Yeni sistemle ittifakların kaçınılmaz oluşu HDP ve Kürt halkının oylarını çok daha özel bir mücadele alanı haline getirdi.

HDP parti olarak seçime katıldığından beri Türkiye’nin demokratikleşmesinde ‘kilit’ sorun olan Kürt meselesine paralel olarak, siyasette de ‘kilit’ rol üstlendi.

HDP’yi kriminalize ederek, baskı ve şiddet yoluyla, yargı sopasıyla yalnızlaştıramayan iktidar bloku, kayyumlarla da istediği sonuca ulaşamayacağını görüyor. Şimdi HDP’yi üçüncü parti yapan “millet iradesi”ni toptan yok sayarak partiyi siyaset dışına atmak niyetindeler.

Her olasılığa karşı İkili bir hazırlık içindeler. Bir yandan Devlet Bahçeli eliyle yargıyı harekete geçirerek partiyi kapatmak ya da hazine yardımını kestirerek hareket alanını daraltmak; bir yandan da “Kobane” iddianamesiyle üyeler dahil bütün siyasilerini cezaevine atmak ve siyaset yasağı getirmek.

Tarihlerin, olayların, polis tanıklarının bile çeliştiği iddianameyi hazırlayan, kabul eden yargının vereceği karar şimdiden belli. HDP kapatılmayıp, diğer kısıtlamalar getirilse bile “bağımsız” yargı büyük ihtimalle ellerine, kara propaganda için elverişli bir karar uzatacak.

Karar ne olursa olsun HDP seçmeninden AKPMHP blokuna tek bir oy bile gitmeyeceğine göre kritik soru burada başlıyor. İktidardaki radikaller bu girişimlerden ne umuyor?

AİHM’in Demirtaş hakkında verdiği “acil tahliye” ve “Kobane” ve benzeri davalar için de AİHS’e atıfla “olabilecek yeni tutuklamaların da siyasi olacağı” kararına rağmen bu hamle niye yapıldı? 

Bir yandan AB’ye “yeni sayfa” çağrısı yaparken, bir yandan da AİHM ve AİHS’i çiğneyen adımlar atması; olsa olsa  Koray Düzgören’in “HDP’yi kapatıp, Demirtaş’ı zindana gömeceğiz ama biz Avrupa’lıyız!” başlıklı yazısında dediği gibi “Sonra nasılsa fırsatını bulur, bildiğimi okurum” kurnazlığından başka bir şey ifade etmiyor. Avrupa ‘yemez’ de, içerideki iş çevreleri ‘yer mi’ bilinmez.

O zaman ‘HDP’nin kapatılmasından umulan fayda ne’ sorusuna aranan yanıt Artı TV’nin Ankara Gündemi’ndeki programında HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın açıklamalarında bulunabilir. 

Mithat Sancar “Kobane” davasının, HDP’ye açılan kapatma davasından çok daha önemli olduğunun altını çizerek, 1933’de Almanya’da Hitler’in diktatörlüğünü tahkim etmesinde en önemli kilometre taşı olan “Reichstag yangını” davası ile benzerliklerini sıraladı. Sancar “Seri tutuklamalarla bütün muhalefeti ve devrimcileri tasfiye eden Hitler’in gerekçe yaptığı, Parlamento binasının Naziler tarafından yakıldığı sonradan ortaya çıkmıştı” dedi.

Selahattin Demirtaş’ın “yapamazlar dediğiniz her şeyi yapacaklar” sözüne kulak asmayan muhalefet, bu kez Mithat Sancar’ı dinler umarım.  Seçim öncesi temizliğin “milliyetçi-vatan hani” kutuplaşması tırmandırılarak tüm muhalefeti süpürmeye odaklandığını görmemenin mümkün olmadığı kanısındayım.  

Demokrasi ve hukuk adına bile HDP’nin açıkça yanında duramadıkları için HDP üzerinden gelen saldırıları bugüne kadar “madem terörle bağı var, yargı elinizde kapatın” diyerek savuşturdular.

İşte şimdi “onlar” da, sonucu ne olursa olsun “Kobane” ve kapatma davalarıyla muhalefeti doğrudan tutum almaya zorluyor. AKPMHP blokunun hamlesine muhalefetin vereceği yanıt ülkenin kaderini belirleyecek.

Pasif tutumu sürdürürlerse Mithat Sancar’ın öngörüsü gerçekleşecek, tersini yapabilecek cesareti gösterirlerse demokrasi için çok önemli bir mevzii kazanılmış olacak.

“Kobane” duruşmalarının, izleyicileri, trolleri, ‘mağdurları’ ile kitlesel güç gösterisine dönüştürülerek; hakikatin boğulmasına, savunmaların sessizleştirilmesine izin vermemekle başlayabilirler.     

Eğer dedikleri gibi gelecek seçimler diktatörlükle demokrasi arasında olacaksa, siyasal ve toplumsal muhalefetin buluşacağı yer öncelikle “Kobane” davası olmalı, herhalde.

Ama o tuhaf iddianame için bile etkili bir pozisyon almayan muhalefet bunu yapacak kararlığı, özgüveni gösterebilir mi? Ya da HDP’siz seçmenin kendilerine kalacağı yanılgısı içindeler mi?

 Her neyse… Bunca yıldır öğrendik ki; Erdoğan ülkeyi yönetemiyor olsa da muhalefeti şahane yönetiyor.