Erdoğan, Berat Albayrak’ın istifasından sonraki ilk kapsamlı konuşmasını önceki gün AKP Grup Toplantısı’nda yaptı. Konuşmasında krizi örtük bir şekilde kabul ettiğini düşündüren cümlelerin yanında, Türkiye’yi krize sokan anlayışını (“faiz sebeptir”) devam ettirdiğini gösteren sözler de vardı. Satır başları olarak aktarıp, analiz edelim:

Yaşadığımız kritik dönemin ruhuna uygun şekilde, gerekiyorsa devlet ve millet olarak fedakârlık yapmaktan, acı da olsa doğru reçeteleri uygulamaktan kaçınmayacağız.”

‘Acı reçete’ de ne ola ki?

Bu sözlerin, piyasaya yatıştırıcı bir kararlılık taahhüdü, bir faiz artırım mesajı olmanın ötesinde, bir vergi salmayı da içerip içermediğini bekleyip göreceğiz.

Evet, bu sözleri şu ünlü ‘piyasalar’da (paracılar, faizden, borsadan, türevden, kur’dan kazananlar) ‘faiz artırımı geliyor’ neşesi yaptı. Bu beklentiyi kuvvetlendiren başka cümleleri de vardı:

“Faizlerin en azından enflasyon seviyesinde tutulma mecburiyeti, verdiğimiz mücadeleyi zora sokuyor.

“Fiyat istikrarını sağlayacak politikaları belirlemek ve hayata geçirmek, dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de Merkez Bankasının görevidir. Bu çerçevede atacakları her adımda kendilerinin yanında olduğumu özellikle belirtmek istiyorum.”

Yani bu ‘zora sokma’ durumunu aşmaya mecburuz, demeye getiriyor ki o da faiz artırımı demek. Merkez Bankası bunu yaparsa, kızmayacak, görevden almayacak.

Fakat o zaman da akla ünlü teorisi geliyor. Konuşmasında tekrar etti:

Her zaman söylediğim gibi yine söylüyorum; şunu hiçbir zaman unutmayalım: Faiz sebep, enflasyon neticedir ve bunu başaracağız. İnşallah buradaki engeli aşarak enflasyonu daha da aşağı çekeceğiz.”

Yani ‘önce bu zora sokma durumunu, bu engeli aşmamız gerekiyor. Teorinin uygulamasına ondan sonra geçeceğiz’ demek mi bu? Yoksa, başka bir şey mi kastediyor? Bence başka bir şey kastetme olasılığını da yabana atmayalım. Çünkü izleyen cümlesi şöyle:

Vatandaşımızın satın alma gücünü korumamız, gelir dağılımını daha da iyileştirmemiz, yatırımların cazibesini artırmamız buna bağlıdır.”

Bu da düşük faize devam demek oluyor!

Benim anladığım, faiz artırımı muhtemel ancak, bu enflasyon seviyesi gözetilerek yapılacak. Belki bir tık üstünde.

(Aslında giden MB Başkanı ve Berat Albayrak’ın faiz artırma isteğinde oldukları, bunun için anlaşmazlık çıktığı söyleniyordu. Demek ki birileri bu arada; “Elbette ki sizin teorinizi sorgulamaya haddimiz olamaz. Faiz sebep enflasyon sonuçtur ama, tensip buyurursanız, uygulamasını bir faiz artırımı sonrası yapalım” demiş, ikna etmiş görünüyor. Bu durumda eski başkanın görevden alınması, Albayrak’ın gitmesi lüzumsuza geliyor ama… Kim işin orasında?)

Sıra geldi paraya…

Yine o aynı birilerinin, Erdoğan’a “Para bitti. Dış kaynak bulamazsak, güven verip borçları erteletemezsek, halimiz harap, iflasa düşeriz” dediği, ikna da ettiği anlaşılıyor. Bu yüzden de “Ekonomide kurtuluş savaşı verdiğimiz” yabancılardan, şu bildiğimiz “dış güçler”den para dilenme seferine çıkılıyor. Sözleri şöyle:

“Türkiye’yi yerli ve uluslararası yatırımcılar nezdinde riski az, güveni yüksek, kazancı tatminkâr bir cazibe merkezi hâline getirmekte kararlıyız. Bu çerçevede ekonomi yönetimimiz yerli ve uluslararası yatırımcılarla yakın mesai içinde olacaktır. Özellikle ülkemize doğrudan yatırım getirecek herkese bu fırsatları birlikte değerlendirme teklifini yapacağız. Uluslararası yatırımcılarla bir dizi toplantılar yaparak, onlara Türkiye’nin imkânları, fırsatları, potansiyeli ve sağlayacağımız destekleri bizzat anlatacağım.

“Ekonomi politikalarında güven ve kredibilite kazanımına daha fazla odaklanacağız. Ülke risk primini düşüreceğiz, yatırımcılara her türlü kolaylığı göstereceğiz.

