Kobane Davası’na 18 Mayıs’ta devam edilecek. Buna hukuki anlamda ‘dava’ denebilir mi ayrı tartışma konusu. Ama güç sahiplerinin 20 yıldır her sıkıştıklarında sarıldıkları başka bir ‘dava’nın hakimiyeti için aracı kılındığı kesin.

HDP’nin tüm yöneticilerini, belediye başkanlarını, neredeyse milletvekillerinin yarıdan çoğunu sanık sandalyesine oturtan iktidarın startını verdiği davanın yakın tarihimizde çok önemli bir yer tutacağı kesin.

Hele ki son celsede sahnelenen ‘gösteri’, duruşma salonuna nihai hedef için geçilmesi gereken ara istasyon muamelesi yapıldığının ilanı oldu.

Öncelikle davanın hukuk alanından çıkartılarak  siyaseti dizaynın aracı kılan  iddialar ve yanıtlarını özetleyelim ki,  kafası karışmış olanlara bir rehber olsun.

Temel iddia; 2014 yılında 6-8 Ekim olaylarında ölen 37 kişinin sorumlusunun Demirtaş ve HDP yöneticileri olduğu. 

Ölenlerin tam sayısı bile belirlenemediği gibi, iktidar sözcülerinin açıklamalarına paralel oluşturulan iddianameye karşın somut olaylar bambaşka seyretti. Sosyal medya hesaplarından, TV kanallarından canlı kanlı izlediğimiz gelişmeler, kamuoyu tanıklığında gerçekleşmesine rağmen kayda girmiş görüntü ve açıklamaları yok saymaları, aradan geçen yılların toplum hafızasını zayıflatmasına duydukları güvenden olsa gerek.

Süreç, IŞİD’in Ortadoğu’ya kabus gibi çökmesinin ardından Kobane’yi kuşatmasıyla başladı. Bölgede yaşattığı dehşet ve barbarlık eşit silah ve insan gücüne sahip olmayan Kobane’ye yönelince, uluslararası kamuoyu dahil herkes ayağa kalkmıştı doğal olarak.

6 Ekim’de yapılan kitlesel protestolarda hiçbir şiddet olayı yaşanmadı. Hatırlayacaksınız, sınırdan IŞİD’e destek gittiği iddiaları üzerine Kürtler sınırlara akarak bu yardımları engellemeye çalıştı. Aynı sıralarda medyaya  sınırda askerler ve IŞİD’liler arasındaki samimi görüntüler yağıyordu.

Türkiye’den ve dünyadan destek mesajları yağarken, HDP resmi sitesinden yayınladığı mesajla herkesi Kobane’ye destek vermeye ve IŞİD’i protesto etmeye çağırdı. Yani Selahattin Demirtaş’tan yapılmış bir açıklama yok ortada.

O sırada Demirtaş, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu ve diğer ilgili bakanlarla sürekli temas halindeydi. Olayları önlemeye, şiddeti engellemeye çalışıyordu. Kaldı ki bu süreçte ölenlerin 27’si HDP’liydi.

Bu arada HDP’lilerin Davutoğlu’nun tanık olarak dinlenmesi isteği reddedildi. Ama Davutoğlu, mahkeme kararı olmadan da konuşabilir değil mi? Mafya babaları bile konuşmaya başlamışken.

İktidar, dilinden düşürmediği Yasin Börü’nün kimler tarafından ve nasıl öldürüldüğünü aydınlatmak için hiçbir çaba göstermediği gibi, HDP’nin Kobane olaylarının araştırılması için  verdiği önergeler de AKP-MHP tarafından reddedildi.

Olayları aydınlatmak değil tersine karartarak HDP’yi siyaset sahnesinden atmaya çalışanların iddiaları karşısında gerçekleri avukatlarının açıklamalarından ve HDP’nin sitesinde yayınlanan kitapçıklardan okuyabilirsiniz.

Aslına bakarsanız, 26 Nisan’da yapılan ilk duruşmada yaşananlar o kitapçıkları okumayı bile gereksiz kılıyor.

Stajımı Sıkıyönetim mahkemelerinde yapmış gazeteci olarak, bu kadarını asker denetimindeki duruşmalarda bile görmedim.

“Adil yargılama”dan bile söz etmiyorum. Mahkeme başkanının, savunma makamını polis ve jandarmaya devrettiği, yargılananlarla avukatlar arasına iki sıra polis ve jandarmadan duvar örerek savunma hakkının gasp edildiği bir duruşmaya, bildiğimiz hiçbir hukuk şeklen de olsa “yargılama” diyemez.

Mahkemeden önce iktidarın hükmünü açıkladığı bir davaya da  bildiğimiz anlamda “yargılama” denemez.

Buna ancak, Amerikan kovboy filmlerinde gördüğümüz; bir şerifin suçlu ilan edip astığı türden ‘Teksas’ hukuku denebilir.  

Zaten mafya babalarının bakanlarla hesaplaştığı, uyuşturucudan zenginlerin malına ‘çökme’ iddialarına, Suriye’ye giden silahlardan adam öldürmeye bunca iddianın ortaya döküldüğü ülkenin Teksas’tan pek bir farkı kalmamış demektir.

Sedat Peker’in açıklamalarına karşı tek bir savcının harekete geçmemesi, Adalet Bakanı’nın ağzını açmaması bir yana polisin ve yargının bu işlerin odağında olduğu iddiası; Selahattin Demirtaş ve HDP’lilerin hangi hukukla, niye yargılandığını  çok daha anlaşılır kılıyor.

Bu çürümüş sistemi sürdürebilmek için muhalefeti HDP üzerinden bölmek hedeflerden biriyse; diğeri de engel gördüğü en güçlü siyasi oluşumu itibarını zedeleyerek, siyasetin dışına itmek. Bir taşla pek çok kuş vurmaya meraklı iktidar, HDP üzerinden toplumsal ve siyasal muhalefetin tümüne gözdağı veriyor.

Peki  işe yarıyor mu?

Bunca kokuşmuşluğun ortasında HDP’nin sanık sandalyesine oturtulduğu her dava, faillerin sabıka kaydına yenisini eklemekten başka işe yaramıyor.

Diyeceğim o ki,  Sedat Peker videolarını izleyen milyonlar Kobane davasına da aynı ilgiyi  gösterseler gerçeğin öteki yüzünü de görebilir,  çok daha yaşanabilir bir ülke için katkıda bulunabilirler.