Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin HDP eski Eş Başkanı Selahattin Demirtaş kararı, yönetici elitlerin talimatıyla Türkiye hukukunu “bağlamadı”, bildiğiniz gibi. İngilizce olduğu için anlamadılar, Arapça olsa hemen anlayacaklardı.  

Koskoca Türkiye’nin koskoca Adalet Bakanlığı’nda beş-on sayfayı çevirebilecek tercüman da yokmuş. Kolay değil… Daha tercüman bulacaklar, o tercüman uzun uzuuun kararın çevirisini yapacak falan. Haliyle bir yıl da o sürer. Bir yıl içinde de kim öle kim kala!

İç kamuoyuyla da dış kamuoyuyla da dalga geçiyorlar.  Daha ötesi, yüzyıla uzanmış, eksiğiyle de olsa var olan hukuk düzeni ile, adalet kurumlarıyla, demokrasinin temel ilkeleriyle, Anayasa’da yazılı olan  “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir” maddesiyle eğleniyorlar, Dünyanın gözü önünde üstünde tepiniyorlar.

Başta Anayasa’nın 2. Maddesinde yer alan “Atatürk milliyetçiliği”ne sıkı sıkıya bağlı kesimlerin sınırsız desteği ile.

“Milliyetçilik” söz konusu olunca, maddedeki diğer tüm nitelikleri kolayca gözden çıkaranlar sayesinde.

Birkaç yıldır dendiği gibi “yıktıkları, içini boşalttıkları devlet kurumlarının yerine yenisini inşa edemediler” tezi, muhalefetin yanılgılarından, boş umutlarından biri olarak karşımızda boy gösteriyor. Yenisini inşa etmek gibi bir dertleri varmış gibi. Sayılan kurumların hiçbirine ihtiyacı yok bu rejimin. Yıldırımın ne zaman çarpacağı belli olmayan, paratoner bir ‘Reis’ ve etrafındaki karanlık odakların  çıkarları ve yönlendirmesiyle yürüyor gemi.

AİHM’in Demirtaş kararının uygulanmamasına hukuku temsil eden barolardan yalnızca 23’ü tepki gösterdi. 56 baro ise ortak açıklamaya imza atmadı. Oysa  daha dün çoklu baro yasasına karşı yürüdükleri için  Ankara sınırında coplanıyorlardı.

Muhalif yelpazenin sağından soluna, tümünün destek verdiği bu 56 baro mensubunun başka bir olası hak mücadelesinde ne yapsın şimdi aynı kamuoyu?

Ezeli ve ebedi sorunumuz bu olmak zorunda mı?

“Muhalif milliyetçilerin” kendine hak gördüğünü kendi dışındakilere tanımama  ilkelliğini, siyasi körlüğünü, ırkçı damarı aşamaması değil mi?

Ülke siyasetinin sıkışmasının temel nedeni olan, toplumu umutsuzluğa ve hareketsizliğe iten bu kilit hiç açılmayacak mı? Kilidin kırılması için kaç cop, kaç kurban, kaç cezaevi gerekecek?

Kuşkunuz olmasın; sivil toplumun gücünü ve sesini imha etmeye yönelik yasa uygulanmaya başladığında da “ ama onlar Kürt, ama onlar feminist, ama onlar komünist” tekerlemesini içten içe sürdürecekler.

Öylesine derin bir yalnızlık ve kırılma yaşanıyor ki; peşine düşülmesi, hesap sorulması, görünür kılınması gerekli en ağır dramlar bile sosyal medya mesajları arasında yitip gidiyor.

Oysa her birini yan yana getirdiğinizde ülkenin içinde bulunduğu felaket apaçık ortaya seriliyor.

*Lenfoma tedavisi görmüş bir hemşire, pandemi nedeniyle çalışmaya zorlandığı için, hastanede ölü bulunuyor. Hâlâ meslek hastalığı saymayan iktidarın sağlık personeli ve hekim almak yerine imam alması nedeniyle sağlıkçılar kurban ediliyor. 

*Aleyna Çakır’ın ölümünden sorumlu tutulan küçük çete elemanı elini kolunu sallayarak gezerken boş durmuyor, tanıklık yapanları tehdit etmeye devam ediyor.

*Kızlarına ve 3,5 yaşındaki torununa cinsel istismarda bulunan, tehdit eden adam tahliye ediliyor.

*Küçük Leyla’yı öldürmekten müebbet hapisle yargılanan amca serbest bırakılıyor.

*Sadece anadili olan Kürtçe şarkı söylediği için bir asker ceza alıyor.

* 100 kilo eroinle yakalanan Brüksel Büyükelçiliği eski Basın Danışmanı, Avrupa Müslümanlar Girişimi Sözcüsü hakkında yayın yasağı getiriliyor.

*Çıplak arama gibi bir işkenceli gündeme getirdiği için bir milletvekili “terörist” olmakla suçlanıyor.

* Deresine, doğasına “bizim igi gaşuklug suyumuza mı kaldular. Vermeyuz” diyen köylülere Cumhurun başı tarafından “vandallar, marjinaller” deniyor.

*Metroda açlıktan bayılan bir gence müdahale eden görevli, “son günlerde çok sık karşılaşıyoruz bu durumla” diyerek tanıklığını aktarıyor.

Her biri meslektaşları, yakınları, dostları ve sınırlı bir çevreyle yapayalnız.  Vatandaşına hizmetle yükümlü devletin yerini; kendi çıkarları için çalışan bir yönetim aldığı için. Ve bu yönetime, halkların ve hakların hiçleştirilmesi pahasına destek veren muhalif milliyetçiler çoğunlukta olduğu için.

Milliyetçi muhaliflerin etkileneceğini sanmamdan değil bunları böyle sıralamam.  İçinde bulunduğumuz cehennem ateşinin henüz ulaşmadığı kesimlere naçizane bir uyarı, bir tarihe kayıt.

Hepsi o kadar…