Bir önceki yazımın başlığı da ‘130 milyar doların hesabı ne olacak’tı. Döviz kurunu şu veya bu seviyede tutalım derken Merkez Bankası net rezervlerinin eksiye düşürülmesinden bahsediyorum.

Bu, basit bir görev kusuru olarak ele alınabilir mi?

Arkasında bıraktığı kırılganlık, yükselen kur, bozulan bilançolar… Bir hasar tespiti zor. Ama böyle. En görünür faturası yüksek enflasyon. Her gün, hepimiz ödüyoruz.

ARTI TV Ekonomi Politik programında bu konuyu Merkez Bankası Eski Başkanı Durmuş Yılmaz’a sordum. Halen İyi Parti milletvekili olan Yılmaz, Merkez Bankası’nın, bana kalırsa, kanununun öngördüğü görev tanımına bağlı kalan, iktidar taleplerine direnen son başkanıydı. Sonraki başkan Erdem Başçı ‘geçiş dönemi’ni temsil ediyor sanki. Sonra TCMB, tamamen hükümetin kontrolüne girdi.

Döviz kurunu, milyarlarca dolar rezerv satarak şu veya bu seviyede tutmanın akla getirdiği birçok şey var. Bu konuyu en iyi bilen isimlerden biri haliyle 30 yıllık merkez bankacı Yılmaz olsa gerek. Cevapları kuvvetli, açık ve çarpıcıydı. İşte anlattıkları:

  • Durmuş Bey, yeni MB Başkanı Naci Ağbal’a, para politikası ile ilgili basın toplantısında, MB rezervlerini erittiği için eleştirilen yönetici heyetin hala görevde olması hatırlatıldı. Sizin fikriniz nedir? Burada bir sorumluluk işlemi gerekli midir?

Merkez Bankası makro ekonomik hedefler çerçevesinde uygun gördüğü ortamda uygun gördüğü fiyatlarla döviz alır, satar. Müdahale para politikası araçlarındandır. Ama ticari kuruluş gibi davranmaz. İşin gereği olarak bazen yüksekten alıp ucuzdan da satabilir. Bundan dolayı da yerindelik denetimine tabi tutulmaz. Ama bunu yaparken şeffaf olmalı. Açık olmalı. Ne yaptığını toplumla paylaşmalı. Bezen 5 – 10 milyon dolar satarak hedefe ulaşabilirsiniz bazen de milyar dolarlarla ulaşamazsınız. Ama kural niçin yaptığınızı, ne kadar aldığınızı, sattığınızı kamuoyu ile paylaşmanızdır. Dövizin satıldığının farkına varıyoruz. Bilançoda azalıyor ama çıkıp da ‘ben döviz sattım’ demedi. Dolayısıyla burada üzerinde durulması gereken nasıl satıldı, mekanizması nasıldı konusudur. Kendisi satmadıysa hangi yöntemlerle sattı?  Hazine işin içine girdi mi? Biliyoruz ki arka kapı politikalarıyla kamu bankaları bu işin içerisinde, Varlık Fonu içerisinde mi? İçerisindeyse MB dövizi nasıl Hazine’ye gitti? Oradan nasıl kamu bankalarına gitti ve nasıl sattılar? Günün sonunda sattığınızı yurtdışı muhabir hesaplara intikal ettirmeniz lazım. Bu işlem sonunda ödeme emirleri nasıl verildi ve TCMB hesaplarından nasıl çıktı, kim bunu kontrol etti?

Mekanizmanın açık ve net olması lazım.

Yeni başkanın, beraber çalıştığı ve bu işe sebep olanların bunu kamuoyu ile paylaşması lazım. Bu heyet bu işi açıklamalı. Bu bir skandaldır. Bu skandalın niçin yapıldığı ve nasıl yapıldığını toplumun bilme hakkı var. Yeni yönetim kaybolan kredibiliteyi inşa sürecine girdi. Güven artırmaya çalışıyor. Bu fırsatı iyi kullanmalı. Bu açıklamaları nereye kadar giderse gitsin yaparlar ve niçin yapıldığını inandırıcı şekilde açıklayabilirlerse kredibilite kazanırlar. Ama böyle yapmazlar ise birilerini korumaya çalışırlarsa ve şu anda bu işe sebep olanları korumaya çalışırlarsa bu yapılanlar, faiz artırımı vs. ekonomi ve toplumun üzerinde yük olarak kalır ve kredibilite de artmaz.

Bu skandala sebep olan insanların ya görevden alınmak suretiyle veya varsa bir cezai durum, olabilir, bunun açık ve net olarak topluma söylenmesi ve bu insanların da görevden alınması gerekir diye düşünüyorum.

  • Bazı iktisatçılar bunun “mahkemelik” bir durum olduğu görüşünde. Burada sadece bir görev beceriksizliği değil de hukuki sorumluluk olduğunu da düşünür müsünüz?

