Bir yandan MHP fırtınası esip duruyor memlekette…

Partinin lideri Bahçeli bir türlü yola gelmeyen, diz çökmeyen HDP’nin kapatılmasını talep ediyor.

AKP’den pek destek mesajları gelmeyince işi daha da ileriye götürerek Cumhuriyet Başsavcısı’na bir ay süre tanıyor. “Siz talep etmezseniz ben kapatılması için dilekçe vereceğim” diyor.

Aynı günlerde başta Cumhurbaşkanı Erdoğan ve iktidar sözcüleri ABD ve Avrupa karşıtı söylemlerinden 180 derece dönüşler yaparak Batı dünyasına inanılmaz sıcak(!) mesajlar veriyorlar.

“Bizim geleceğimiz Avrupa. Biz Avrupalıyız” diyorlar.

ABD’nin yeni başkanı Biden’ın göreve başlamasıyla beklenen değişimlere şimdiden ayak uydurabilmek amacıyla olsa gerek, birden bire o sert, tahrik edici, militarist tonlu dış politikayı terk ediyorlar.

Hatta yarattıkları Doğu Akdeniz bunalımı sırasında “Ezer geçeriz” diye tehdit ettikleri Yunanistan’la ‘istikşafi’ (Tanıma amaçlı) görüşmelerin başlaması için ısrarlı oluyorlar.

Söylemedikleri hakaret kalmayan Fransa Devlet Başkanı Macron’a ilişkilerin düzeltilmesi çağrıları yapıyorlar.

İsrail’e haber uçuruyorlar, Körfez ülkeleri ile yeniden ilişki kurabilmek için türlü yolları deniyorlar.

TC’nin dış ilişkilerinde militarizmi, askeri gücünü kullanan bir ülke değil de uluslararası normal yöntemleri tercih eden barışsever bir ülke olduğunu anlatmaya çalışıyorlar.

Anlatabiliyorlar mı? Orası biraz karışık.

Şimdiye kadar Ankara’nın bu söylem değişikliğinden etkilenen ve inanan bir ülkeye, lidere ya da uluslararası kuruluşa rastlamadım. Aşağı yukarı hepsi, “Artık lafların değeri yok. Biz bu lafları çok işittik. Şimdi adım atma zamanı. Onları bir görelim hele” dediler.

AVRUPA’NIN, BATI’NIN GÖRDÜĞÜ TÜRKİYE MANZARALARI

Kısa bir süre içinde de gördüler… Gördüler ama bekledikleri şeyleri değil...

Gördükleri şey, MHP Genel Başkanı Bahçeli’yi eleştiren iki gazeteci ve bir üst düzey politikacıya yönelik kanlı saldırılar oldu.

17/25 Aralık’taki tutumunu hatırlatarak Bahçeli’yi eleştiren Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ ile kendisini ziyaret eden Özdağ’ın eleştirilerini köşesine taşıyan Yeniçağ Gazetesi’nin Ankara Temsilcisi Orhan Uğuroğlu, Ankara’da saldırıya uğradıkları saldırıda yaralandılar.

Bir gün önce de yine MHP’ye yönelik eleştiriler dile getiren eski Ülkü Ocakları Başkanı ve KRT programcısı avukat Afşin Hatipoğlu, İstanbul’da bir grubun saldırısına uğramıştı.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, Selçuk Özdağ’ın eleştirilerine karşı “dönek, hain, oportünist, revizyonist, bukalemun, satılmış, satıcı” gibi lafların sıralandığı tweetler atmıştı.

Daha önce de benzer eleştiriler yüzünden İYİ Parti’den isimler, bazı milliyetçi gazeteciler sokak ortasında dövülmüş, hatta bu dayak olaylarına bazı MHP’li siyasetçiler açıkça destek vermişti.

Bu sefer de yine MHP cenahından, “Çok iyi olmuş” şeklinde saldırıları kutlayan açıklamalar sosyal medyada yer aldı.

Buna karşılık iktidar cephesinden uzunca süren bir sessizlik sonrasında alt düzey bazı kınama açıklamaları yansısa da saldırıların öznesi olan Bahçeli ve Erdoğan’dan bu yazının yazıldığı saatlere kadar bir tepki gelmemişti.

Oysa bu saldırıların bir merkezden yönetilen organize ‘terör’ saldırıları olduğu konusunda ortak bir görüş oluşmuş durumda.

BİR YANDAN AVRUPA SÖYLEMLERİ BİR YANDAN BASKILAR

Bir yandan iktidarın ABD’ye, Avrupa’ya, sağa sola yönelik ılımlı mesajları ve “Bizim yerimiz Avrupa’dır “ güzellemeleri, bir yandan ülke içinde muhalefete yönelik giderek dozu artan baskılar…

MHP’nin, HDP’nin kapatılmasına ilişkin adeta Cumhuriyet Başsavcılığı’na yönelik ültimatom niteliğindeki, “Siz açmazsanız biz dava açılması için başvuracağız” açıklaması…

Oysa HDP’nin kapatılması ve Kürtlerin ve demokratik muhalefet bileşenlerinin Meclis’ten çıkartılması kolay bir iş değil.

Böyle bir operasyon, bir anlamda Türkiye’nin Avrupa ve Batı ile ilişkilerini tümüyle kopartması anlamı taşıyacağı için bir dönüm noktası önemine sahip.

Tabii Bahçeli’nin bu girişimi sadece Kürt düşmanlığından kaynaklanmıyor.

MHP’nin dayandığı devlet yapısı içinde ülkeyi Avrupa’dan tamamen uzaklaştırmak ve ülkeyi bir Ortadoğu diktatörlüğüne dönüştürmek isteyenlerin olduğu bir sır değil.

Bütün bunlar, MHP hareketinin kurucu lideri Türkeş’in 1995’te TÜSİAD’ın hazırladığı Kürt raporunda yer alan, Türkiye’nin sosyal anlamda bir mozaik olduğuna ilişkin söylemine karşı, “Ne mozaiği ulan!” lafını hatırlatıyor bize…

Bahçeli de adeta bu ısrarlı tavrıyla, “Ne Avrupası ulan” diyecek gibi görünüyor.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar ise, HDP'ye yönelik kapatma davası açılma çağrılarına ilişkin, "O çok sevdikleri iktidardan sona doğru daha hızlı yaklaşmalarına neden olacak. Buyursunlar deneyip görsünler" dedi.

Bence deneyemeyecekler.

Ama HDP’yi fiilen kapatmasalar da hazine yardımını keserek ve milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırarak Meclis’ten dışlamaya çalışacaklar.

Başarılı olabilirler mi?

Şimdiye kadar olabildiler mi?