“Nereden çıktı bu laf?” diyeceksiniz, eminim…

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın sözleri bunlar.

Geçenlerde, PKK’ye karşı sürdürülen operasyonların istedikleri gibi sonuçlanmadığını anlatırken yaptığı ilginç açıklamanın bir yerinde geçiyor.

Akar savunma bakanı ama adeta Saray’ın dışişleri bakanlarından biri gibi çalışıyor. Duvara toslayan ve ülkeye büyük zararlar veren keyfi, ‘Tek adam dış politikası’nın neden olduğu hasarın bir kısmını onarma görevi ona verilmiş, kolay değil işi, koşturup duruyor!..

Arta kalan zamanlarında da Irak’ın kuzeyinde, sınırların hemen güneyinde durup durup yeniden başlatılan PKK ile savaş konusunda çalışmalar yapıyor!

Operasyonlara destek sağlamak için Bağdat’a, Erbil’e gidiyor. Olmadı, bir daha gidiyor...

İktidar malum, barış sürecini sonlandırdıktan sonra savaş konseptine geçerek sınır ötesi operasyonlara devamlılık sağlayan bir politika izlemeye başladı.

Mayıs 2019’dan bu yana PKK’yi Irak’ın kuzeyindeki üslerinden söküp çıkartabilmek niyetiyle, ‘Pençe Operasyonları’ adı verilen harekatları başlattı.

Bunlar, güvenlik güçlerinin PKK'ye karşı yürüttüğü sınır ötesi harekat olan Kararlılık Harekatı'nın devamı olan operasyonlar.

Pençe1, Pençe-2, Pençe-3 Operasyonu ve Pençe-Kartal Operasyonları olarak sürdürüldü.

İktidarın hedefi biliniyor… Kandil’e kadar da giderek, PKK’yi bitiren ya da en azından sınırların iki tarafından temizleyen, zafer kazanmış bir yönetim olarak seçimlere girip, ömrünü uzatabilmek…

Bu amaçla TSK, sınırların hemen ötesinde, Irak’ın kuzeyinde kalıcı üsler kurarak bir tampon bölge oluşturmayı hedefliyor.

HAMASİ BAŞARI HİKAYELERİ VE GARE OPERASYONU

O günlerden günümüze bu operasyonlarla ilgili bir sürü hamasi başarı hikayesi yazıldı, anlatıldı. Buna karşılık farklı kaynaklar ve bölgeden gelen haberler, bu hikayelerin pek de gerçeği yansıtmadığını gösteriyor.

Son olarak, 13 Şubat’ta Pençe-Kartal 2 adıyla Gare’yi de kapsayan bir operasyon başlatıldığı duyuruldu. Bu operasyon, hükümetin bile saklayamadığı bir şekilde fiyaskoyla sonuçlandı.

Çıkan çatışmalarda PKK’nin elinde bulunan 13 rehine yaşamını yitirdi.

Bu başarısız operasyon sonrasında TSK’nin bölgeden çekildiği açıklandı. Buna karşılık uçaklar ve SİHA’larla yapılan bombalama faaliyetlerine devam edildi.

En son 23 Nisan’da, ABD Başkanı Joe Biden’in, Ermeni soykırımını tanıdığını açıklamak amacıyla Erdoğan’ı aramasından hemen sonra, bölgede operasyonlar yeniden başlatıldı.

Adeta, Beyaz Saray’dan iktidara bu konuda yeşil ışık yakılmış gibi bir hava vardı. O havayı, “Tesadüfün böylesi! ABD’nin soykırım kararı, Ankara’nın Kandil operasyonu!” başlıklı yazımda aktarmıştım.

Bu operasyonda da yine savaş uçakları ve SİHA’lar belirlenen mevzilere saldırdı, helikopterlerden bazı bölgelere asker indirildiğine dair haberler gelmeye başladı.

Operasyonun başlatıldığı 23 Nisan’dan 10 gün sonra Savunma Bakanı Hulusi Akar, sürdürülen savaşla ilgili bilgiler verirken önemli açıklamalar yaptı.

"Dağlar, yamaçlar, inmesi binmesi çok zor. Helikopterler yere teker koyamıyorlar. Bugüne kadarki mücadelede yapılması gerekenin hepsi yapıldı. Hava hücum harekatlarında helikopterlerimiz 300-500 sorti yaptı. Maalesef dost bildiğimiz bazı ülkeler PKK'ya füzeler verdiler. Dolayısıyla bunların her biri bizim için büyük bir tehlike, büyük bir risk" dedi.

Akar’ın bu açıklamasındaki, “Helikopterler yere teker koyamıyor” sözleri oldukça ilginçti.

