Her torba kanun geldiğinde, acaba bu kez vatandaşın başına hangi torba geçecek diye düşünmeye başlıyor insan… Bir önceki torba kanunla (Kamu Mali Yönetimi Kontrol Kanunu) bütçeden garanti ödemelerini izlemeyi imkansız hale getirdiler. Uzmanları “fonksiyonel sınıflandırma artık görülemeyecek” diyorlar. Bu yeni torba, henüz komisyonda. Meclis’ten geçmedi daha. Ancak tartışması koptu tabi… “İstihdamı artırıyoruz” söylemi altında, geniş bir nüfus alanını (25 yaş altı ve 50 yaş üstü) tamamen güvencesiz, kıdem tazminatsız bırakacak düzenlemeler var içinde. 

Ama adı güzel: İstihdam paketi!

İçine bakıyorsunuz… Beşinci “Varlık Barışı”nı koymuşlar. 

Yetişirse 9’uncu “Vergi affı”nı da koyacaklarmış

Bir de şirketlerin ödediği vergiyi düşürmeyi koymuşlar.

Kanun Teklifinin (İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun) 33’üncü maddesi!

Bu madde ile Cumhurbaşkanı’na halen yüzde 20 olan Kurumlar Vergisi normal oranını “beş puana kadar” indirme yetkisi veriliyor.()

Maddede zaman sınırlaması yok. 

Örneğin, “salgın döneminde” demiyor. Bir zaman öngörmüyor. 

Bundan da anlaşılıyor ki muhtemelen kalıcı bir indirime gidiliyor.

Böylece en uçta düşünüldüğünde, bu ülkede Kurumlar Vergisi oranı, Cumhurbaşkanı kararıyla 5 puan gibi çok yüksek bir oranda düşürülerek yüzde 15’e çekilebilir, demek bu. Bunun “müjdeli” haberleri de çıktı zaten.

Toplumsal kesimlerin yüzde 1 – 2 puan için yıllarca mücadeleye girdiği bir alanda değişiklik, torbaya yazılarak kanun haline getiriliyor. Ve bu doğrusu pek tartışılmıyor da.

Oysaki vergi oranları çok temel iktisadi konulardır. Anayasa gibi geniş konsensüslere dayanmalıdır. Çünkü gelirin sadece toplanmasını değil, aslında dağıtımını da düzenlerler ve toplumda gelir adaletinin tesis edilebileceği en temel alandır. Türkiye, kurumlar vergisi oranı düşük ülkelerden biridir. Bunu yüzde 15’e çekmek, torbaya iki satır yazarak yapılabilecek bir iş olmanın çok ötesindedir. Ama, ne diyelim, burası Türkiye!

Verdikleri zaten dişin kovuğu 

 İşin başka tartışmalı yönleri de var. 2019 yılı itibariyle Türkiye’de 848 bin 904 kurumlar vergisi mükellefi var. Verdikleri vergi tabloda gözüküyor… 2019’da 85.6 milyar lira vergi ödemişler. Toplamın yüzde 10’u civarında. Yıllardır bunun daha da altındaydı. Yüzde 6 – 7’lerde. Şirket başına düşen vergi miktarı 100 bin lira. Bu rakam 30 bin lira maaş alan bir müdürün ödediği gelir vergisine eşit. Koca koca şirketlerin ödedikleri vergiyi düşünebiliyor musunuz? 

Bu sorunun bir tarafı… Bir de bu verdiklerini fazlasıyla geri almaları var. Sistemin asıl sermayesever niteliği burada ortaya çıkıyor. Diyelim kurumlar vergisi 85 milyar lira… Ama kurumlar; muafiyetler, indirimler, teşvikler yoluyla verdiklerini, belki daha fazlasını bütçeden çekip geri alıyorlar. Kapitalist devletin çıplak karakteri bu… 

Büyük tabloyu, Maliye Bakanlığı’nın Vergi Harcamaları raporundan kendim oluşturdum. “Vergi Harcaması”, muafiyetleri, indirimleri kapsıyor. Hangi kesim için, hangi vergide indirim yapılmış, muafiyet getirilmiş, bunlar görülebiliyor. Bakanlıkta son tablo 2017 yılı için. 2018, 

2019 raporları henüz yok, tahminler var. Ben, konumuz kurumlar olduğu için, seçebildiğim kadarıyla doğrudan kurumlara (şirketlere) giden vergi harcaması kalemlerini toplamaya çalıştım. 2017’de şirketlere dönük vergi harcaması için bulduğum rakam 50 milyar lirayı geçiyor. Şimdi de küçük tabloya bakın isterseniz, 2017’de ödenen kurumlar vergisi de 52.8 milyar lira! Yani vergi olarak ödediklerini teşvik, muafiyet, indirim yoluyla geri almışlar. Şirketlere dönük vergi harcaması muhtemelen daha fazla. Çünkü kurumların, bakanlıkların teşvikleri de var.

Bir de bunlar sadece vergi yoluyla, istisna, muafiyet, indirimli oran uygulamalarıyla sağlanan destekler. Ayrıca genellikle İşsizlik Fonu’na yıkılan istihdam teşvikleri var. İşsizlik Fonu’ndan harcamaların nereye gittiğini gösteren DİSK incelemeleri tabloyu ortaya koyuyor. 2019’da fondan işveren teşvik ve destek ödemelerinin tutarı 16 milyar 58 milyon lira! Fon, işçiden çok işverene çalışıyor. Devlet, istihdamı teşvik etmek istiyor ama harcamasını bütçeden değil, İşsizlik Fonu’ndan yapıyor. 

Altyapıları beleş kullanıyorlar

Bu noktada fecaatin ikinci perdesi açılıyor:

Hacıyatmazlar, vergi dairesinin bir odasında verdiğini, diğer odasında cebine indiriyor da… 

Peki altyapı yatırımları hangi vergiyle ödeniyor?

İkinci soru… Bu altyapıları en çok kim kullanıyor?

Yol, köprü, liman, iletişim, ulaşım altyapılarını en fazla kim kullanıyor?

Onlarca, yüzlerce, binlerce insan ve araç trafiği yaratan bir şirketle, düz vatandaşın kullanım ve yararlanma ölçüsü veya o altyapılarda yarattıkları yıpratma kıyaslanabilir mi? Vergi mükellefi bir vatandaşın belki ayak basmadığı- dolayısıyla eskitmediği- yolları şirket araçları binlerce kez kullanıyor. Üstelik yük çekerek hızlı eskitiyor. Sonra o yolu bir kez daha vatandaşın parasıyla yaparak, şirketlerin serbest eskitmesine açıyorlar. 

Elbette hacıyatmazımız da KDV, ÖTV, gelir vergisi vs. ödüyor. Ama o, onu düz vatandaşla eşitliyor. Biz şirketleri tartışıyoruz. Şirketler günün sonunda aslında vergi ödemiyor, üstüne başkasının vergisinden yapılmış altyapıları beleş kullanıyorlar.

Hülasa, Türkiye’de vergi alanında cereyan eden işler, bütçeler ve bu bütçeyi harcama biçimleri çıplak kapitalisttir, ‘sermayesever’dir. Dahası var, zalimcedir; Kurumlar Vergisi oranını yüzde 15’e çekmek, şirketlerden alınan vergiyi, gelir vergisinde dar gelirliden alınan vergi oranlarına çekmek demek aynı zamanda. Gelir Vergisinde en düşük dilimin vergi oranı da yüzde 15! Sözcü, işin bu tarafına dikkat çekmek için haberi “Holdinglere yoksul vergisi” başlığıyla vermiş.