3.5 trilyon dolar nereye gitti? Bu rakam AKP’nin 18 iktidar yılında kullandığı kaynağı ifade ediyor. Gelin hesaplayalım.

AKP,  2003 – 2020 arasında 2.9 trilyon dolar bütçe geliri kullandı. Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın internet sitesinde verilen vergi gelirleri ve vergi dışı diğer gelirlerinin toplamını, yıl yıl, ortalama dolar kuruna çevirip topladığınızda bu rakam ortaya çıkıyor: 2 trilyon 918 milyar dolar!

AKP döneminde 1.5 trilyon dolara yakın dış borç kullandı. Bunun yaklaşık üçte biri doğrudan doğruya kamu kesiminin kullanımıdır. Yani 500 milyar dolar da dış borç kanalından kaynak kullanılmış oldu denilebilir. Etti, 3.4 trilyon dolar. 75 milyar dolar da özelleştirme geliri kullanıldı, yuvarlak hesap etti 3.5 trilyon dolar. TL değil, dolar!

Ama ne oldu? AKP, Türkiye’yi 15 – 16 bin dolar kişi başına gelir düzeyine taşıyabilecek bu kaynağı kullanıp… Getirip, getirip, Türkiye’yi borç batağına, ekonomik krizin kucağına bıraktı. Şimdi kontrolden çıkmış gibi görünen salgında yurttaşlarına 150 – 200 milyar harcama gücü yok. Dünyada vefat ve vaka sayılarını gizleyen, çarpıtan tek ülke olmanın “gururuyla” tanıştırdığı Türkiye’yi mavra konusu önlemlerle salgından çıkaracağını iddia ediyor. Bilim insanları iki – üç haftalık sokağa çıkma kısıtlaması istiyor. Yapamıyor! Para yok. İçinde bulunduğumuz tablo şudur:

Merkez Bankası’nın kasasında kendi dövizi yok. Üstüne başkalarından aldığı, bankada tuttuğu dövizleri harcamış, bakiyesi ekside! Cari işlemler dengesi 27.5 milyar dolar açıkta. Kısa vadeli dış borç, artı cari açık kadar olması (210 milyar dolar) gereken döviz rezervler erimiş gitmiş.

Bütçe 150 milyar dolar açıkta. Ocak – Ekim 2020 açığı birkaç gün önce açıklandı: 145.5 milyar lira!

Hazine, Ocak – Ekim 2020 itibariyle 147.5 milyar lira açıkta. Habire borçlanarak pikniğe 7 - 8 uçakla giden saltanata para yetiştirmeye çalışıyor. Merkezi Yönetimin iç+dış toplam borç stoku, 2019’da 1.3 trilyon lira iken, Eylül 2020 itibariyle 1.9 trilyon liraya çıkmış. AB tanımlı genel yönetim borç stoku, bu yılın ilk altı ayı içinde milli hasılanın yüzde 32.5’inden yüzde 39.4’üne gelmiş. Kamu – özel 182 milyar doları kısa vadeli 450 milyar dolar dış borç birikmiş. Borçlanmaya devam!

***

Hükümetin, 150 – 200 milyar lira harcama gücü yok da ne oluyor?

Olan şu; bilim insanlarının acil çağrılarına, virüs kontrolden çıkıyor uyarılarına rağmen kati önlemler, kapanma kararları alamıyor. Gerçek vefat ve vaka sayıları hakkındaki tahminler ürkütücü. İşçilerin virüsten vefat oranı Türkiye ortalamasının dört katına çıktığı halde ekonomiyi bir ay bile kapatacak gücü yok. Yurttaşlarına, “evinize gidin, geçiminizi düşünmeyin, sosyal sistemimiz devrededir” diyemiyor.

Peki 3.5 trilyon nereye gitti?

Elbette bu 3.5 trilyon dolarla cari giderler de karşılandı. Şu geberik maaşlar ödendi, sosyal güvenlik transferleri yapıldı. Kamu yatırımları da bu kaynaktan karşılandı. Dış (güçlere) borçlara 170 - 180 milyar dolar faiz ödendi.

