Aslında bütün hikaye “sarı öküzü vermekle” başladı. Hakim atamalarından HDP’ye kayyum atamaya, KHK ile sivil ölüme mahkum edilenlerden Boğaziçi Üniversitesi’ne… Tek tek saymaya gerek yok. Boğaziçi Üniversitesi’ne vurulan kelepçe,  akla gelen bütün alanlarda; adalete, eşitsizliğe, ifade ve örgütlenme özgürlüğüne, gösteri ve yürüyüş hakkına takılan o ilk kelepçeyle başladı.

Üniversitelerin başına atanmış seçimsiz, kifayetsiz, iktidar yandaşı ilk rektör olmayacak, Boğaziçi Üniversitesi’nin yeni Rektörü Melih Bulu.

Atanmış rektörlerin ve atılmış akademisyenlerin yerine paraşütle gelmiş ve biat etmiş akademisyenlerin üniversiteleri getirdiği yeri, dünya sıralamasında görebilirsiniz.

Türkiye son 10 yılda, akademik özgürlük sıralamasında öyle bir baş aşağı gitmiş ki, Bengladeş, Pakistan, Yemen, Malezya’dan bile geriye düşmüş. Türkiye’den sonra en kötü ülkeler ise Suriye, Azerbaycan, Türkmenistan, Bahreyn, Kuzey Kore.

Melih Bulu gibi rektörlerle gelecek yıllarda herhalde Kuzey Kore’yi bile geçeriz, hamdolsun!

AFİ’nin (Akademik Özgürlük Endeksi) 5 ayrı kategoride yaptığı değerlendirme sonucunda, 144. ülke arasında 135. sıraya yerleşen Türkiye için “Akademik özgürlük ve kurumsal bağımsızlık arasında sıkı bir ilişki olduğu, Türkiye’de üniversitelerin ve eğitim kurumların bağımsız olmadığı” tespiti yapılıyor.

Akademik özgürlüğün en yüksek olduğu 5 ülke arasında ikinci sırada Almanya’nın yer aldığını özellikle belirtelim ki, BioNTech aşısını bulan Prof. Dr. Özlem Türeci ile Prof.Dr. Uğur Şahin, iyi ki Türkiye’de kalmamışlar da insanlığı pandemiden kurtaracak çalışmaları yapabilmişler, diye şükredelim.

Akademik özgürlük ve kurumsal özerklik arasındaki ilişkinin, eğitimin niteliği ve bilimsel saygınlığına doğrudan etkisini gösteren bir başka çalışma da U.S. News ve World Report’un 2021 raporunda ortaya konuluyor. 86 ülkeden 1500 üniversitenin, araştırmada saygınlık, bilimsel yayın, konferans, atıf sayısı ve uluslararası işbirlikleri gibi 13 kritere göre değerlendirildiği sıralamaya Türkiye’den tek bir üniversite girebilmiş. O da Boğaziçi Üniversitesi.

İlk 200 arasına girmiş bir üniversiteye, Melih Bulu gibi sosyal medyada trol hesap açacak seviyede, tezlerinin intihal olduğu söylenen, akademik yeterliliği ve İngilizcesi “ekşi sözlük”te sayfalarca anlatılmış, tescilli bir AKP’linin atanmasının tek bir nedeni var, onu da daha iki yıl önce bağıra bağıra söyleyen AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan dinleyin:

"Boğaziçi Üniversitesi bu ülke ve bu milletin değerlerine yaslanamadığı için küresel bir marka haline gelme çabalarında da hedeflerine tam manasıyla ulaşamamıştır. Dünyanın en iyi üniversitelerinde eğitim görmekle yerli ve milli duruş sahibi olmak birbirinin zıddı değildir. Buradaki hocalarımız, nereye kadar pergellerini açıyorlar? Belli bir fikrin savunucusu olanlara kapıyı aç. Belli bir fikrin savunucusu değilse kapıyı kapat. Bu mu özgürlük? Çünkü eğitim öğretim kurumlarının bu noktada kefeni yırtması lazım. Ehliyet, liyakat kimse onun girmesi lazım.”

Ama takdir edilesi. Aradan yıllar geçse de iki ileri-bir geri hedefi önünde sonunda mutlaka gerçekleştiriyor Erdoğan. O nedenle, hedef aldığı her kişi ve kurum hazırlığını buna göre yapmalı, diyeyim nacizane. Ama sanırım muhalefet Erdoğan’ı hâlâ yeterince ciddiye almıyor.

 Yani Erdoğan’ın bahsettiği “ehliyet-liyakat” kıstası, Melih Bulu’ya yeter de artar bile.

Kaldı ki, Melih Bulu’nun tez jüriliğini karısını dövmesiyle gündem olmuş Prof. Deniz Gökçe, Bimeks işçilerini soymasıyla ünlü Prof. Vedat Akgiray yapınca, “yerli-milli” olmak dışında başka bir vasfa da ihtiyaç kalmıyor, bu düzende.

Erdoğan’ın şu “yerli-milli akademi” idealinin örneklerini vermeden de geçmeyelim ki, meselenin anlaşılmadık yanı kalmasın.

Adıyaman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Talha Gönüllü, “Kadınla tokalaşmak ateş tutmaktan daha korkunç” , eski Sebahattin Zaim Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Arı “ Okuma oranı arttıkça bana hafakanlar basıyor. Okumamış halkın ferasetine daha çok güveniyorum.”, Yrd. Doç. Dr. Yavuz Örnek: “Nuh cep telefonu ile oğlunu aradı.”

Bilim yuvalarının yerli-milli çizgideki bu dönüşümünü Boğaziçi Üniversitesi’ne dışarıdan atama yaparak sürdürmek istiyor iktidar. Bu arada “YÖK’ün niye sesi çıkmıyor” diyen aklı evvellere de hatırlatayım. Bülent Arı, o sözlerden sonra YÖK Denetleme Kurulu’na atanmıştı. Kendisi halen İstanbul Üniversitesi’nde okuma oranını düşürmek için var gücüyle çalışıyor.

Konu “Bulu”nun bulunuşuydu, sapmayayım. Öğrenciler Kadıköy’ü inletirken, Melih Bulu da maskesiz yüzüyle insan içine çıkıp sorulara yanıt vermiş. Bir öğrencinin “Seçimi mi atamayı mı savunuyorsunuz” sorusuna, “Rektörler atamayla göreve geliyor, kanunu değiştirmek istiyorsanız siyasete girin” yanıtıyla, Reis taklidi yapmış.

Tabii ki yakın zamana kadar rektörler seçimle gelirdi. Ama önce üniversitelerde, sonra belediyelerde “Reis” düzenine uymayan sandık sonuçları milli iradeye dahil edilmez olduğundan Bulu unutmuş olabilir.

Dilerim önümüzdeki seçimlerde sandık sonuçları toptan gayri milli sayılmaz.