İlçe Milli Eğitim Müdürü’nün yeğeninin eşi olduğu, ihbarların bu nedenle üzerinin örtüldüğü ve öğretmenlerin de bu nedenle çekindikleri iddia ediliyor.

İşte “Yeni Türkiye”. Yüzlerce çocuk taciz ve istismara uğruyor, öğretmenler dahil herkes susuyor. OHAL bahanesiyle hiçbir somut dayanak göstermeden görevden almalar, sürgünler, en küçük bir itirazda gözaltına alıp tutuklamaların yarattığı “dilsiz toplum”, Haymana olayında kendini çarpıcı bir biçimde göstermiş oluyor.

Biz sorularımıza devam edelim:

16 Şubat günü Hürriyet gazetesinde “Yanıt bekleyen Haymana soruları” başlığı ile yayınlanan haber ile öğrendik ki, S.K.’nın akrabası bir öğrenci, 29 Kasım 2016’da cinsel taciz iddialarıyla ilgili şikayette bulunmuş ve Haymana Cumhuriyet Savcılığı, 20 Ocak’ta soruşturma başlatmış. Ancak istismar iddialarının basına yansıdığı 12 Şubat tarihine kadar müdürün ifadesini bile almamış. Neden? İktidar baskısı ya da kişisel yakınlık ya da başka kişisel kaygılar olabilir mi?

Peki, çocuk istismarı katalog suçlardan olduğu ve olay kapsamına bakıldığında yüzlerce yıllık ceza gerektiği halde, şüpheliyi serbest bırakmak neden? Üstelik OHAL kapsamında 14 güne kadar gözaltı mümkünken ve birçok insan, sırf iktidarı eleştiri hakkını kullandığı için gece yarıları gözaltına alınıp günlerce alıkonuyorken? Bu kadar ağır hapis cezasına rağmen, Haymana Sulh Ceza Hakimliği’nin “tutuklama kararının ölçülü olmayacağı” gerekçesiyle, savcının tutuklama talebini reddetmesi, benzer davalarla uyumlu mu?

Neden, müdür serbest bırakılıp mağdur öğrenciler okullarına hapsediliyor? Mağdurların ve ailelerinin ifadelerini geri çekmeleri ve üzerlerinde baskı kurulmasını önlemek için tedbir almak bir yana, türlü çeşit baskıya maruz bırakılıyorlar?

Müdür S.K.’nın Edirne’de görev yaptığı dönemde de kız çocuklarına cinsel istismar suçlamasıyla bir disiplin soruşturması geçirdiği iddiaları olduğu halde, açığa alınmak yerine neden Haymana’ya yönetici olarak atanıyor? Bu atamayı yapanlar hakkında neden hemen yasal işlemler başlatılmıyor?

Milli Eğitim Bakanlığı’na Bağlı Okul Pansiyonları Yönetmeliği’ne göre yatılı okullarda sadece nöbetçi belleticilerin kalmasına izin verilirken, neden evli barklı bu okul müdürüne okulun pansiyonunda özel bir oda verilip gece gündüz çocuklarla birlikte olmasına izin veriliyor? Okul teftişlerinde bu konuya gözlerini kapatmış olan müfettişler hakkında neden yasal işlem yapılmıyor?

Bu pansiyon, hangi tarihte, kim veya kimler tarafından yapılmıştır; sözkonusu pansiyonun irtibatlı olduğu dernek, vakıf, cemaat var mıdır, var ise bunlar hangileridir? ENSAR VAKFI’nın konuyla bir ilgisi var mıdır?

Ensar Vakfı’nın konuyla ilgisi olup olmadığını şimdilik bilmiyoruz. Ancak Mart 2016’da Karaman’da ortaya çıkan 8-10 yaşlarındaki 45 erkek öğrenciye cinsel istismar olayındaki yurtlar bu vakfa bağlı idi. Toplumda infial yaratan bu olay sırasında ilgili tüm bakanlar bu vakfa sahip çıkmış; muhafazakar kimlikli 100’den fazla vakıf ve dernek bir araya gelip; Hepimiz Ensar’ız  başlıklı, çocuk istismarına arka çıkan bir sosyal medya kampanyası başlatmıştı. Karaman’daki bu olay, 10 çocuğa cinsel istismarda bulunmakla suçlanan öğretmen Muharrem Büyüktürk 508 yıl 3 ay hapis cezasına mahkum edilmesi ile “bireysel suç kabul edilip” kapatılmıştı.

Pozantı, Karaman, İzmir, Gerger, Adıyaman ve şimdi de Haymana… Bunlar şimdilik açığa çıkmış olan cinsel istismar skandalları.  İktidar cinsel istismarların üzerini örtmeye yönelik açıklamalar yaptıkça, istismarcıları koruyup kolladıkça; bu suçlar giderek artıyor.

“Yeni Türkiye için yeni nesiller” yaratma politikası, küçücük kız ve erkek çocukların (kendisini cinsel olarak da istismar etse bile), öğretmen, müdür ve bu silsile içinde en tepeye kadar çıkan erkekler hiyerarşisine sessizce ya da şevkle itaat ettirilmeleri üzerine kuruluyor.

Karaman olayından, Haymana olayına kadar geçen bir yıllık süreçte, Türkiye olarak geldiğimiz nokta, artık sorunu istismarcı bireyin üzerine yıkmaktan da vazgeçip, onu bile aklama noktası.

Varılan yer, bir toplum için çok acı.