Devletin 30 Ekim 2014'te MG kararıyla girilen şiddet sürecinde, 20 Temmuz 2015 Suruç katliamı ile  29 eylül 2015 arasında, 71 gün içinde, Hendek bahaneli öldürülenlerin sadece 20'si çocuktu.

Havadan sınır ötesi, içi, karadan tanklar, ölüm kustu.

Ölen çocuklardan 12 yaşındaki Helin Şen'i Sur'da, tanıklara göre, sıcak çatışmanın olmadığı bir ortamda, fırından ekmek almak için sokaktayken "kel ve uzun sakallı" biri nişan alarak öldürdü.

10 yaşındaki Selam Ağar keskin nişancılar tarafından öldürüldü.

Yine 10 yaşındaki Cemile Çağırga'yı öldüren de Cizre'de evlerinin avlusuna düşen kalleş bir havan topuydu.

Annesi inanamadı Cemile'sinin öldüğüne; belki diye, kuzusuyla yattı o gece; sonra teslim oldu ölümün soğuk gerçeğine; yıkadı, kefenledi, derin dondurucuya koydu, çünkü kızcağızını gömmek için günlerce izin çıkmadı.

Başbakan Davutoğlu kamuoyuna açıklama yaptı: "Cizre'de sivil kayıp yok."

Duyanların kanı dondu. 

Tek tek sayılmaz, her ölüm ayrı, acı bir ağıt, düştüğü yeri cayır cayır yakardı, Kürdistan'daki kentler, Sur, Cizre, Silvan, Nusaybin, diğerleri, devlet ortağı Bahçeli'nin dediği gibi taş üstünde taş, omuz üstünde baş kalmasın anlayışıyla keskin nişancılar, havadan ve tanklardan atılanlar ve açlıkla, günlerce, haftalarca  ablukaya alındı. 

Çünkü, TC, egemen sınıf, Kürdlere hak ve özgürlükleri iade edilmesin, Ortadoğu'da yayılmacı olsun, ama halkı ve kimi yarı cahillerin gözünü devlet olma hakkı ve aidiyet ajitasyonlarıyla boyasın, hendek ve öz yönetim gibi uyduruk bahanelerle oyalasın istedi. 

Türkiye'de çoğu kimse kimi açıklamalara rağmen zulme karşı doğal bir refleksten öte değerlendirmedi, hendeği savunmadı.

Devlet mini bir yaklaşımla çözebileceği bu ölüm ve yıkımları savunmayı pişkin pişkin sürdürdü, hendekten çıkmadı.

Sermaye kendi içinde birlik, kendinden bir şey harcamıyor nasılsa, olan halklara oluyor diye yanlışını umursamadı. 

Devlet, meydan meydan, ekran ekran, sütun sütun, HDP ve Demirtaş aleyhine nutuk atsa da yaşananlar henüz unutulmadı.

Demirtaş'ın avukatları Cumhurbaşkanının Demirtaş'a ettiği sözler için siyaset kokulu da olsa, bir açıklamayla hukuk dersi verdi:

"Yargı makamlarının, iddia olarak dahi hukuki kıymet biçmeyerek soruşturma ve kovuşturma konusu yapmadığı bu çirkin ithamlar tamamen gerçek dışıdır. Yani müvekkilimiz, herhangi bir kişi ya da kişilerin ölümüne azmettirme suçlamasından dolayı yargılanmamaktadır, hakkında böyle bir suçlama yoktur."

Demirtaş haksız yere hücrede yatmasına rağmen avukatlarından daha sakin:

"Birincisi; ne ben, ne HDP hendekleri, barikatları kazmadık, desteklemedik. 

İlk ortaya çıktığı andan itibaren sürekli diyalog ve ikna yöntemlerini kullanarak sonlanması için yoğun çaba sarf ettik. 

Hakkâri merkez ve Silvan ilçelerinde de, ilk hendekler açıldığında Lice ve Cizre ilçelerinde de bu yöntemlerle başarılı olduk ve hendekler kapatıldı.

Benim hendekleri destekleyen tek bir açıklamamı bulamazsınız; yoktur." 

Ama Demirtaş bununla yetinmedi, kendi payına düşen eksikliği de samimiyetle dile getirdi:

"Maalesef ki biz de, o dönemde derdimizi iyi anlatamadık. Ayrıca, hendeklerin kapatılması girişimlerimizde daha ısrarcı ve cesur olabilmeliydik. Bu noktada kamuoyu desteğini oluşturmada biraz eksik kaldık. 

AKP'nin hendekleri bahane ederek 1 Kasım seçimlerine ağır bir savaş ve korku ortamına Türkiye'yi sürüklemesini önleyemedik. Bunlar bizim eksiklerimiz oldu." dedi.

Devlet hala ittifaklar halinde, üzüm yemek değil, bağcıyı dövme derdinde.

İşte devlet işte hendek!