Hukuki sorumluluk olduğunu düşürüm. Şeffaflık yok. Toplum bunu tartışmaya devam edecek. Bunun kitabı da yazılacak. Dolayısıyla sorumluların sorgulanması, hukukun dışına çıkmadan, hukuku sağa sola çekmeden bu işin sorumlularının bir şekilde sorgulanması gerekiyor. Elbette ortaya çıkacak sonuca göre yargıya gidilebilir. Bu mutlaka yapılmalıdır.

Şu anda öyle bir durumdayız ki, ekonomi içi vahşi hayvanlarınla dolu bir kafes. Üzerimizde bütün zırhları ve silahları bırakarak giriyoruz. Ekonominin kırılgan olduğu böyle bir ortamda ülkenin son tahlilde savunma mekanizması olan yeterli rezervi eriten bir ekibin mutlaka bir şekilde sorgulanması gerekir. Bu yapılmadığı sürece TCMB kredi biriktiremez, sözü de toplumda çok fazla itibar görmez.

O nedenle yeni yönetimin elinde bir fırsat var. Değerlendirip yerle yeksan edilen kredibiliteyi inşa edebilir. Ama şu şartla; namuslu ve dürüst şekilde. Kime, nereye hangi siyasetçiye, varsa, dokunuyorsa, oraya kadar gidecek bir iş yapılması lazım. Bu yönetim bunu yapabilir mi? Reform konuşuyoruz ama çok ümitvar değilim.

2018’den sonra gördük ki 6.75 – 6.85 seviyeleri uzun müddet savunuldu. Nerdeyse zımni olarak sabit kur sistemine döndüler. Bunu da başaramadılar. Başaramayınca da 132 milyar dolar 22 ayda eridi gitti. Bunun nereye gittiğini biliyoruz aslında. Türk varlıklarına yatırım yapmış yabancılar paralarını alıp gittiler. Son derece mutlu oldular. Çünkü faizler yükselince bildiğiniz gibi getiri eğrisi ters çalışır, oralardan büyük kar ettiler sonra kura müdahale ettiler kur sabitlendi. Yüksekten para kazandılar, düşük kurdan da aldılar gittiler. Geriye kalan bir kısmı içeride borç ödemelerine gitti. Reel sektörün toplam dış borcu bir miktar azaldı.

Kim aldı, kaçtan aldı? Bunlar önemli sorular. Bundan daha önemlisi de bu hangi mekanizma ile satıldı? Kim sattı ve bunun günün sonunda settlementi (ödeşmesi) nasıl yapıldı?

Güven yerlerde süründüğü için vatandaş ekonomi yönetimine güvenmediği için döviz almaya devam ediyor. 230 küsur milyar dolar döviz mevduatı var. Bizim bankalarımızın muhabir hesaplarında bu kadar döviz var mı? Yok! Biz bir bakıma bu yöntemle içerde kontrolümüz altında, hükümranlık hakkımızın dışında olan bir başka ülkenin parasını, neredeyse basıyor ve dolar üzerinden emisyon yaratıyoruz. Bu son derece riskli ve tehlikeli bir durum. Bunun üzerinde dikkatlice durulmalı.

  • Peki bazı kur seviyelerinin savunulması konusu var. Bazı şirketler bundan yararlandırılmış olabilir mi?

Vatandaş bu soruyu sormakta haklı ama veri yok, bilgi yok. İşte bu vatandaştan kredibilite kazanmak için bu soruları cevaplamak ve ortadan kaldırmak lazım. Onun için yönetim bu işin üzerine eğilmeli. Bunu tarafsız ve net bir şekilde açıklığa kavuşturmalı. Sonucu kamuoyu ile paylaşmalı.

2001’de böyle şeyler oldu. Bir gecede döviz rezervleri azaldı. O dönemde de soruldu bu. Bireyler MB ile işlem yapamaz. Firmaların da işlem yapmaları mümkün değil. Arada bankalar var. Dolayısıyla biz döviz taleplerimizi bankalara iletiyoruz, onlar alıyor. A veya B bankası çok fazla döviz almış olabilir. O bankanın sahipleri o dövizi aldı, kayrıldı demek doğru değil, mümkün de değil. O bankalara gelen talepte kimler var? Oralara kadar gidilmesine gerek var mı bilmiyorum. Ama şu bir gerçek ki vatandaş bu soruyu soruyor. Mesela inşaat firmaları, diğerleri bu borç azalması doğru… Ülkenin dış borcu azaldı. Bu iyi bir şey ama bu kayrılarak mı satıldı? Bu, piyasada oluşan fiyat yapay olarak aşağı çekilerek mi yapıldı? Buraların açıklığa kavuşturulması gerekir.