Günde üç kadının öldürülmesine olması gereken duyarlılığı göstermeyen kamuoyu, hele ‘Şahsım’ın medyası, öldürülen erkek olunca ‘mal bulmuş Mağribi gibi’ üstüne atladı.

Görsel ve yazılı medyasının önemli kısmını, dini inanç üstünden dayatmaya, benimsetmeye çalıştıkları aile ve kadın modellerine, kerameti iktidardan menkul ‘hoca’ların fetvalarına ayıran “hakim” medya için şaşırtıcı geliyor.

Ama değil. İlgilerinin temeli;  kısmen hayret, daha çok kadında açık bulma arayışı, en çok da şiddet pornografisiyle “satış”a sunulacak ‘malzeme’ heyecanından ibaret. Antalya’da kendini ve çocuklarını kurtarmak isterken evli olduğu Ramazan İpek’i öldüren Melek İpek’in gündemde bu kadar yer tutmasının nedeni de o.

Magazinleştirerek ‘alıcılara’ sunarken asıl yaptıkları; erkekliğin yüceltilmesini, dayattıkları itaatkar kadın modelini, kadının dövülebileceği vaazlarını, kadını eşliğe ve anneliğe hapsetmeye çalışan hükümet politikalarını örtmek.      

Oysa, egemen ideolojinin kadına sunduğu çıplak gerçek, tam da Melek İpek’in yaşadıklarında somutlaşıyor.

12 yıllık evliliği boyunca ağır şiddet uygulayan, eve başka kadınları getirip İpek’in buna itaat etmesini isteyen, “polise gidersen çıkar çıkmaz seni de çocukları da öldürürüm” diyen Ramazan İpek’in cesaret bulduğu yer, ne kadar açık değil mi?

“Kutsal ailesi” içinde, Diyanet İşleri Başkanı’nın dediği gibi sadece annelik ve eşlik görevlerini yüklenmiş bir kadının, dehşet verici işkence koşullarına yıllarca katlanmasının tek nedeni, çocuklarına ve kendisine güvenli bir yaşam sunması gereken bir devletin olmayışı.

Tersine; devletin kurumları -polisinden yargısına- saldırganlara adeta “devam” der gibi, kadın ve çocuk katillerini, tecavüzcüleri, çocuk istismarcılarını peş peşe tahliye ediyor. Böyle bir iklimde şiddet gören kadınların umutsuzluğa düşerek sessiz kalmasından, saldırganların da cüretlerini artırmasından doğal ne olabilir?  

İşte Aleyna Çakır’ın ölümünde baş şüpheli Ümit Can Uygun’un görünmez bir dokunulmazlık zırhı altında başta tanıklar olmak üzere önüne geleni tehdit ederek canlı yayın yapmaya devam etmesi mesela.

Ümit Can Uygun’a bu cüreti veren nasıl bir organizasyonsa; Adli Tıp raporu, eksik ve soru işaretleriyle dolu olarak gönderildi mahkemeye.

Raporda yapılan tek tespit Aleyna’nın asılarak öldüğü. Ama başkası eliyle asılıp asılmadığına ilişkin görüş yok. Vücudunda  lezyonlar var. Otopside rastlanan sperm ve tırnak arasından  çıkan Y-STR’nin ise aynı erkeğe ait olduğu tespit ediliyor ama baş şüpheli Ümit Can Uygun’a ait olup olmadığı araştırılmaya gerek duyulmuyor.

Bunlar ortada dururken Ümit Can Uygun, Aleyna Çakır’ın ölümündeki şüpheli olarak değil,  canlı yayında, göstere göstere uyuşturucu içtiği için gözaltına alındı.

Müdahil avukat Umur Yıldırım’ın anlattıkları “iyi ki Melek İpek, kendi canını ve çocuklarını kurtarmış” dedirtiyor elbette!

İkisi arasında ne benzerlik var diyenler çıkar belki.

Biliyor musunuz, şiddet gören kadınları dinleseniz, hepsine aynı erkeğin şiddet uyguladığını zannedebilirsiniz. Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın başvurularını görseniz hiç şaşırmazdınız.

Şiddet gören kadınların büyük çoğunluğu, istismar ya da ölüm tehdidi çocuklarına yöneldiği noktada ancak, o kapana kıstırılmışlık duygusunu aşabiliyor. Çünkü şiddet, kişiyi  yaşadığı fiziksel ve duygusal travma nedeniyle doğru düşünemez, doğru davranamaz hale getiriyor. Hele bir de güvenliğini sağlayacak mekanizmalar yoksa.

Hani “niye katlanıyorlar” falan gibi saldırganı değil mağduru sorgulayanlar var ya, onlar içindi bu satırlar.

Melek İpek’in uğradığı insanlık dışı işkenceye, yaşadığı şoka, ellerindeki kelepçeye rağmen silah tutacak gücü bulmasının nedeni de büyük olasılıkla kendi canından çok, küçük kızlarıydı.

Ramazan İpek’in Melek İpek’e yaşattığı cehennem öylesine inanılmaz ki, Avukatı Ahmet Onaran dillendirmek bile istemediği için TCK 102-103 demekle yetindi. Yani Ramazan İpek’in uyguladığı şiddet türlerinden biri, TCK 103 çocuklara yönelik istismar; TCK 102 ise cinsel saldırı suçlarını kapsıyor.

Ümit Can Uygun ile Ramazan İpek ve daha adlarını sayamayacağımız kadar çok erkek, birbirinin kopyası gibi.

Evet, bu  iki olay da çok benzer. Tek fark, Aleyna Çakır’ın ölümündeki baş şüpheli, delilleri karartma ve birini öldürme tehlikesine rağmen serbest; Ramazan İpek’i nefsi müdafaa koşullarında öldürmek zorunda kalan Melek İpek tutuklu.

Oysa tam tersi olmalıydı değil mi?

Melek İpek ve çocuklarına devlet tarafından derhal güvenli bir mekan sağlanması, fiziksel ve psikolojik tedavilerinin yapılması, bütün ihtiyaçlarının karşılanması gerekirdi.

Olmuyor çünkü iktidarın tercihi Melek’lerin tutuklanması, Ümit Can’ların egemenliğinin sürmesi!

O zaman söylenecek tek şey kalıyor: “Öz savunma haktır.”