Hükümet standart, rasyonel bir kapitalist aklıyla bile hareket etseydi, bu tablo olmazdı. Eğer bu kaynağın üçte biri, 1.2 trilyon doları verimli yatırımlara gitseydi… Yani dış talebi olan, döviz kazandıran, yüksek katma değerli ürün üretimine; gelir ve kalıcı istihdam kapasitesi yaratan yatırımlara gitseydi, Türkiye 1.5 trilyon dolar büyüklüğe giden bir ekonomi olabilirdi. Üstüne kayıtsızlığı önleseydi, bugünkünün üç katı vergi geliri olurdu. Dolayısıyla 150 – 200 milyar lira harcama gücü de olurdu.

AKP’den sosyalizm, kamucu bir sosyal sistem beklemiyoruz elbette ama şu da var ki o, ahbap çavuş ekonomisine, kayırma, kumanda ekonomisine geçerek, kamu kaynaklarına, bütçeye garanti hortumu bağladı. Vergi silmeleri, afaki muafiyetler, ölçüsüz teşviklerle milyarlar akıttı.  1 liralık işi 2 – 3 liraya, bir defalık işi 2 – 3 defaya gördürdü. Gereksiz gösteriş projelerine milyar dolarlar gömdü. Bina, araç, uçak, varaklı koltuk, üçer maaş saltanatıyla olağanüstü bir hükümet etme maliyeti yarattı. Sonuç? Sonuç, bu kıyamet zamanda gelirsiz, dar gelirli yurttaşlarını birkaç ay destekleyebilecek kaynak yokluğudur.

Devlet yatırım bütçesini ne yaptı? Ona da bakalım. Hani çok fena yatırım yaptık deniliyor ya. Nereye yaptınız?

O da var devletin hesaplarında… Hem devletin kendi yatırımlarında hem de özel sektör yatırımlarında bugünleri borçlu olduğumuz “Laz müteahhidi” görebiliyoruz. Aşağıdaki tabloyu da Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın internet sitesindeki verilerden ürettim. İmalat, ulaştırma, konut, sağlık sektörlerinin toplam yatırımlardaki payını saptadım. Özel yatırımları da kattım, çünkü özel yatırım tercihlerini etkileyen de hükümet politikasıdır. Sağlıkta kamu yatırımlarını da ayrıca ekledim. Strateji Bütçe Başkanlığı’nın 2020 tahmini rakamlarını da içeren tablo şu:

AKP iktidarı aldığında imalat sektörünün toplam yatırımlardan aldığı pay yüzde 23.6 düzeyinde. Artması gerekirken gerilemiş. Yüzde 20.8’e düşmüş. Müteahhitleri rant milyarderi yapan ulaştırma ve konut yatırımlarının payı yüzde 46.9’dan 60.6’ya çıkmış.

Bir de sağlık yatırımlarına bakın. Özellikle kamu kesimi sağlık yatırımlarına. Yüzde 5 seviyelerinden 2020 tahmini rakamı yüzde 1.3’e düşmüş. Çünkü yatırım yok artık, bakanlık bütçesi müteahhitlere kira ve hizmet bedeli ödemesine gidiyor.

Sonuçta AKP, siyasette ne yaptıysa ekonomide de onu yaptı. Nasıl “demokrasi getiriyoruz, vesayet rejimini kaldırıyoruz, derin devleti tasfiye ediyoruz, AB’ye giriyoruz, yargı bağımsızlığı getiriyoruz, demokrasimizi geliştiriyoruz, Kürtlere açılım, Alevilere açılım, Romanlara açılım yapıyoruz, Ermenistan’la protokol yapıyoruz, sıfır sorun, 3Y ile (yolsuzluk, yoksulluk ve yasakla) mücadele diyoruz, başka da bir şey demiyoruz” diye diye memlekette hak, hukuk, adalet bırakmadıysa ekonomide de aynısını yaptı. “2023’te dünyanın 10 büyük ekonomisi içinde olacağız, kişi başına gelir 25 bin dolar olacak, ihracat 500 milyar dolara çıkacak. Ekonomimiz şahlandı, şahlanıyor” diye diye, bütün dengeleri altüst olmuş, dış kaynak bağımlısı, 10 milyondan fazla işsiz üretmiş, ağır borçlu bir ekonomi yarattı. Bozulma çok derindir.