Gare operasyonunda 13 rehinenin ölümünün sorumluluğundan kurtulabilmek amacıyla iktidar, HDP başta olmak üzere muhalefeti suçlama kampanyasına yöneldi.

İçişleri Bakanı Soylu da bu amaçla HDP milletvekillerinin Gare ve Kandil’de PKK ile görüştüğünü iddia edip onları hedef gösterdi ve yargıyı göreve davet etti. Tabii yargı da bu davete uyarak hemen harekete geçti!

Bakanın hedefindeki HDP milletvekilerinden biri, bir itirafçının beyanlarına dayanılarak Gare’ye gittiği iddia edilen Ağrı Milletvekili Dilan Dirayet Taşdemir...

Diğeri ise, barış süreci sırasında iktidarın talebiyle Kandil’i sıkça ziyaret eden HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan…

Soylu, geçtiğimiz günlerde bir TV programında Taşdemir’i Gare’ye gitmekle suçladı. Buldan’ın Kandil ziyaretlerinin birinde çekilen fotoğrafını, çok önemli bir sırrı ele geçirmiş gibi sallayarak, onun ‘teröristlerle işbirliği yaptığını’ ileri sürdü.

Tabii her iki milletvekili de bakanın herhangi bir kanıta ve gerçeklere dayanmayan suçlamalarına karşı anında cevap verdiler ve bu iddiaların düzmece olduğunu söylediler.

Önce Dilan Dirayet Taşdemir, Gare’ye kesinlikle gitmediğini, bakanın elinde belge, bilgi olmadan konuştuğunu, Soylu’nun Cemaat yöntemleri ile itibar suikastı yaptığını söyledi. Çözüm sürecinde Kandil’de çekilen fotoğrafların ise yeni gibi sunulduğunu açıkladı.

ERDOĞAN’IN ONAYI İLE YAPILAN KANDİL ZİYARETLERİ

Daha sonra da Pervin Buldan, Kandil’e barış süreci sırasında Erdoğan’ın bilgisi ve onayı ile gittiklerini anlatarak, Soylu’nun televizyonda gösterdiği fotoğraftan başka fotoğraflar da olduğunu açıkladı. Dünkü grup toplantısında bunlardan bazılarını medyaya dağıttı.

Bu arada, üst düzey devlet görevlilerinin de (Tabii iktidarın bilgisi dahilinde) İmralı’yı ziyaret ederek Öcalan’la çok sayıda görüşme yaptıklarını hatırlattı.

Buldan, bu ziyaretler nedeniyle suçlanamayacaklarını, çünkü o zaman bu faaliyetleri sürecin bir parçası olarak, devletin talebi ve Erdoğan’ın izni ile gerçekleştirdiklerini açıkladı.

Daha önce de barış sürecine katılarak Erdoğan’ın talebi, bilgisi ve onayı doğrultusunda İmralı ve Kandil’e giden HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, süreçle ilgili konuşmaları ve faaliyetleri nedeniyle iktidarın talebi doğrultusunda yargılanıp cezalandırıldılar.

2013 Newroz konuşmalarında, ‘terör örgütü propagandası yaptıkları’ gerekçesiyle Demirtaş’a, 4 yıl 8 ay, Önder’e ise 3 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Demirtaş bu davaya konu olan Zeytinburnu'nda yaptığı konuşmasının dosyaya çarpıtılarak konulduğunu ifadesinde anlatmıştı.

Önder ise, ceza aldığı davanın iddianamesinde yer alan sözlerin kendi konuşmasında hiç yer almadığını söyleyerek, suçlamaları reddetmişti.

Bu iddianame rezaletine rağmen mahkemeler, barış sürecine ve İmralı görüşmelerine katılan bu iki ismi, mahkum ederek, adeta devletin-iktidarın bu sürecin rövanşını alma kararlılığını ilan etmiş oldu.

Demirtaş da savunmasında bu konuya değinerek, “Kandil’e, İmralı’ya kafamıza estiği için gitmedik. Her gidişimiz ve her dönüşümüz hükümetle belirlendi.” açıklamasını yapmıştı. 14 Temmuz 2014’te kabul edilen Çözüm Süreci Yasası’na da değinerek yasanın, süreçte yer alan siyasetçilerin, akil insanların, gazetecilerin, akademisyenlerin, sivil toplum örgütlerinin yarın bu faaliyetlerden dolayı suçlanmaları durumunda onları korumak amacıyla çıkarıldığını söylemişti.

