Tam beklenildiği gibi oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan dün yaptığı bir konuşmada Cumhur İttifakı üzerindeki tartışmalara şimdilik son verdi ve İttifak’a ‘biat’ ettiğini açıkladı.

Açıklamasında, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ın özgürlüklerine kavuşturulmasının söz konusu bile olamayacağını da vurguladı.

Böylece bu konuyu -muhtemelen kendi talebi üzerine- gündeme getiren Bülent Arınç’ın iktidar ortağı MHP’de yarattığı tepki ve kızgınlığı da yatıştırmaya çalıştı.

Birkaç gün öncesine dönersek…

Cumhurbaşkanı’nın, Adalet Bakanı’nın, Bülent Arınç’ın, Cemil Çicek’in reformlar, yargı ve yargıç bağımsızlığı, hukuk devletine ilişkin açıklamaları ilginç bulunsa da kuşkuyla karşılandı.

Arınç’ın Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması gerektiğine ilişkin sözleri heyecanlı bir tartışmayı da beraberinde getirdi.

İçinde yaşadığımız kaos, kamuoyu yoklamalarına da yansıyor ve artık bu iktidarın ekonomik ve siyasi olarak yolun sonuna geldiği apaçık ortada.

Şimdi iktidarın önünde iki yol var; ya daha önce de yaptığı gibi reformlar ve Avrupa ile yakınlaşma güzellemeleri ile zaman kazanma taktiği yürütecek ya da gerçekten de bu sefer bir takım şeyleri yapmak zorunda kalacak.

Varsayalım ki, çok uzak bir ihtimal ama Saray iktidarı bu reformları gerçekten yapmak istiyor.

İktidarın ortağı MHP lideri bunlara ne diyecek? Reformlara, hukuk devletine geçişe, Avrupa ile kopmak üzere olan bağların yeniden kurulmasına vb. nasıl razı olacak?

Rehine olarak zindanlarda tutulan bazı sembol isimlerin özgür bırakılmasına evet diyecek mi?

Biz bunları tartışırken, Bahçeli’nin Erdoğan’a dayatması ile hapisten çıkarılan suç örgütü lideri, ülkücü mafya şefi Alaattin Çakıcı’nın Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik ağır hakaret ve tehditleri gündeme bomba gibi düştü.

Arkasından da iktidar koalisyonunun, gerçek gücü elinde tutan ortağı MHP’nin lideri Bahçeli’nin, “Benim dava arkadaşımdır” diyerek ülkücü mafya lideri Çakıcı’yı savunmasına tanık olduk.

Böylece, bir anlamda ülkücü mafya da AKP-MHP koalisyonuna ortak edildi.

Bunlar olurken ve gerçekte Çakıcı’nın CHP liderini değil bütünüyle siyaset kurumunu, Meclis’i ve hatta iktidarı tehdit ettiği gerçeği ortaya çıkmışken iktidarın AKP kanadından, Saray’dan ve Erdoğan’dan hiçbir açıklama ya da eleştiri gelmediğini gördük.

Kamuoyunda oluşan tepkiler üzerine bir AKP yetkilisi, savcılığın Çakıcı hakkında soruşturma başlattığını açıkladı, o kadar.

Bu açıklamayı da savcılık makamı bile yapmadı. Nasıl bir soruşturma olacağı şimdiden belli değil mi?

Kolay mı iktidarın anahtarını elinde tutan bir partinin liderinin, “Dava arkadaşımdır, bir vatanseverdir” dediği bir mafya şefi hakkında daha fazla bir adım atmak?

REHİNE TUTULAN KAVALA VE DEMİRTAŞ ÜZERİNDEN ÇEKİŞME

İşin bir de başka boyutu var.

Bülent Arınç'ın Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş hakkındaki "tahliye olmalılar" açıklamasına Bahçeli değil ama danışmanının sert çıkışı da Cumhur İttifakı’na ilişkin tartışmaları daha da alevlendirdi.

Danışman twitter hesabından Arınç'a öfke kusarak, "Hendek-Çukur olaylarında 793 şehidin, Kobani olaylarında 53 kişinin katledilmesinin azmettiricisi Demirtaş’ın tahliyesini istemek şerefsizlik ve haysiyetsizliktir.” demişti.

Bahçeli’nin ve danışmanı ağzıyla yine Bahçeli’nin büyük olasılıkla reformlar ve benzeri yaklaşımlar gerekçesiyle tehdit kokan bu açıklamalarına herhalde, “Aman ne olur ne olmaz. Cumhur İttifakı bozulur, sonra biz ne yaparız” denilerek susuldu, adeta görmezden gelindi.

Erdoğan yukarıda sözünü ettiğimiz konuşmasını yapana kadar…

Konuşmada mesajın alındığı, Bahçeli’ye bir kere daha biat edildiği açıkça anlaşılıyor. Çünkü Erdoğan’ın artık başka çıkışı yok. Artık başka bir ittifak ihtimali de ufukta görülmüyor.

Bu şartlarda Erdoğan’ın hesap verir gibi yaptığı şu açıklamalar da dikkat çekici.

Erdoğan, Kavala ve Demirtaş'ın tutukluluğunu savunarak, "Terör örgütleri ile el ele, kol kola, omuz omuza Ankara'dan İstanbul'a yürüyenlerle biz birlikte olamayız. Kobani katliamına neden olanlar hiçbir zaman AK Parti'nin yanında yer alamaz. Biz Gezi olaylarının finansörlüğünü yapan, eylemleri organize edenlerin savunucusu olmadık, bundan sonra da olmayız. Vizyonumuzu kimse sorgulayamaz, aksini iddia edemez. Kavalalarla hiçbir zaman biz bir arada olamayız, Kobani’yi unutamayız."

Erdoğan yukarıda özetini alıntıladığımız konuşmasında, Cumhur İttifakı'nın gidişatından da gayet memnun olduğunu vurgulayarak, "Cumhur İttifakı'nı kurarken de samimiydik. Büyük ve güçlü Türkiye'nin inşası mücadelemizi, nice sınamaları başarıyla geçerek bugünlere gelen Cumhur İttifakı'nın çatısı altında bütün bu adımları yürütüyoruz" diyor.

Sonra da minnettarlığını ifade ediyor.

“Nice sınamalardan geçtik, bu sınamadan da geçeriz” demek istiyor herhalde.

Çok ilginç bir sürece girdiğimiz ortada.

İşte böyle… Saray’ın rehinesi olarak biri dört yıl, diğeri üç yıldır zindanda olan Demirtaş ve Kavala’nın özgürlükleri üzerinden koalisyon ortaklarının iktidarda kalma hesaplaşmasına, çekişmelerine tanık oluyoruz.

Bu açıklama aslında iktidarın reform açıklamalarının da doğmadan gömüldüğü anlamına geliyor.

İçerde durum bu, bu şartlarda reform falan yok. Mecburen Cumhur İttifakı’yla ve Bahçeli’nin kayyımlığında yola devam edilecek.

Ama umutsuzca da olsa Avrupa’yı kandırma çabaları sürüyor.

"Kendimizi başka yerlerde değil, Avrupa'da görüyor, geleceğimizi Avrupa ile birlikte kurmayı tasavvur ediyoruz" diyorlar.

Biz daha reform açıklamalarının yapıldığı gün, “Bunlar durumu kurtarmak amacıyla yapılmak istenen görünüşü kurtarma çabaları “ demiştik.

Ve eklemiştik, “Erdoğan bunları istese de yapamaz.”

Yapamayacağını şimdi kendisi açıklıyor.