“Türkiye, uluslararası düzeyde aranan yatırım hukuku standartlarının tümüne sahiptir. Buna rağmen yaşanan sıkıntılar varsa, onlara da bigane kalmıyoruz. Hukuk sistemimizin tarafları ile ekonominin kamu ve özel sektördeki tüm temsilcilerinin istişareleriyle ortaya çıkacak ihtiyaçları, yasama olarak sizler, yürütme olarak biz süratle hayata geçirerek, ülkemizi yeni döneme hazırlayacağız.

“Kazanılmış hakları ve haklı beklentileri güvence altına alacak düzenlemeleri artırarak, ülkemizi demokrasi ve kalkınma eksenli büyütme hedefimize doğru yürümeyi sürdüreceğiz.”

Yani bir yandan, mevcut yatırımları konusunda endişeye düşen yabancıların (bazılarının satıp çıkmaya çalıştığı biliniyor) “kazanılmış hakları” güvence altına alınacak, mallarına, kazançlarına dokunulmayacağı güvencesi verilecek; diğer yandan da yenileri gelsin diye, yatırım hukukunda ‘sıkıntılar varsa’ onlara da ‘bigane kalınmayacak’ ve temsilcileri çağırılarak, ‘istişare’ yapılacak. Bir hukuki güvence talebi olursa hemen kanunu çıkarılacak.

Görülüyor ki Türkiye’yi krizden çıkaracak bir iktisadi programa değil, kök sebeplere değil semptomlara odaklanılmış: TL’nin değerindeki hızlı kan kaybını durdurmak ve acilen döviz bulmak.

Evet, semptomları hafifletmek, geçici rahatlamalar sağlamak için her ikisinde de yol var ancak, her ikisinde de büyük zorluklar var. Faiz artırımının frenleyici etkisi, Erdoğan’ın dış – iç talep şartları ne olursa olsun ‘hep büyüme, sürekli büyüme’ anlayışıyla çelişiyor. Dolayısıyla buna fazla tahammül göstermesi beklenemez.

Para bulma konusuna gelince… Türkiye’nin yatırımcı sermaye, para, kredi kaynağı ağırlıkla Avrupa’dır, Batı’dır. Batı, Türkiye’nin aleyhine döndü. ABD ve Avrupa’da yaptırım gündemi varken, bu bölgelerden Türkiye ekonomisine destek geleceğini beklemek zor. Sıcak dış politika gündeminin bütün başlıklarında Türkiye, Avrupa ile karşı karşıyadır. Erdoğan, daha birkaç gün önce Fransız mallarına boykot çağrısı yaptı. Avrupa’nın birçok ülkesinde yaşanan son terör olayları Türkiye’yi bir kez daha tepkilerin odağına koydu. Yıkılan köprüler büyüktür. Üç günde onarılacağını beklemek safiyane olur. Beklenen “yatırımcı sermaye” gelmez. Ama sıcak para tarafında fırsatçı yatırımlar mümkün. Borsaya, bonoya bir miktar geliş olabilir. Bu tablo, sadece Çin ve Rusya’ya fırsat kapıları açıyor. Gelgelelim Rusya’da para yok. Kalıyor Çin.

Vatandaşa değil, yabancıya hukuk

Hep söylendi ya… Hukuk olmadan, yabancı gelmez, yerli de güven duyarak yatırım yapmaz. Hatta yatırımcı kaçar… Onu da söylemişler, kabul etmiş görünüyor. Şöyle diyor:

“Önümüzdeki aylarda, hukuk devleti ilkesini güçlendirme, öngörülebilir, kolay erişilebilen, hızlı ve etkin işleyen yargı sistemi konusunda yeni adımlar atacağız.”

Görüldüğü gibi “güçlendirilmiş hukuk devleti”, “hızlı ve etkin işleyen yargı” ülke içine dönük bir vaat değil. Yabancılar verilen bir güvence.

Ancak hiç karşılık bulmayacak vaat de bu. Faiz işi kolay. Ama hukuk işi zor. Erdoğan, AKP iktidarı artık hukuk devleti ilkesine dönemez. Bu eşikler geçildi. “İktidarda kalma, tutunma” temel ihtiyacı hukuka kapı açmıyor.

Türkiye 1980’den sonra liberal piyasa ekonomisine geçti. 2001 krizinden sonra bunun kurumlarını kurdu, güçlendirdi. Sonra Erdoğan geldi, bunu “ahbap çavuş ekonomisine” çevirdi. Piyasanın düzenleyici mekanizmasının yerine kendi kumandasını koydu. Eski düzenin kurumlarını teker teker yıktı. Bugünkü ahbap çavuş ekonomisi, Erdoğan’ın kurduğu rejimin doğal uzvu, bileşenidir. Rejimi olduğu haliyle bırakıp, ekonomiyi liberal kurallara göre, liberal piyasa düzenlemeleri içinde çalıştırmak imkan dahilinde bir şey değildir. Kaldı ki o düzenlemeler yasalarda, yönetmeliklerde zaten var. Uygulanmıyor! Dolayısıyla, açıklamalarının özeti, temeli sayılabilecek “piyasa ekonomisine dönüyoruz” vaadinin batılı sermaye çevrelerinde inandırıcı bulunması, krediye dönüşmesi zor görünüyor.