Çünkü savaş helikopterleri dağlık ya da engebeli bölgelerde zaten yere teker koymadan işlerini görürler. Asker ya da malzeme indirirler ya da bindirirler.

Helikopterlerin en önemli özelliği havada sabit olarak durabilme yeteneğine sahip olmalarıdır.

Dolayısıyla bu gerçeği bilenler, Akar’ın sözlerinin ne anlama geldiğini tahmin edebilirler.

HELİKOPTERLER NİÇİN YERE TEKERLEK KOYAMADILAR?

Belli ki helikopterler, PKK güçlerinin engellemesi ile karşılaştılar ve bu nedenle yere teker koyamadılar.

Bu da, işlerin TSK açısından yine yolunda gitmediğinin bakanın ağzıyla itirafı olarak değerlendirilebilir.

Bakan bununla da kalmadı, istenilen sonuçların alınamamasının gerekçesi olarak PKK’nin elindeki savunma silahlarından söz etti.

“Maalesef dost bildiğimiz bazı ülkeler PKK'ya füzeler verdiler. Dolayısıyla bunların her biri bizim için büyük bir tehlike, büyük bir risk" sözleri yukarıdaki tahmini doğruluyor.

Öyle anlaşılıyor ki bu son operasyon da iktidarın istediği sonuçları kısa bir zaman diliminde sağlamaya yetmeyecek. Yani baş aşağıya giden seçmen desteğini tersine çevirebilecek bir haber buradan da muhtemelen gelmeyecek.

Buna rağmen iktidarın, devletin her kademesinden aldığı destekle savaşa devam edeceği ve bölge için planlanan operasyonları gerçekleştirmek için her fırsatı deneyeceği muhakkak.

Bu amaçla hem devlet hem de iktidar, Irak’ın kuzeyinde, Suriye’de yapmak istedikleri gibi bir tampon bölge oluşturmayı hedefliyor.

Geçtiğimiz günlerde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Metîna’da üs kuracağız” diyerek bu niyeti gayet kaba bir şekilde, Irak’ın egemen bir devlet olduğunu hesaba katmadan açık etti. Bu pervasızlık tabii Irak Parlamentosu ve Kürdistan Parlamentosu’nda tepki ile karşılandı. Irak Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’ye protesto notası verdi.

ŞENGAL’E YÖNELİK OPERASYONUN SİNYALLERİ ALINIYOR

Bu kadar da değil, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar geçtiğimiz günlerde beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler ve Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ümit Dündar ile birlikte Irak’ın kuzeyindeki Biliç Tepe Üs Bölgesi’ni ziyaret etmeleri başka bir diplomatik skandala neden oldu. Bağdat yönetimine haber vermeden bu ülke topraklarında kurulan bir üssü ziyaret ederek, tıpkı Soylu gibi Irak’ın egemenliğini hiçe saymış oldu.

Görüldüğü gibi mesele sadece PKK ile savaşıp örgütü iyice zayıflatmak ya da yok etmekten ibaret değil. İktidar ve onu destekleyen devlet odakları ve hatta HDP hariç siyasi partiler, Kürtlerin sınırların ötesinden de sökülüp atılmasını ve iyice sindirilmesini içeren bu projeyi destekliyor.

Bu projenin en önemli ayağını Şengal’e girerek oraya yerleşmek niyeti oluşturuyor. Amaç, sadece Kandil ile Rojava’nın ilişkisini kesmek değil.

Hatta açıkça ifade edilmese bile hedef, Musul vilayeti de olabilir.

İktidarın Kürtlere ve bölgeye ilişkin bu projeleri, yeni Osmanlıcı hayallerinin hala devam ettiğini gösteriyor.

Son günlerde TSK’nin Şengal’e yönelik bir operasyon için de hazırlıkları olduğuna ilişkin belirtileri, haberleri bu kapsamda değerlendirmek gerekir.

Tabii hayaller başka, gerçekler, hele de Ortadoğu gerçekleri çok daha başka.

İktidar, helikopterlerin tekerleklerinin sağlam bir zemine basmasını istiyorsa, biran önce o helikopterlerin üslerine dönmelerini sağlayacak barış politikalarına yönelmek zorunda.

Bölgede Kürtleri yok sayarak, onlara rağmen yeni bir düzen kurmak ya da istikrar sağlamak söz konusu değil.

Bu iş, 8 sene sonra zararlarını da göze alarak Mısır’dan özür dileyip normalleşmeye benzemez.

Bu meselenin telafisi olmaz.

Saray’ın amatör dış politika uzmanlarına duyurulur!