DEMİRTAŞ: BU İŞİN UCU ÇOK FARKLI YERLERE GİDER

Ancak o yasanın göz ardı edilerek yargılandığını belirten Demirtaş, “Kandil’e gidiş, İmralı’ya gidiş. Bunların hepsi çözüm süreci kapsamında hükümetle koordineli yaptığımız ve bu yasa çerçevesindeki faaliyetlerdi” demişti.

Savcıların, soruşturma makamlarının bu yasa yokmuş gibi davrandıklarına dikkati çeken Demirtaş, “Bu işin ucu çok farklı yerlere gider. Bu yasa kapsamına çok fazla insan giriyor. Eğer suçlamaya dahil edilecekse de hep birlikte hesap veririz. Ne kadar AKP’li yetkili varsa, Cumhurbaşkanı’ndan bürokratına kadar suç işlemişsek hep birlikte hesap veririz. Suçsa suç kardeşim. Yok değilse Selahattin Demirtaş’ın günahı ne?” diye sormuştu.

Erdoğan da herhalde Demirtaş’ın işaret ettiği sorumluluktan kurtulabilmek amacıyla olsa gerek, bu kanuni düzenlemeyi 9 Temmuz 2018’de yayınlanan yetki kararnamesiyle yürürlükten kaldırdı.

Çözüm süreci döneminde soruşturma ve yargılamaya neden olmayan birçok konu, artık suç olarak kabul ediliyor. Ama yargı kıskacına alınanlar sadece HDP’liler ve süreçte görev almış olan muhalif kesimler.

Bu durumda AKP ve Erdoğan, devletin çözüm karşıtı odaklarının da talebi doğrultusunda sadece HDP’yi sürecinin sorumlusu ilan edip sorumluluktan kurtulabilir mi?

Demirtaş’ın çözüm süreci ile ilgili faaliyetlerinin suç sayıldığını hatırlatan avukatı Mahsuni Karaman’a göre, Demirtaş hakkındaki iddianame referans alınarak gelecekte Cumhurbaşkanı Erdoğan da yargılanabilir.

Prof. Dr. Fazıl Hüsnü Erdem’e göre de mevcut durum iktidar açısından da bir tehdite işaret ediyor. Erdem, “Eğer o döneme ilişkin bu tür yargılamalar yapılırsa, ileride Erdoğan hakkında da bu tip yargılamaların yapılabileceği” sonucu çıkabilir” yorumu yapıyor.

Erdem, özellikle rövanşist duygulara sahip bir iktidarın gelmesi halinde bunun pekala mümkün olabileceğini belirtiyor.

“O nedenle bu tür davaların açılması iktidarın kendi ayağına kurşun sıkması anlamına geliyor" diye de ekliyor. (Mahsuni Karaman ve Fazıl Hüsnü Erdem’in açıklamaları, Deutsche Welle Türkçe, Felat Bozarslan haberi, 22 Ocak 2021)

Demirtaş’ın, “Bu işin ucu çok farklı yerlere gider” derken söylemek istediği herhalde tam da bu olmalı.

Nitekim HDP de, Soylu’nun çözüm süreci faaliyetlerini suçladığı o TV gösterisindeki açıklamalarına tepki gösterirken bu konuya dikkati çekiyor.

“Soylu, çözüm sürecindeki görüşmeleri esasen bizim değil Erdoğan'ın günah hanesine yazmaktadır” diyor.

Soylu’nun, çözüm sürecinde Hükümetin bilgisi dahilinde ve kamuoyunun gözü önünde yaşanan tüm barışçı girişimleri suçladığı TV’deki propaganda çalışmasını büyük bir sabırla izledim.

İyi niyetle yapılan barış çabalarını, yasadışı işler, gizli faaliyetler olarak gösteriyor barış sürecini yerden yere vuruyordu.

Onu dinlerken merak ettim.

Barış sürecinin aktörleri, Erdoğan ve AKP yönetimi ile PKK idi. HDP’nin üstlendiği rol, arabuluculuktu.

Şu anda devlet, -PKK’yi saymaya bile gerek yok, ona zaten savaş açmış durumda- hedefine HDP’yi yani aslında görüşmelerin tarafını değil, arabulucusunu koymuş, onunla uğraşıyor, onları yargılıyor, cezalandırıyor.

Soylu’yu böyle konuşturan devlet içindeki odaklar, şimdi Kürtlere, HDP’ye ve barışseverlere kestikleri Kandil ve İmralı hesabını, günün birinde o dönemin yönetimi (Erdoğan ve arkadaşları) için de çıkartırlarsa ne olur?